şükela:  tümü | bugün
  • black mirror'ın en yeni bölümü. malum ortamlara düşmüş.

    çok sert çok. bence en iyi black mirror bölümlerinde ilk üçe oynar.
  • koşuyor. birinci bölümün gönlümde yeri ayrı olmasa, en iyi bölüm diyebilirim.
  • (bkz: zed-eyes)
    (bkz: charlie brooker)
  • %90'ı tahmin edilebilir* olmasına rağmen toplamda gayet keyif veren bir senaryoya sahip black mirror özel bölümü.
  • çok çok iyi bir black mirror bölümüydü, hepsi arasında ilk üçe oynar bence de.

    --- spoiler ---

    şu bloklama olayı gerçek olsa ne güzel olur, düşünsenize rte'yi bloklamışız, hatta ülkenin yarısı bloklamış! hayali bile harika..

    --- spoiler ---
  • 7 bölümü olan dizinin en iyi 3'üne girebilecek diye övülen bölüm.
  • black mirrordan bize verilen en kaliteli christmas hediyesidir.70 dakikalık sanat.
  • --- spoiler ---

    bu bölümde jon hamm abimizin ek iş olarak yürüttüğü "asosyal erkeklere çapkınlık seansı"nda uyguladığı teknikler neil strauss'un meşhur the game isimli kitabından neredeyse birebir uyarlamadır.

    --- spoiler ---
  • izlediğim en iyi black mirror bölümü. neden catharsis derseniz eğer, size laflar hazırladım...

    çünkü; black mirror'ı ultra süper sevmemi engelleyen bir özellik vardı diğer bölümlerde. o da derdini, meselesini -az buçuk sistemle sorunlu herkesin bildiği, hissettiği meselesini- fazla net anlatıyor olmasıydı. sanatta imayı seven ve tercih eden ben, bu fazla doğrucu ve düz yaklaşımdan, haşırtçı muhalefetten çok haz etmiyordum. fakat bu bölüm -belki burada sürenin de etkisi vardır, çünkü bu bölüm bayağı uzun metrajlı film uzunluğunda olmuş- aynı haşırt elemanları daha sakince, yayarak kullanmış. hikayedeki twistler de kafi miktarda ve adam tokatlamıyor. şöyle ne bileyim, sanat hayatımın daha başlarında olsam, hayata daha iyimser ve safça baksam bu anlatıma hızlıca tav olabilirdim belki. ama yoo yooo.

    buradan sevgili charlie brooker'a da sesleneyim... anacım biz türkiye'de yaşıyoruz. senin bu yazdıkların var ya, biz o kadar korkmuyor ve şaşırmıyoruz be koçum. sen yazarken çok şaşırıyor gibisin. bana öyle hissettiriyorsun yani. az sakin. gel bir iki ay misafirimiz ol. geçer şaşırman. aferin tabii yine de. christmaslı hikayen daha güzel olmuş. böyle devam et. o white bear falan, onlar çok eskiden dinlediğimiz solcu marşları gibi. az güncelle kendini. gerçi christmaslı bölümden sonra senden daha bi' ümitlendim. bitti sözlerim. öberim.
  • bu bana oldukça farklı, alakasız uzaklıkta insanlar tarafından durmadan övüldü. ben de izledim. öncelikle bir tv filmi uzunluğunda ve bütçesinde ve bunun hakkını verecek bir bölüm olmuş.

    --- spoiler ---

    serinin olayından kaçmamışlar, konu teknolojinin bizim sosyal arzularımızın elinde şekillenen bir yönü olduğu ve bunun hoş olmadığı. black mirror ile ilgili kişisel fikirlerim başka zamana kalsın ben filme odaklanayım.

    abi film iyi.

    tamam iyi ama seyirciye saldırıyor. tamam serinin olayı zaten seyirciyi karşısında almak ama bunda kullandığı silah üzücü. filmde seyirciyi karşısına almak için iki defa "zaman" kartını açıyor. ilki kadının "akıllı ev" olduğu kısım, diğeri de sondaki kar küresi.

    filmde bu "çooooook uzun zaman geçiren ve bu yüzden kafayı yiyecek gibi olan" programlara karşı gerçek insanların tepkisi teşhir ediliyor. film silahı kullanırken etik bir engele takılmayacağını her şekilde gösteriyor. kodlara bu "işkence"yi yapanlar oldukça rahat davranıyorlar. sonra film seyirciyi bu işkenceye maruz kalan kodların yıkımına maruz bırakıyor. bu yüzden "abi çok fena ya" algısını tetikliyor tabi.

    izlediğimde gerildim. bu işkencenin mümkün ve etik açıdan sorun olmadığı gelecek beni strese soktu. yani film ilk amacını yerine getirdi.

    "bu geleceğe isteyerek gidiyorsun, kendine bunu yapacaksın toplum." mesajını verdi. mesajın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. huxley evet.

    ancak bir ayrıntı var ki beni rahatlattı ve tüm o sinirlerim bir anda gevşedi. o da sondaki "mutlu noeller" sahnesi. sahnede kod halindeki bilince işkence etmek için her dakikayı bin yıl gibi geçirten bir ayar yapıyor adam ve kalkıp gidiyor.

    işte bu benim yüzümü güldürdü.

    bir anda şenlendim. evet evlat dedim bunu yap, cidden yap. içeride hiçbir yaşlanma yaşamayacak, dışarıdan besin almaya gerek duymayacak ve her dakikası bin sene olarak geçen bir bilinç bıraktı. bu ne demek biliyor musunuz? bakın daha newton'un yasaları çıkalı 330 sene oldu. bugün biz mars'a insan göndermek üzereyiz. her dakikayı bin sene olarak geçiren bir zihin bir gecede nereye erişecektir hayal edebiliyor musunuz?

    içeriden tüm siber sistemlere sızması bizim zamanımızda 1 dakika sürmeyecektir. işkenceci kapıdan çıkamadan tüm siber toplum çökecektir. ilk saat içinde o bilinç muhtemelen bilinenin çok daha ötesinde bir anlayışa erişecek ve zaten zaman ve mekan sınırının dışına çıkacaktır. yani içeride işkence etmek amacıyla bıraktığı zihin felsefi anlamda tüm evreni kuşatacak hale gelecektir.

    fiziksel anlamda ise rahatça.

    --- spoiler ---

    kısaca güzel bölümdü, ancak bunları düşününce tüm gerginliğim gitti. "yiyorsa yap" dedim hatta.