şükela:  tümü | bugün
  • kesinlikle izlenmesi, yayılması gereken, kesinlikle farkındalık yaratabilecek bir belgeseldir.

    öğrendiğim kadarıyla yönetmeni gabriela cowperthwaite bu projeye başladığında bir hayvan özgürlüğü aktivisti değilmiş. sadece güzel bir belgesel çekme hevesindeymiş. muhtemelen tek sebebi bu değildir (çünkü başka hayvan özgürlüğü belgesellerinde de bunu görebiliyoruz * ) ama belgeselin güzel yanlarından biri bu konuda o kadar da radikal olmayan kişilere de söz hakkı tanınması. örneğin "sea world gibi yerler kapatılmak zorunda değil. eğer isterlerse çalışan güvenliğini de hayvan refahını da sağlayabilirler" diyen biri de var. (belgeselde söylenmiyor ama elbette bu kişinin de yunusların esir edildiği bir başka eğlence parkının ortağı olduğunu duymak kimseyi şaşırtmayacaktır) belgeselin sonunda ekibin bütün ısrarlarına rağmen sea world yetkililerinin röportaj vermeyi reddettiği dile getirilmektedir.

    maalesef bu belgesel de hayvan özgürlüğü mücadelesinin birçok başka aracı ile ortak bir handikapa sahiptir: belgeselde genel olarak deniz memelilerinin, özelde de katil balinaların aslında ne kadar gelişmiş zekaya ve kültüre sahip oldukları, aslında insana ne de çok benzedikleri, ah nasıl da bizim gibi duygusal oldukları falan defalarca zikredilmektedir. yani eyvallah da sıçtırtmayın empatinize. velev ki bu hayvanlar bu kadar gelişmiş bir zihinsel, duygusal, kültürel yapıya sahip değildi; o zaman daha az gayrımeşru mu olacaktı gördükleri eziyet? sivrisinek öldürmeye bile hakkınız yok arkadaş. konu bu kadar basit.
  • insanlardan nefret etmek için artık pek sebebe ihtiyaç duymuyorum ama eğer siz hâlâ duyuyorsanız mutlaka izleyin.
  • su parklarında esaret altında tutulan binlerce hayvandan biri olan tilikum adlı orca'nın bu dönemde üç insanı öldürmesi ile ilgili, duruma ışık tutma amacında olan ve sundance'te özel seçki olarak yer alacak belgesel.

    http://www.imdb.com/title/tt2545118/
  • havuzlara takla atsın şirinlik yapsın diye kapatılan katil balinalardan birinin eğitmenini sakince tutup havuzun dibine götürüp öldürmesiyle başlayan belgesel.

    bakıyorsunuz:
    balinanın öldürdüğü kıza, ailesine, arkadaşlarına yazık.
    bebekken açık denizde yakalanıp küçücük havuza kapatılan, zaman zaman aç bırakılan balinalara yazık.
    balinayı yakalayıp "iki hükümet devirdim böyle çirkinlik yapmadım" diye ağlayan eski balıkçıya yazık
    bir tek bu hikayede tek kana değmeyen, bu parkları işletip bu insanları ve hayvanları gelirleri için bir araya getiren büyükbaşlara yazık değil.
    böylece bir hayvan hakları belgeselinden "kahrolsun kapitalizm" diyerek çıkıyorsunuz.

    hassas bir duygusal yapınız varsa izlememenizi tavsiye ediyorum zira jaws'daki vahşi saldırılar atmalar tutmaların yanında burada kurgu olamayacak kadar sakin ve sıradan bir şekilde gözünüzün önünde ciddi ciddi insanlar ölüyor. o kadar sıradan ki müziğin ritmi yükselip sonra bir anda kesilmiyor. oluveriyor. orada yüzlerce insanı ömürleri boyunca 'atlayıp kurtarsaydım' fantezisiyle bırakıyor ama balina oyun fikrini değiştirip sizi tutup havuzun dibine çektiğinde havuza yaklaşmaya cesaret edebilen kimse yok.

    efsanevi güzellikte bir hayvan cinsini ve onu cinayete zorlayan hayvanğolu hayvanları anlatıyorlar.

