şükela:  tümü | bugün soru sor
  • filmle ilgili birkaç not vermek gerekirse:

    başroldaki (bkz: john david washington), filmin çekim süreci bittikten sonra bir açıklama yapmış. açıklamaya göre yönetmen (bkz: spike lee), kkk'nin atış sahnesindeki siyahi hedeflerin prodüksiyon yapımı olmadığını internet üzerinden bulup aldıklarını jdw'a söylemiş. bunu bilmek jdw'nin performansını etkilemiş.

    gerçek (bkz: ron stallworth) kendisini (bkz: denzel washington)'ın oynamasını istemiş fakat denzel'in oğlu rolü kapınca çok mutlu olmuş.

    sanılanın aksine, gerçek ron stallworth hiç "beyaz" sesi yapmamış. kendi sesini kullanmış çünkü olur da boşluğuna gelip karakterden çıkarsa yakalanır diye.

    filmde d.w.griffith'in (bkz: the birth of nation) adlı sessiz filminden görüntüler var. spike lee sinema okulunda bir öğrenciyken, profesörü bu filmi öğrencilerine anlatırken hiçbir şekilde içinde geçen ırkçı mesajlardan bahsetmemiş. haliyle spike lee'nin gururu zedeleniyor. bunun üzerine 1980 yılında cevap olarak the answer filmini çekiyor. bu film okuldaki çoğu profesörün hoşuna gitmediği için az kalsın okuldan atılıyormuş. bir oyla okulda kalmış. sonrasında filmin getirdiği endüstriyel başarıyla beraber, okulda profesör olmuş.

    (bkz: topher grace)'e film çekimi sırasında ve sonrasında olmak üzere kimseye (bkz: david duke)'u oynadığını söylememesini tembih etmişler.

    yönetmen spike lee, cannes'da film bittikten sonra altı dakika boyunca alkış yağmuruna tutulmuş.

    filmde silinen hiç sahne yokmuş.

    filmin son sahnesinde siyah beyaz, ters duran bir amerikan bayrağı görüyorsunuz. bunun amerika'daki anlamı ise bir kederin veya acil bir durumun olduğudur.
  • guzel hos ancak bi tik overrated filmdir.

    hikayenin gercek hikaye olmasi, ve islenisi babinda keyifle izlenecek bir malzeme var evet. ancak bunun komedi ya da kara komedi oldugunu dusunenler yanilir. gayet ayari kacmis bir "tur savruklugu" var filmde. gayet drama polisiye olarak da islenebilecekken, aman genc nesil de izlesin birseyler ogrensin kafasi ile cekmisler zaar. komedi unsurlari bu anlamda dozunda diyebilirsiniz, ancak dozundan ziyade yersizligi ve zamansizligi anlaminda bir bocalama yasiyor film bazi yerlerde. ha rahatsiz etti mi? eh iste. filme kusturecek kadar degil.

    filmin polisiye kismina gelirsek, baya bildigin lesh. ciddiyetten uzak. bak laubali demiyorum, bahsi gecen konularin yeterince ciddi anlatilmadigini dusunuyorum. ki onun sebebi de "millenials da izlesin kafalari acilsin mallarin" amaci olsa gerek.

    ama daha kritik baska bir konu var. amerikada irkcilik hala bir sorun, hala bu konuda cikmazlar yasiyorlar. ancak bu konuya dair cekilen filmler, hala 30-40 sene onceki ornekler ustunden, bilindik sorgu ve analizlerle yapildiginda, bana cok sig ve yavan geliyor. irkcilikla alakali farkindalik ve gonderme iceren bir film yapmak istiyorsan, bu olmamali artik. soylenmis seyleri tekrar etmek, magdura kasmak, bak siyahlar neler yasadi kafalari, sizi anca ciro pesindeki cakal bir produktor yapar amk. sizi farkinda degil suursuz yapar bu kafalar. ki hele bu da spike lee ise.

