şükela:  tümü | bugün
  • kitabin huseyin asiroglu cevirisinde lefkosadan "lefkose", girneden kyrenia diye bahsedilmesi oldukca sinir bozucu bir ayrintidir
  • lawrence durrellin 4 yıl yaşadığı kıbrıs adası ve kıbrıs sorunu üzerine kaleme aldığı kitap.
  • yazar lawrence durrell'ın kıbsıs'la ilgili hayli oryantal otobiyografik romanıdır.
  • içinde dekolonizasyonla beraber, ingilizlerin adadan çekilme sürecini ve buna sebep olan koşulları da bulabileceğiniz kitap. evet oryantalisttir ama durrell'in bakışı, kıbrıs'ı egzotik bir tatil adası olarak görmeyen tehlikeli bir bakıştır.
  • kıbrıs'ın acı limonları

    lawrence durrell
    can yayinlari

    "osmanlı yönetiminde halkın temsilcileri oy çoğunluğuna sahipti. ingiliz yönetiminde halkın temsilcileri yönetimden tamamıyla dışlandı. türkler burada üç yüz yıl kaldı, ingilizler yetmiş yedi. ... venedik için bir kalyon olan ada şimdi bizim için bir uçak gemisi, savaş gemisi. elimizde tutabilir miyiz? ... kurnazca yönetmelisiniz. ... her yunan köylüsü kendini öyle hissetmeliydi ki enosis ateşi devam edebilsin. gerçeklerin desteklemediği şeyi, uydurmalara dayanan duygular başarabilirdi..."

    kıbrıs’ın acı limonları, yüzlerce yıl barış içinde bir arada yaşamış iki halkın nasıl karşı karşıya getirildiğini, 1950’lerin sonlarına doğru körüklenen yangının bugün hâlâ çözülemeyen kıbrıs sorununu nasıl yarattığını gözler önüne seren gözlemlerle dolu. iskenderiye dörtlüsü ile avignon beşlisi’nin usta romancısı lawrence durrell, 1952’den 1956’ya kadar yaşadığı cennet güzeli kıbrıs’ın nasıl bir cehennem adasına döndüğünü anlatıyor.

    kaynak: http://www.kitapyurdu.com/…aci-limonlari/97967.html

    ayrıca orijinal ingilizcesi için de; http://www.amazon.com/…rence-durrell/dp/1604190043/

    (bkz: kıbrıs romanları)
  • "ağaçların sahipleri. meşe ağacı zeus'a aittir. "yediğiniz kozalaklar bilgiydi." palmiyenin sahibi hermes'ti, daha sonra apollon hem palmiyenin hem defnenin sahibi oldu. incir ağacı demeter'e aitti - bakhüs'ün*** kutsal organı o ağaçtan yapılmaydı. firavuninciri* mısırlılar için hayat ağacıydı. çam ağacı kibele'ye aitti. karakavak ve söğüt özellikle kış gündönümüyle bağlantılıydı, bu yüzden de pluton ve persephone'yle, ama akkavak, kendisini yeraltı dünyasından alıp getiren herkül'ün* ağacı olduğu iddiasındaydı. dut ve mandalina ağaçları için bir şey bulamadım..."

    kıbrıs'ın incisi, çekimin asıl merkezi. makarios boşu boşuna villasını, malikanesini, havuzunu, hizmet oğlanlarını buraya kondurmamış. girne'ye yakın tarih için gidiyor değilseniz, denize, kuma ve casinolara da gömülmeyecekseniz bir numara bellapais. yerel bir rehberiniz olursa daha güzel olur, bu rehber tarih, mitoloji, etimoloji biliyorsa daha güzel olur. beşparmak dağları'nı, bellapais'in 4 servi mi çam mı ne anıt bırakan rahibelerinin öyküsünü anlatması gerek birinin. orada hiçbir şey yapmadan bile güzel zaman geçirilebilir. zaman akıtılır. hemen dibinde huzurağaç (idleness tree) var, bereket ingilizler ve yabancı turistler sayesinde lawrence durrell'ın sefahat mekanı günümüze sunulmuş. türkler pek bilmeden/ilgilenmeden geçiyorlar oradan. edebiyat turizmi için biçilmiş kaftan. o durrell ki ingiliz sefaretinde/valiliğinde çalıştığı zamanlardan kalma gözlemlerini bitter lemons of cyprus (kıbrıs'ın acı limonları) adıyla edebileştirmiş. tarihi de insan malzemesini de iyi gözlemlemiş. rahat etmelik ve fotoğraflamalık da çok şey var, hele belki kışın fırtınalı zamanlarda daha bir içini döker şehir. liman bölgesindeki mimari tipik olarak italyan. damgasını vuran manastırlar, ortaçağ öyküleri, efsaneleri ile fransızlar ve tapınak şövalyeleri. dilini, yumuşaklığı ve politikliği ise ingiliz sömürgeciliğinden kalsa gerek. yumuşak insanlar, acıları var, hırslar elbette yok değil. güzel içiyor ve eğleniyorlar. para harcamayı da kazanmayı da seviyorlar.

    kıbrıs'ın acı limonları'ndan bir türk şarkısı/türküsünün sözleri:
    girne'ye gidersen
    surların içine girme..
    girersen, çok kalma.
    çok kalırsan, evlenme.
    evlenirsen, çocuk yapma!

