şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: #7718766)
    (bkz: #7731077)
  • hz. ali 'nin sözü; "kuran-ı kerim ne ise fatiha odur, fatiha ne ise besmele odur, besmele ne ise b odur. işte ben b'nin altındaki noktayım" der.
    o yüzden b ile başlamak lazım diyerekten mevlana dinle diye başlamıştır mesnevi 'ye.
  • (bkz: mesnevi/@syd)
  • üstad yahya kemal beyatlı'nın "ismail dedenin kainatı" adlı muazzam şiirinde geçen büyülü ifade...

    şiir, tahlili bu sayfalara sığmayacak bir zihniyet dünyasını öylesine resmeder ki, kainat adeta tennure giymiş bir semazendir artık…

    mesnevî şevkini eflâke çıkarmış nâyız
    haşredek hemnefes-i hazret-i mevlâna'yız

    sîne sûrâh-be-sûrâh kanar vecdinden
    teşne-î zevk-i ezel leb-be-leb-î sahbâyız

    şeb-i lâhûtda manzûme-i ecrâm gibi
    lâfz-ı "bişnev"le doğan debdebe-i mâ'nâyız

    meyi peymâne-be-peymâne döken sâkîden
    yine peymâne diler neşve-i ser-tâ-pâyız

    şems-i tebrîz hevâsıyle semâ üzre kemâl
    dâhil-i dâire-î bâl ü per-î monlâyız
  • farsça şenidan masdarından emir kipi. dinle anlamındadır. mesnevi'nin ilk kelimesidir, ilk hitabıdır, ilk emridir, ilk davetidir.

    kur'an'ın ilk emri oku olmasına rağmen onu dinlemek onu okumak kadar, hatta bir açıdan belki de daha kuvvetli bir emirdir. her cuma hutbesinde tekrarlanan bir ayette, araf suresinin 204. ayetinde allah der ki, "kur'an okunurken onu dinleyiniz ve susunuz. umulur ki size merhamet olunur." aynı şekilde furkan suresin’deki “onlar, kendilerine rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, bu ayetlerin üzerine sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır,” ayetiyle de dinlemenin ehemmiyetine işaret edilir.
    bu ayetler ve daha niceleri hem kemal-i dikkatle, hem hiss-i haşyet ile, hem saygı ile sadece hitabı anlamak için değil, ubudiyeti ve teslimiyeti göstermek için de kelam-ı ilahi’nin dinlenmesi gerektiğini vurgularlar.

    mesnevi'nin bidayetindeki bu emir-rica karışımı "bişnev!" de kur'an'daki emre bir telmihtir. ciddiyete davettir. bu mesnevi’yi alelade bir hikaye dinler gibi, laalettayin değil, çağları aşan bir mürşidin davetine kulak verir gibi dinleyin. kur'an'ı nasıl allah’tan gelen bir name gibi dinliyorsunuz, mesnevi'yi de kainatı ve bahusus insanı kur'an’ın lisanıyla okuyan bir tercümanı dinler gibi dinleyin. mahlukatta allah'ın kudret ve hikmet eserlerine nazır tefekkür menfezleri açan mualla bir mürşidin sohbet halkasındaymış gibi kemal-i edeble kulak verin ondaki temsillere ve hakikatlere. mevlana ki celal sahibidir, sert mizaçlıdır. bişnev, fıtraten mecla-yı ism-i celal ve hakim olan mevlana’nın hakikat söyleyen tok sesini ve allah diyen nefesini hem edeble, hem haşyetle, hem saygıyla ve bütün bunların yanında ünsiyetle dinleyin anlamına gelir.

    allah en iyisini bilir ama belki de kitab-ı ilahinin her suresinin b harfi ile başlamasındaki hikmetlerden biri de bu dinleyin emrinin işareten tekrarıdır. merak ilmin hocası olduğu gibi kulak vermek dahi ilme açılan kapının evvel emirde miftahıdır, anahtarıdır.