    insan demeden edemiyor, ulan duduk, madem bu konuda bir film cekesin var, anlatacak derdin var, neden abd deki siyahlarin egitimsizliginden, illegal ticaretin cogunun, uyusturucu ve silahli gang tayfasinin neden daha cok onlarda oldugundan, bunun ozellikle senin toplumunu kontrol altinda tutmak icin kurgulanmis olan bir devlet politikasi oldugundan, cezaevlerinin bile bu anlamda bir ticarethane gibi calismasindan, neden siyah irkin cogunun tam da istenildigi gibi, varos ve cehaletten nemalanan bir kulturle bilincli olarak yogruldugundan bahsetsene. haa yok madem boyle bir hafif serin, geyikci modda bir gercek hikaye anlaticaksin, o zaman da sanki dunyanin en onemli konusundan bahseden damari bulmus gibi, filmin sonuna gunumuzden 2 kare irkcilik olaylari, trump videosu vs koymayacaksin o zaman da. ama sktret ters amerikan bayraani da kodun, cannes da alkisi kaptin. meeh. bravo amk.

    yani biraz iki ucu boklu degnek. elde guzel bir gercek hikaye var, ama icerik komedi olarak anlatilacak kadar kolpa degil. tutup da agir drama polisiye kassan belki daha guzel ama, gene yeni birsey yok soyleyebilecegi. 2-3 trump a laf sokan her holivud filmini de ovemiyorum artik, siktigimin west coast inda trump a laf sokmayani dovuyorlar amk. bu mudur yani?

    tum bu arada kalmisligina ragmen, gayet izlenir, eli ayagi duzgun guzel bir filmdir, ama 8 lik film degil bu maalesef. 7 si cepte diyelim anlasalim.
  • soundtrackleri ve filmin sonunda gercekleri catirt diye surata vurmasiyla oscar doneminde adindan bol bol soz ettirecek filmdir. odul alirsa basarisi, alamazsa hollywood'un iki yuzlulugu konusulur.
  • america first sloganının ideolojik kökeni hayli 'uncool' imiş, bunu bugün bana öğreten film oldu. yalnız adamların bir türlü çözemedikleri derin bir siyah-beyaz problemi var, değişik.
  • denzel washington'ın oğlu john david washington oynadığı spike lee'nin tokat gibi inen filmidir. kurgusu, oyuncuları, kamera kullanımı ve müzikleri harika diye izlerken olayların bağlandığı nokta cidden insanın içine işler kalır.
  • dun gece itibariyle izlemis oldugum film. politik mizah seviyorsaniz bir sans vermenizi oneririm. irkcilik uzerinden gidiyor gibi gozukse de stereotypelarla ilgili olarak akil dolu gondermeler var, alip her alana her kesime uygulayabilirsiniz, bu yonuyle algilariniza da dokunur.
  • --- spoiler ---

    black panther : siyah panterler, amerikada ki ırkçı hareketlere karşı zenci haklarını savunmak için kurulmuş fanatik bir siyahi gruptur.

    brother/sister : filmde sürekli siyah panter üyelerinin ve bazı siyahların birbirlerine brother, sister gibi hitap ettiğini duyuyorsunuz. bunun nedeni tabii ki biyolojik olarak kardeş olmaları değil. bizdekine benzer sebeplerden söylenir, yakınlık bildirdiği için. (kardeşimsin, bacımsın...gibi)

    nigger/nigga/negro : siyahların kendi aralarında kullandığı ancak beyazlar tarafından kullanılınca ırkçı ifade kazanan deyim.

    coon : türkçe çevirisi rakun ya da zenci olarak kullanılabilir. ama beyaz amerikalılar, siyahları orta düzeyde bir aşağılama olarak kullandığı için rakun olarak çevirmek daha doğru geldi açıkçası.

    martin luther coon : siyahi amerikalı ünlü siyahi hareket öncüsü olan martin luther king' i aşağılamak için ırkçı beyazların kullandığı tabirdir. (rakun martin luther)

    ku klux klan : ari ırkının üstünlüğüne inanan, bunun haricinde ki nerdeyse tüm ırkları aşağı gören (ispanyol, meksikalı, yahudi, zenci...gibi) tamamen beyaz tenli amerikalılardan oluşan şiddete dayalı yöntemler de kullanan fanatik bir gruptur. döneminde siyasilerden, polislere kadar üyeleri olduğu bilinmektedir.