    "biz* rus ya da alman olsaydık, enosis sorunu yarım saatte çözülürdü -kitle halinde öldürme ve tehcirlerle. hiçbir demokraside bu paralelde düşünülmez."

    "adalıların yaradılış özeliklerini ilk kez onun aracılığıyla tanıdım, onların mizaçları anavatan yunanistan'ında yaygın olan dışadönük yaradılışlı insanlarınkinden farklı. nezaket üsluplarında fark var. kıbrıslıların kendi aralarında bile daha resmi olduğunu gördüm."

    "çalışmak zordur, çalışmamak daha zor." [kıbrıs rum atasözü]

    "papazın oğlu şeytanın torunudur." [kıbrıs rum atasözü]

    "iki şey hızlı yayılır -dedikodu ve orman yangını." [kıbrıs atasözü]

    "yunan kabinelerinin istikrarı hiçbir başka ülkede görülmediği biçimde kamuoyuna bağlıdır."

    "hiçbir yunan kımıldamadan duramaz, ayağını hafif hafif yere vurur ya da kalemini tıkırdatır; dizinden aşağı bacağını sallar durur ya da diliyle sesler çıkarır. türk'ün sürüngen sessizliği ve dikkatiyle kaya gibi duruşu vardır."

    "ada hayatı istediği kadar renkli olsun, sınırlı bir hayat, deneyimlerinizi parselleseniz iyi olur, çünkü er ya da geç öyle bir noktaya ulaşırsınız ki artık her şeyi biliyorsunuzdur, her şey tekrarlana tekrarlana bayatlamıştır."

    "müslümanlara özgü, keyf denen o olağanüstü güzel nitelik ona da bahşedilmişti -sessizlik ve huzurdan gelen tefekkür. düşünceye ya da hayale dalmak değildir bu; daha derin bir şeydir, kendisine "mutlu muyum ya da mutsuz muyum?" sorusunu bile sormayan iradenin dipsiz bir dinlenmeye çekilmesidir."

    "bir iniltiyle dalgınlığımdan uyandım, bir an sabri'nin odalardan birinde tahta işleriyle ilgili korkunç bir gerçeği keşfederek kendi kendisini boğazladığından* korktum. ama hayır. nedeni düveymiş."

    "bir yunan'ın elinden silahını almak istiyorsan, onu kucakla."

    "artık sen benim dostumsun, hep öyle kalacaksın, sen istersen vazgeç."

    ie xr n (büyük harflerle) = "hazret-i isa galebe çalacaktır*."

    "aptal bir adam için 'komşulara duyurmadan karısını dövebileceğini sandı' derler."

    "gençliğin* harika bencilliği*! kendisinde emirlere uyma yeteneğinin olmamasından kaygı duyuyor."

    lawrence durrell'ın kıbrıs'ın acı limonları'nda baphomet hakkında da konuştuğunu anımsar gibiyim. evet şöyle: "(kıbrıs'ta) baf hala baffo olarak anılıyor. romalı tarihçilerin meta ya da biçiminden dolayı değirmen taşı dedikleri bir taşa tapınılıyor... öte yandan templier'lerin bir puta, ya da nasıl bir nesneyse onların baffometus*** dedikleri nesneye tapmakla suçlanmışlardı; bu adla ilgili her türlü akla gelmedik açıklama yapıldı... ama ya bu adın anlamı düpedüz 'baf taşı' idiyse?"

    "hiçbir yunanlı aforizmaya dayanamaz; biçiminden dolayı onun doğru olduğuna inanacaktır, yanlış bile olsa." [bu hitabete çok duyarlı olan türkler için de geçerli.]

    (bkz: huzurağaç), incir/@ibisile, karaağaç/@ibisile
    (bkz: kıbrıs/@ibisile)
  • "acayip ve gerçekdışı olan şey hızla normal olmaya başlıyordu. zamanın dışında ama değer verilen bir düzenin sınırları içinde yaşayan bir adanın yumuşak, vurgusuz sessizliğine kuşaklar boyu sahip olmuş olan kıbrıs'ın derin sessizliği değişmişti:yeni bir korkunun derin sessizliğine yakalanmıştı. yönetimin artık yuvasını dağıtamadığı ya da denetim altında tutamadığı terörün karanlık gölgeleri ve hayaletleri karartıyordu havayı. insanların sokaktaki güvenliğini sağlayamadığınız bir yerde ,uyruğunuz altındaki kişilerin siyasal özgürlüğü ikinci planda kalırdı."

    kıbrıs'ın acı limonları, lawrence durrell

hesabın var mı? giriş yap