şükela:  tümü | bugün
  • youtupta çeşitli programlarda
    herkesin filmine kafa göz dalan kanka reyizler film yapmışlar. filmi nasıl yapmışlar bilmiyoruz ama fragmanı pek yapamamışlar. bir kaç tane kötü espiriyi art arda sıralayıp, altına tek düze stok bir müzik atıp, oyuncuların kafalarını gösterip salmışlar piyasaya. yazık, şunu bilen birilerine yaptırın. ne göreceğiz sinema perdesinde, ne vaadediyorsunuz; bir tutam şebnem bozoklu enerjisi, yarı deli bir özge özpirinççi. onun deli deli konuşmalarına ağız dolusu kahkaha atan ama kendisi de az olmayan çılgın yaşlı hümeyra. berrak reyiz ve liselilerin sevgilisi boran kuzum. engin öztürk falan. tatile çıkmış, eğlenen, dans eden, hep beraber havuza atlayan bir grup ilgi çekici kast. görsellik, estetik doyuruculuk vaadi yok. konu ya da hikaye hakkında veri de yok. olabilir, tercihtir. “biz böyleyiz” diyerek de “ister gelirsiniz ister gelmezsiniz. biz filmimizi yaptık, filmi çekerken çok da eğlendik, en kötü akşam evde oturur kankalarla izleriz, size ihtiyacımız yok pis fakir yalnızlar” mesajını da vermişsiniz. e ne diye perdede izleyelim bu filmi? dijitürk ya da netfixe düşünce şöyle bir bakarız, biz de böyleyiz, ne yapalım. oysa ki sizin gibi filmleri kafa göz hunharca eleştiren truffua’ya kayınpederi “çok biliyorsan kendin yap” dediğinde adam sinemanın genetiğini değiştirmişti. bizimkiler anı olsun diye akşam evde arkadaşlarla izlemelik film yapmışlar. ya da çok kötü bir tanıtım yapmışlar bilmiyoruz. yine de youtupta gözü kapalı sağa sola sallamalarını seviyoruz ve emeğinize sağlık, “olsun” diyoruz.
  • şebnem bozoklu gibi film:
    samimi olmaya çalışan, ama itici.

    berrak tüzünataç gibi film:
    kahkaha üstüne kahkaha, ama komik değil.

    engin öztürk gibi film:
    kendini cool sanıyor, ama sıradan.

    meriç aral gibi film:
    sempatik görünmeye çalışıyor, ama yapmacık.

    hümeyra gibi film:
    genç ve enerjik durmaya çalışıyor, ama yaşlı.

    özge özpirinçci gibi film:
    özgürlükçü gibi görünüyor, ama bağnaz.

    boran kuzum gibi film:
    hatay medeniyetler sofrası görünümlü, ama sokak arasındaki 'tavuk döner + ayran 5 tl'.

    ------

    not: bu yazı hiçbir kişi ve kurumu hedef almamaktadır. tamamen, oyuncuların filmdeki karakterleri üzerinden değerlendirilmiştir. yazı sırasında hiçbir hayvana zarar verilmemiştir.
    (c) 2020, kerkenmen film.
  • caner özyurtlu ve melikşah altuntaş'ı seven birisi olarak söylüyorum, inanılmaz kötü bir pr yapılmış filmdir. arkadaşlarınızın pr'ınızı yapması tatlı bir olay olabilir ama hepsi yine takip ettiğimiz insanlar olunca özellikle sosyal medyada bu filmden başka bir şey göremiyoruz resmen. izlemeden sıkıldık filmden.
  • filmdeki oyuncuların sürekli birbirimizi çok seviyoruz çok samimiyiz süper eğlenceli çekimler yaptık tadındaki fotoğraflarını göre göre izlemeden soğudum filmden.
    edit:imla
  • bir grup suya sabuna dokunmayan, seküler, tuzu kuru genç yetişkinin hikayesini anlatan bir yaz filmi. * çok güzel evlerde, yazlıklarda, son model arabalarda ya da dört başı mamur sofralarda geçen; iş güç, mesai mefhumlarından uzak, gelecek kaygısından âzâde bir dramedi.