    sonuç olarak: tilikum'a uzanan eller kırılsın.
  • eğitmenlerin belgesel boyunca "çoğu şeyi bilmiyorduk" savunması ekseninde söylediği şeyler, nazi subaylarının "biz sadece verilen görevi yaptık" diye kendilerini savunmasından farksız. hadi taş çatlasın bir molekül filan. ama biliyorsunuz ki margarinle plastik arasında da bir molekül fark var!
    yaşam alanı okyanusun sınırsızlığı olduğu halde betondan bir havuzun içine tıkılan, beslenmesini hak etme karşılığı bir sistemde sağladığınız bir hayvanda nasıl bir potansiyel birikeceğini 10 yaşındaki çocuk bile tahmin eder. hiçbiriyle empati kuramadım ama en saf haliyle insanın hayvan sevgisinden bir kez daha utandım. çünkü bu sevgi yüzünden hayvanın boynuna tasmayı geçirdik, özgürlüğün mavisinden çekip havuzlara, akvaryumlara tıktık. patileri yanağımıza dayayıp "selfieeeeeğğ" çekiyoruz; mesela sualtı yaşamı deneyimlemek için içine köpekbalıklarının hapsedildiği havuzlara girip kendimizi eğlendiriyoruz. oysa hiçbiri doğal değil. o köşeden bu köşeye yüzen köpekbalığı bile değil. insanın biraz daha gülmek, kendini daha iyi, mutlu hissetmek, yalnızlık hissini minimize etmek için hayvan sevmesi son derece doğal ama bir o kadar da irite edici geliyor bana. insan bir şeyi tüketmeden mutlu olabilmeyi, sevebilmeyi ne zaman öğrenecek?

    tilikum'dan katil yaratan insanlık utansın. yerin dibine batsın.
  • izlerken hem hayvan haklari hem de isci guvenligi ve haklari uzerine bol bol dusuneceginiz guzel belgesel. konusunu ilk okudugumda cok etkilenmemistim ama izleyince ummadigim kadar sevdim.

    uc tane onemli konu ele alinmis:

    1)seaworld ve benzeri su parklarinda yer alan katil balina (orca) gosterilerinin aslinda hayvan somurusunun ne kadar dibine vurdugu
    2) orca egitmenlerinin nasil hayati tehlike altinda calistiklari ama bunun farkinda olmamalari (bu durumda hem calisanlar hem sirket suclu)
    3) sirketlerin yalanlarina calisanlarin bir sure sonra nasil inandigi ve nasil herseyi kabullendigi

    belgesel boyunca bir cok kez iciniz sizliyor ve sinirleniyorsunuz. ozellikle "balinalarin aslinda omru daha kisa ama burda cok iyi bakildikleri icin 30 yasina kadar yasiyorlar" diyen kizin agzinin ortasina bir tane patlatmak istedim (orcalar dogal ortamlarinda aslinda 100 yila yakin yasiyormus ama su parklarinda 25-30 sene ortalama omurleri oluyormus).
  • bilimsel verilerin bile korkunç bir bağnazlıkla nasıl çarpıtıldığını ortaya döken kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel. sosyal sınıflaşmada insanların da önüne geçen, duygusal zekaları ve tamamen kendilerine ait bir iletişimle mükemmele yakın memeli grubundan orca-balinaların her anlamda vahşete, yalan ve dolanlarla maruz kalmalarını izlerken ayni kötülüğün yüzlerce insanı da alıp götürmesine tanık oluyorsunuz. tamamen bir "evil" mekanizmasının aslında herkes için yok edici olduğu, maalesef çok bilindik ama insanoğlunun sığ barbarlığının kendisinin değişmeyen tek düşmanı olduğunu balinaların çığlıkları bize tekrar hatırlatıyor..
  • isi gucu, secimi, tapeleri bir kenara birakip seyredilmesi gereken bir belgesel.

    yillardir bir film icin boyle hungur hungur agladigimi hatirlamiyorum. tilikum sanki bir kistirilmislarin sesi, yalnizligin sembolu gibi agir basti yuregime. dunyanin bu en guzel canlisi, bundan daha mavi sularda gorulmeyi hakediyor.
  • yapılacak şey çok basit: insanları bu parklara gitmemeye ikna etmek. bu da hemen olabilecek bir şey değil. blackfish, the cove gibi belgesellerin sayısı artmalı, boykot çalışmaları artırılmalı, embesil insanlar bilinçlendirilmeli. mesela bir eğitmen şunu diyor: "kızımın katil balinaların yaşam alanlarının havuzlar olduğunu düşünmesini, bunu normal karşılamasını istemiyorum". ne yazık ki yeni nesil bu şekilde yetişiyor. önce ebeveynler bilinçlendirilmeli. böylelikle onlar da çocuklarına bunun normal olmadığını öğretirler. yoksa bu parklar hiçbir zaman kapatılmayacak. devlete bırakılırsa devletin zerre umurunda olmaz yapılanlar. hukuk desen hukuku da çiğneyebiliyorlar şirket sahipleri. cezadan kurtulabiliyorlar. ama talep azaltılırsa o zaman katil balinalar, yunuslar ve diğer hayvanlar yaşam alanlarından koparılmazlar. peki benim inancım var mı bu konuda? yok tabi ki. insanlar soğukta üşümemek ama daha önemlisi (!) diğerlerine hava atmak için kürkleri satın almaya; sıkıntısını, yalnızlığını gidermek ve boktan hayatını tatmin etmek için bu parklara gitmeye, kısacası hayvanlara zarar verenleri desteklemeye devam edecek. çok basit: parklara gitmezseniz, kürkleri, elmasları satın almazsanız yaşarlar.

