şükela:  tümü | bugün
  • kaygısizlar isimli dizinin müziinde geçiyodu
    "biz bize benzeriz
    bizler kaygisizlariz" deyrekten.
  • başta atatürk tarafından olmak üzere, sınıfsız toplum yaratma amacıyla benimsetilmeye çalışılmış ideoloji
    bununla alakalı
    (bkz: türkün türkten başka dostu yoktur)
    istisnalar içinse
    (bkz: beş parmağın beşi bir olmaz)
  • bir aziz nesin kitabı.
  • boylesi bir deyis ki icimize islenmisler arasinda..
    birinci soru: biz kimiz?
    ayrica: biz herkimsek herbirimiz o derece "biz"sek ve kısaca biz diyebilirsen herbirimize, adimiz kendilerimiz kalmamissa artik, zaten biz olan bize benzemek nasil olabilmekte?
    üstelik: benzemek olmakla aynı kefedeyse kelimenin varligi bunu ifade ededururken ayrica bir ozlu soz halinde piyasaya sunmanin manasi ne oladir?
    (bkz: biz ah biz)
    (bkz: ah biz esekler)
    (bkz: kafa karisikligi)
  • ".....hep bir hallı turhallıyız
    biz bize benzeriz
    yüzbin kere tövbe eder
    gene şarap içeriz

    at bizim avrat bizim
    silah bizim şan bizim
    namus belasına kardaş
    yatarız zindan bizim....."
    (bkz: namus belası)(bkz: cem karaca)(bkz: moğollar)
  • "...ve birbirimizi kendimizden iyi biliriz. bundandır sözcüklerin anlamsızlığı; sevmenin, öfkenin, huzurun, küsmenin zamansızlığı..."
  • kurtuluş savaşı'nın ardından sloganlaştırılan söz...
  • bu ülkede yanlış giden, çelişik olan her şeyin kılıfı. bi boka benzemeyizin ideolojik retoriği..tabi bu arada kalmışlık sadece bize has değil, sentezlerle, melezlemelerle kimlik inşa etmeye çalışan tüm üçüncü dünya uluslarında rastlanan bir olgudur.
  • aslen; "ne avrupa ne de sovyet rusya medeniyet çemberidir bizim yerimiz, ikisi de bizim üzerimize pek uymaz" mealinde söylenmiş bir sözdür. zaten "muasır medeniyet" kavramının illa ki avrupa'yı (ya da batıyı) işaret ettiğini zannetme yanılgısı da atatürk'ten sonra gerçekleşen bir hadisedir.
  • " o zaman, uluslararası vasıflı herşeye karşı ankara'da büyük bir ürküntü vardı; hatta din bile gayr-ı milli olduğu, uluslararası bir nizam ifade ettiği için yadırganıyordu. uygarlığın, bütün ileri memleketler için müşterek vasıflarında bile şüpheli noktalar seziyorlardı. daha sonraları bu kompleks 'biz bize benzeriz' şeklinde bir ifade de buldu.
    (...)
    bir gün halk partisi genel sekreteri [saffet arıkan] bizim bize benzeyişimizi daha elle tutulur bir şekilde şöyle anlattı:

    - azizim! türkiye bir yumurtaya benzer. herşeyimizi bu yumurtanın içindedir. bu içerdeki şeylerin dışarıdakilerle hiçbir ilişkisi yoktur. inkılaplarımız, davalarımız hep bu yumurtanın içinde!"*

    bu yumurtaya kuluçkaya yatmış olanların en korktukları şeylerden birisi sıradan yurttaşların başka yumurtalarla benzeşme, kendilerini onlarla karşılaştırma ihtimalinin algı değişikliğine yolaçmasıdır.
    yumurtanın yumurta olarak kalabilmesi için kuluçka sahiplerinin ayrıntılı karşılaştırmadan daha ziyade iddiaya dayanan çözümlemeleri iki nedenden dolayı böyledir: ilki, yumurtanın içinin türdeş, homojen olduğu ya da bir başka deyişle, ırksal ve kültürel birlik öncülü hareket noktasıdır. yumurtanın herşeyi bir arada tutan takdis edilmiş kabuğunun adı ulusal kimlik olur. kabuk, şanslı ya da şansız bir şekilde yumurtanın ne kadar istisna olduğu, ("tek ve türk" olduğu) anlatısının pedagojisiyle tahkim edilir ve bu da ikinci nedeni oluşturur. pedagojik formasyon ise daha çok, hem yumurtadan civciv çıkacak kuş çıkacak sorunsalının hem de çıkan civcivin ola ki kuşun davulcuya yahut da zurnacıya kaçmasının önünü almak içindir.

    oysaki dünyanın bütün horozları, tavukları ve yumurtaları birbirine benzer. hatta bunların benzemez olduğunu söyleyenler bile birbirine benzer.