    hazreti ali (ra) efendimize izafe edilen bir sözde "ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı," denir. bu kelamı tefsir edenler o noktanın, besmeledeki be harfinin teknesinin altındaki nokta olduğunu söyler. şu nokta kıymetli bir nükteyi taşır: nasıl ki kainat kuran'da mündemiçtir, fatiha dahi kur'an'ın mücmel bir fihristesidir. başındaki besmele fatiha'nın yüksek manalarını kapsar bir cevherdir ve o besmele'nin başındaki "be" dahi, tıpkı koca bir ağacı kalbinde taşıyan bir meyve gibi o manalara hamiledir. ve be'nin altındaki nokta ise o meyvenin çekirdeği gibidir, ta bütün o ağaç bir tek çekirdekten biiznillah sümbülleniverir ve mümbit bir dimağda misliyle neş'et eder.
  • (bkz: dinle)
  • ba'sı besmeleye, şın'ı şeriate, nun'u nübüvvete ve vav'ı vilayete işaret olduğunu iddia edenler de vardır.
  • mesnevî'nin bir tür özetini teşkil eden ilk onsekiz beytidir:

    1-bişnev in ney çün hikâyet mîküned
    ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

    dinle, bu ney neler hikâyet eder,
    ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

    2-kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
    ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend

    beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan
    erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

    3-sîne hâhem şerha şerha ez firâk
    tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk

    iştiyâk derdini şerhedebilmem için,
    ayrılık acılarıyle şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.

    4-herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş
    bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş

    aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,
    orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.

    5-men beher cem’iyyetî nâlân şüdem
    cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem

    ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. bedhâl (kötü huylu)
    olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.

    6-herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men
    vez derûn-i men necüst esrâr-i men

    herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu.
    içimdeki esrârı araştırmadı.

    7-sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist
    lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst

    benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. lâkin her gözde onu
    görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.

    8-ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst
    lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst

    beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir.
    lâkin herkesin rûhu görmesine ruhsat yoktur.

    9-âteşest în bang-i nây ü nîst bâd
    her ki în âteş nedâred nîst bâd

    şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir.
    her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.

    10-âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd
    cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd

    neydeki âteş ile meydeki kabarış,
    hep aşk eseridir.

    11-ney harîf-i herki ez yârî bürîd
    perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd

    ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. onun makam perdeleri,
    bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.

    12-hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd
    hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd

    ney gibi hem zehir, hem panzehir;
    hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür

    13-ney hadîs-i râh-i pür mîküned
    kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned

    ney, kanlı bir yoldan bahseder,
    mecnûnâne aşkları hikâye eder.

    14-mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist
    mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst

    dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk
    etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur

    15-der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd
    rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd

    gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. o günler, mahrûmiyyetten ve
    ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu –yânî, ateşlerle, yanmalarla geçti - .

    16-rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst
    tû bimân ey ânki çün tû pâk nist

    günler geçip gittiyse varsın geçsin.
    ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..

    17-herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd
    herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd

    balıktan başkası onun suyuna kandı.
    nasibsiz olanın da rızkı gecikti.

    18-der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
    pes sühan kûtâh bâyed vesselâm

    ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar.
    o halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.
  • --- spoiler ---
    #9054363
    hz. ali 'nin sözü; "kuran-ı kerim ne ise fatiha odur, fatiha ne ise besmele odur, besmele ne ise b odur. işte ben b'nin altındaki noktayım" der.
    o yüzden b ile başlamak lazım diyerekten mevlana dinle diye başlamıştır mesnevi 'ye.
    --- spoiler ---

    dinle
    bir de bu söz ömer tuğrul inançer in sesinden dinleniyorsa, oracığa yığılır kalır insan, o kadar diyorum. o kadar
  • " b’ nin noktası, anlayabilenler için bilimin tâ kendisidir. bizzat hz. peygamber tarafından, ilim şehrinin kapısı olarak vasıflandırılan hz. ali (r.a.), “ilim bir nokta idi, onu câhiller çoğalttı.” buyuruyor.

    o noktaya da “tevhîd-vahdet (birlik) noktası” denir. bütün ilimler o tevhîd noktasını öğrenmek içindir."

    ömer tuğrul inançer

    ---

    dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, mâneviyâtı idrâk
    etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur

    ---