    --- spoiler ---

    beril * karakterinin babaanne uyurken onun çekmecesindeki fotoğrafları bulup neziş'in * gizli bir gençlik aşkı olduğunu düşünmesi bana biraz zorlama geldi. "bu kıza da şurda kilit bi' rol verek" kafasıyla yazılmadığını düşünmek istiyorum. dolunay*, emre * ya da gökçe * bulsa o fotoğrafları daha mantıklı olurdu. gökçe (ya da dolunay) "bu adam dedem değil, kim acaba?" diye düşünüp araştırabilirdi. emre "neziş'le dedenizin fotoğraflarını buldum" dese, dolunay ve gökçe'ye gösterse ve olaylar gelişse de daha inandırıcı olurdu sanki.

    oyunculukları genel olarak samimi bulmakla birlikte favorilerim hümeyra, boran kuzum, şebnem bozoklu, meriç aral ve şaşırtıcı bir şekilde berrak tüzünataç. berrak bariz bir şekilde (kısmen) kendini oynuyor ama sanılanın aksine kendini oynamak hiç kolay değil. aşırı karikatürize olmuş ya da idealize edilmiş bir karakter çıkabilirdi ama öyle olmamış. şunu da gözlemliyorum ki herkesin bir favori karakteri olmuş filmde. filmin yaratıcıları için güzel bir haber bu.

    karaoke barda melikşah altuntaş'ı görmek çok mutlu etse de sahne kısa geldi. üstelik sessiz bir sahneydi. seyircinin kulak sağlığı düşünülerek ve gişe kaygısı güdülerek sessiz verildi sanırım o sahne. asdfghjk *

    filmde yükseldiğim diğer iki sahne:
    bebeği "adam gibi adam olmuş bu ya" diye seven dolunay'a verilen "yalnız biz öyle cinsiyetçi şeyler söylemiyoruz. sırf cinsiyetinden dolayı övülmesini istemiyoruz" temali duyar sahnesi. (buram buram melikşah koktu *)
    diğeri de emre ve gökçe'nin yıllar sonra ilk kez yalnız kaldıklarında gerçekleşen "arabayı sağa çek" sahnesi. uzun zaman sonra bir çiftten ilk kez bir bihter-behlül tutkusu aldım. (sonu ters köşe bitse de.)

    hümeyra'nın yaşlılık tanımı "rüyamda hep gencim, koşup zıplıyorum. uyanınca görüyorum ki yerimden bile zor kalkıyorum." diyen anneannemi hatırlattı, üzdü. bir de son sahnede neziş mayolu gelse daha güzel olmaz mıydı? efsun * kadına "çılgınsın!" diyor ama suya atlayana kadar bunun sebebini anlayamıyorsunuz. (çok kısa bir an da olsa.)

    bazen hiç yaşanmamış şeylerin yaşananlardan çok daha derin izler bırakacağı hem tunç-nezihe hem emre-gökçe ikilisiyle tescillendi. ayrıca filmin sonunda olayların başa dönmesi ve emre-gökçe ilişkisinin kısır döngüyle devam etmesi güzel olmuş. emre-gökçe çiftini filmin sonuna gelinlik ve damatlıkla görsek filme kan doğranmış olurdu. bazı olaylar hep olacak gibi olur ama olmaz. sonra yine olacakmış gibi olur ve yine olmaz. ve sonra ölürsün.

    not: son sahnede emre'nin yeni sevgilisi olarak gördüğümüz can yaman tipli adamı nerden buldunuz? basit bir tanışma sahnesinde bile sırıtan flash tv oyunculuğu için teşekkürler. absjkdlşdşl

    --- spoiler ---
  • ne övülecek ne de gömülecek bir feel good movie. noel zamanı amerika’da ve avrupa’da buna benzer dünya kadar film vizyona giriyor, iyi kötü de bir gişe yapıyorlar. ama türkiye’de olunca bazılarının nefret objesi haline gelmiş film. garip olan böyle bir filmin bu kadar ciddi eleştirilerin odağı haline gelmesi, burada bile türkiye’deki anormallik kendini gösteriyor.

    iki saat kafa dağıtmak isteyen sinemada izlesin, istemeyen netflix’e düşmesini beklesin, istemeyen hiç izlemesin. bana göre şu an vizyondaki yerli filmler arasında en azından çeşitlilik sağlayan bir film. zaten üretimin zor olduğu bir ülkede, bir şeyler üretenleri (övmek zorunda değiliz elbette ama) sürekli demoralize etmesek fena olmaz.
  • beğenip beğenmediğimi bile söylemeye tenezzül etmediğim.

