1. alman tvlerinde yayinlanan bir filmi vardi, türkiye'de asker kacagi olarak araniyor, sorunu cözmek icin parali evlilik yapiyordu, arada da alman hatunu götürüp, japon komsusuyla beyzbol izliyordu.

    edit: ilk entry gidince manası kaçmış.. ufakça rötuşladım..
  2. duvara karşı'yı izleyip sinema salonundan çıktıktan sonra aciz bünyemde öncelikle münasip bir duvara toslayıp ardından eve geldigimde en yakın bira kutusunu tüketmek, boşalan kutuyu duvara fırlatıp kanepede uyuyakalmak istegi yaratan insan. çok şahsi fikrimce duvara karşı'daki rolüyle sibel kekilli'nin oyunculugunu çogunlukla gölgede bırakmıştır. film onunla başlamış, onunla bitmiştir.-artık benim için de her şey onula başlayacak ve bitecektir.- tüm serseriliginin yanında kimi sahnelerde gözlerine yerleşen şaşkınlık, çaresizlik ve sevgi dolu bakışlar, kelimelerle anlatılamayacak kadar etkilidir. hem, bir insanın "çöpe attım!" deyişi bu kadar mı şahane olur?!
    acilen yeni filmlerde oynamalı.
    bir de ben istiyorum bunun gibi bir tane.
  3. muhtesem performansi ile filmi* gercek kilmis, her aninda oynamamis, yasamis, gercekten muthis bir aktor.
    ustelik inanilmaz karizmatik ve istediginde muthis sevimli bir simasi var. cok garip, cok farkli bir adam belli ki.
    bu performansi gorseydi bukowski*, mickey rourke asla o rolu kapamazdi barfly'da. bundan daha guzel oynanamaz cunku hayattan vazgecmis acili bir ruh.. (oyle ki unel'in performansinin yaninda rourke zihinsel ozurlu birini oynar gibi kaliyor.)