    commies : komunistler için kısaltma

    cybill shepherd : ülkemizde bruce willis ile oynadığı mavi ay adlı dedektiflik dizisiyle tanınan sarışın amerikalı aktristir.

    jackie roosevelt robinson : siyahi amerikalı ünlü beyzbol, basketbol ve amerikan futbolu oyuncusudur. amerika da hala beyazların kontrolünde olduğu bir dönemde beyazlardan oluşan beyzbol liginde ki ilk siyah atlet olarak tarihe geçmiştir. bir çok sıkıntı yaşamıştır, bu nedenle de burada örnek kişi olarak gösterilmiştir, sana zenci diye bağırdıklarında jackie roosevelt robinson gibi diğer yanağını da çevireceksin diye.

    bebop : bir tür jazz müziğidir.

    joint : esrarın sarılarak içildiği sigara türüdür.

    kwame nkrumah of ghana : gana devletinin kurucusu ve ilk başkanıdır. siyah özgürlük hareketinin en önemli öncülerindendir.

    sékou touré of guinea : ahmed sékou touré gine devletinin ilk devlet başkanı siyasetçidir.

    kwame ture : filmde ki siyah hareket lideri de bu iki büyük insanı onurlandırmak adına birisinin adını, diğerinin soyadını kendine yeni isim,soyisim olarak seçmiştir.

    tarzan : ilki 1932 yılında çekilmiş, ormanda bir çocuğun ailesinden ayrı kalıp maymunlar tarafından yetiştirilmesini anlatan hollywood filmidir. filmin özellikle eski versiyonlarında yerli halk oldukça kötü adamlar olarak gösterildiğinden, bu filmde de tarzan a olan bakışının nasıl değiştiğinden bahsediyor siyah lider.

    concentration camps for jew : (yahudiler için toplama kampı) filmde burada mantık oyunu yapılıyor. nasıl ki bir yahudi toplama kampına başka bir yahudinin götürülmesini alkışladığını görmek imkansız ise, tarzanın da yerlileri öldürdüğüne sevinmek o kadar gariptir demiş. vietnam savaşı : amerika nın yine özgürlük götürdüğü savaştır. 1955 yılında başlayıp yaklaşık 20 yıl sürmüştür. soğuk savaş dönemi adı verilen süreçte sovyetler birliği ve kuzey vietnam ile abd' nin gerçekleştirdiği savaş.

    pigs : amerika da polisler için kullanılan nahoş bir deyim.(bildiğiniz domuz) ancak burada ırkçı olanları tanımlamak için kullanılmıştır.

    spics and micks : meksikalı ve irlandalılar için kullanılan aşağılama sözü.

    dagos and chinks : italyan ve çinliler için kullanılan aşağılama sözü

    kwyd : 101.1 fm kanalından ıdaho, amerika' da yayın yapan radyo kuruluşu.

    david bowie : dünyaca ünlü beyaz erkek ingiliz asıllı şarkıcı ve söz yazarıdır.

    willie mays : amerikalı siyahi beyzbol oyuncusu.

    wilt the stilt : amerikalı ünlü siyahi skorer basketbol oyuncusu wilt chamberlain' in lakabıdır.

    heisman pose : amerikan futbolunun ileri gelenlerinden ve heisman pozuna ve de buluşu kendine ait olan özel oyun kuruluşunun mucidi amerikalı beyzbol oyuncu-hocasından gelen deyimdir.