    belgesel kaliteli bir belgesel. genelde katil balinaları eğitenlere mikrofon uzatılmış. ama şirketi savunan iki kişiye de yer verilmiş. genelde eğitmenler "abi şirket ne dediyse inandım. nereden bilebilirdim ki yalan söylediklerini?" şeklinde kendilerini savunuyorlar. tabi karşımda bunu söylese yüzüne tükürürüm. şirketin de ihmalleri olsa da ölenlere üzülmedim. başka iş mi yok amk? git simit sat onurlu yaşa. hayvanlara eziyet eden bu şahsiyetsizlerin para çarkına neden giriyorsun? "hayvanları seviyorum", "onlara acıdım", "ben gidersem bensiz ne yapar?" kibrini sikeyim. sen kalınca ne oldu o hayvana? düzeldi mi? salak herif. ölen eğitmenlere üzülmedim. adı üstüne "katil balina" lan, manyak mısınız? katil balinayla şov mu yapılır? aslında şunu da söylüyor bir eleman belgeselde: "balinalar doğal yaşam alanlarındayken kimseye zarar vermiyorlar. kendilerini izleyenlere hiçbir şey yapmıyorlar. ne zaman yaşam alanlarından koparılıp 6x9'luk bir havuza hapsediliyorlar, yavrularından ayrılıyorlar, bambaşka balinaların yanına koyuluyorlar o zaman sinirlenip insanlara (eğitmenlere) saldırıyorlar. bunu vahşi oldukları için değil, yaşam alanlarından koparılmanın getirdiği psikozdan yapıyorlar". neyse. ayrıca insan araştırmaz mı bu hayvanları? google yoktu o zamanlarda diyelim. ansiklopedi de mi yoktu? her şeye inanmış mal herifler. bu açıklamalar bana the cove'da bir zamanlar bu işte olan, yani yunusları parklara getirip şov malzemesi olarak kullanan, sonra bundan pişman olup şovun karşıtı faaliyetlere geçip yunusları kurtarmaya çalışan herifi hatırlattı. o da cove boyunca günah çıkartıp durmuştu. neyse en azından bu belgeseldeki eğitmenler de, cove'daki eleman da daha sonra bu işin yanlış olduğunu halka anlatmaya çalışmışlar. demem o ki balinaları, yunusları yaşam alanlarından koparıp sirk maymununa dönüştüren şirket sahipleri şerefsiz ama eğitmenler de suçsuz değil. cahilliğin savunulur yanı yok. hele ki bu dönemde. keza antik roma'da gladyatörleri izleyip birbirlerini öldürmelerinden orgazmvari zevk alan insanların değişmediğini de bu belgesellerde tekrar fark ediyoruz. gene o koltuklara oturup acı çekenlerin kendilerini eğlendirmelerini bekliyorlar. kalıbınızı sikeyim. roma'da gladyatörler bu vahşi insanları tatmin etmeye çalışırlardı. şimdi de katil balinalar, yunuslar vs.

    izlenmeli... the cove kadar gerilimli ve çarpıcı olmadığını da ekleyeyim. marion cotillard'ın pek sevdiğim filmi rust and bone'u da izlemeyenlere öneririm.
  • insanoğlunun ne kadar iğrençleşebileceğini gözler önüne seren bir başka yapıt. yazıyorum siliyorum. gerçekten kelimeleri bir araya getiremedim. zombi kıyameti mi kopacak, ne olacaksa bir an önce olsun da en azından şu canlılar sonsuza kadar huzur içinde yaşasın. o balinanın annesinden ayrılırken çıkardığı seslere nasıl kulak tıkanır. fena asabım bozuldu...