    --- spoiler ---
    aslında olay ilk olarak herkesin telefonla aranması esnasında başladı bende. berrak’ın o “ağğğğbi yağğğ” tavırları, tutunamayan garson ayakları; şebnem bozokluya giydirilen zoraki teyzelik; gökçe denen adamın ıssız adam alper oyunculuğu bla bla.. bu nasıl bir jenniffer aniston ashton kutcher filmi açılışıdır öyle, hele o arpej gitar beni artık bitirdi ya amaaaaa müziklere ayrı paragraf var.

    neyse dedik toparlar.

    toparladı mı? hayır!

    neden?

    çünkü burası türkiye ve bunlar da yerli entelektüellerimiz.

    herkes yollarda gidiyor bi o araba bi bu araba derken 10 dkyı yiyorlar. uzun metraj?!.

    film kötü olsa bile ortamdan kurtaralım diye tutulmuş harika bir ev, harika doğa!

    nasıl hollywood tavırları ama: yemekler yeniyor, masalarda kadehler kalkıyor. nasıl slow motion ama.

    hikaye iyidir diyoruz, o da çakma; basmakalıp, oturtulamamış çıkıyor.

    hadi biraz eğlenirler, belki güleriz diyoruz. oyuncular berbo türk dizisi oyuncuları olduğu için o da “medcezir”den öteye gidemiyor. espriler de geçmiyor yani.

    hümeyra gibi kurt oyuncuların değerini bilmeliyiz. nasıl güzel oynuyor ama.. filmin tek güzel şeyi olabilir. biraz meriç aral’ı da beğendim.

    kaç slow motionlu yemek sahnesi o leş müziklerle gelecek diye beklerken. bir daha geliyor, bir daha geliyor, bir daha geliyor. tamam caner , tamam melikşah 2(iki) saati geçecek.

    gökçe ve emre arasındaki aşk ne öyle ya. omg. lütfen cringe düğmeme basın benim başım dönüyor. iyi değilim.

    gece karaokede eğlenirler dedik. onu da batırdılar. adamın şiiri çok komikti, güldüğüm 2(iki) şeyden biri. diğeri de sahte tunç bey.

    emre tepesi ne ya?!?!?!?

    tabi müzikli yemek sahneleri bitmiyor. slow motion zehirlenmesi. derken kadın ölüyor ben, “aha bitti, gidiyoz” diyorum amaaa yine bitmiyor “1 yıl sonra” diyorlar ben sinemada “haydaa” diyorum istemsiz. kimse bana bakmıyor bile. çünkü herkesin sesi oluyorum.

    neyse dostlar onu da uzatıyorlar falan işte. bi yeniden buluşma, bir slow motion yemek sahnesi daha. “biz böyleyiz di mi yeaaaa, aynen aynen böyleyiz” ıkınmasıyla, sonunda bitiyor. gitmeyin. bi’ yerlerden izleyin.

    bonus gömme: şarkılar çok kötü. nilipek. iki akora arpej yapıp kaydetmiş, her yerde onu çaldılar vallahi şiştik, sonra simge pınar geldi,” hadi onu da koyalım, biraz pushlansın gızımız. ne de olsa harunların itelemesi. onlarla da aramız iyi olsun” gibi koymuşlar, o da kötü. göksel’in şarkısı çok güzeldi, tebrik ederim.

    --- spoiler ---
  • melikşahcığım yüzünden izlemeden kustuğum izlemeyi düşünmediğim film. attığı storyleri toplayınca filmin iki katı süre yapıyor vallahi. yeter artık atma gözünü seveyim maskeli gardaşım.
  • söylemek istediğim tek şey: fransa’da yaşamıyoruz ve les petits mouchoirs çok iyi bi fikirdi ve çekildi ve bitti (iki film de aşırı iyiydi)
    fransa’da değiliz demiş miydim?
  • yakında netflix’e düşecek izlenimi uyandıran film