    (john heisman) o.j. / o.j. simpson / the juice : orenthal james simpson siyahi amerikan futbolcusu olan ancak karısını ve sevgilisini öldürerek sadece amerika değil, dünya çapında garip bir şöhrete sahip olmuş birisidir. o.j. ve the juice ise ona takılan lakaplardır. the juice özellikle isminin kısaltması (o.j.) orange juice' a benzediği için halk tarafından the juice lakabı da verilmiştir.

    marie osmond : amerikalı beyaz kadın şarkıcı.

    two eyes to make a pair : iki göz bir çift demektir diye çevrilebilir. ancak bu aslında kelime oyunu. bir çift göz demek ile iki göz dediğinizde aynı anlama geldiğini söyleyerek konular arasında fark yok demeye getiriyor lafı.

    star of david : yahudiliğin ve israilin sembolü olan altı köşeli yıldız simgesidir.

    civil war : 1861 yılında başlamış washington ile 11 güney eyaleti arasında patlak veren amerikan iç savaşıdır. köleliğin ve toprak ağalığının bitirilmesi ile sonuçlanan büyük bir savaş.

    uncle ben and aunt jemima : ben amca ve jemima teyze, 1920' ler de çıkmış olan pirinç ve mısır şurubu markalarıdır. markalara adını veren isim ve resimleri tamamen firmalar tarafından yaratılmış olup, siyahlara daha rahat ürün satmak için kurgulanmışlardır. tabii zencilerin iyi hizmetçilik yapan, ev yemeklerini de yapan beyaz köle taciri kökenli amerikalılar içinde.

    alcoa can't wait : eski bir amerikan alüminyum geri dönüşüm şirketinin tv sloganıdır.

    stinkin' kike : 1900 lerin başlarında amerika da ki rus ya da alman asıllı yahudi amerikalılar için kullanılan aşağılayıcı deyimdir. (kokuşmuş yahudi)

    kosher : yahudi mezhebine göre yahudilerce yenmesine izin olan (helal yiyecek) besinlerin tümüne denilir.

    beverly hillbillies : orijinali amerikan bir tv dizisidir. bir ailenin köyde yaşarken petrol bulması ve beverly hills' e yerleşmesini konu alır. aile de sonradan zengin olduğu için, bu filmde olduğu gibi sonradan görme insanlar için kullanılan bir tabir olmuştur amerikan ingilizcesinde.

    black lawn jockey : amerika da bahçelerde kullanılan minik süs heykelciklerinin bir türüdür. jokey kıyafetli siyahi bir adamın minik heykelidir. (süs bahçe cücesi gibi)

    for you, it's a crusade : burada crusade olarak bahsedilen haçlı ordularının hristiyanlığı yaymak için vatikan vasıtası ve emirleriyle diğer ülkeleri fethederek dinlerini değiştirmeye zorlamaktı. papa aracılığı ile yapıldığı için kutsal kabul edilir. filmde de bu kutsallığa athıfta bulunarak polis için yapılan işin haçlı seferi gibi kutsal olduğu kastedişmiştir.

    wasp : (white anglo-saxon protestant) : beyaz anglo-saksın protestan amerikalılara verilen ismin kısaltmasıdır. orta direkt sınıfın amerikanın en güçlü sınıfı olduğu kabul edilirdi özellikle de 1960 larda. cleopatra jones : siyahi amerikan yapımı, 1973 tarihli siyahi propaganda filmidir.

    pam grier : pamela suzette grier 1970' li yıllarda siyah propaganda filmlerinde oynayan amerikalı siyahi kadın oyuncudur.

    shaft / richard roundtree : 1971 tarihli siyahi amerikan özel dedektifinin canlandırıldığı film ve başrol oyuncusu. ilk siyahi aksiyon filmi oyuncusu kabul edilir.

    superfly / ron o'neal : 1972 tarihli siyahi amerikan süper kahraman filmi ve başrol oyuncusu

    sammy davis jr. : 1960' lı yıllarda ünlenen siyahi amerikalı aynı zamanda yahudi olan erkek şarkıcı, aktör, komedyen, dansçıdır.

    criminal ınvestigation department (c.ı.d.) : amerika ve ingiltere de de bulunan ceza soruşturma dairesidir.

    bar mitzvah : yahudi çocuğun ergenliğe girişinin kutlandığı davet. 13 yaşında kutlanmaktadır. fed : (federal reserve bank) : amerika merkez bankası.

    gone with the wind : (rüzgar gibi geçti) eski bir amerikan klasik filmi.

    mammy : zenci dadı hattie mcdaniel : rüzgar gibi geçti filminde ki mammy (zenci dadı) rolünü canlandıran siyahi kadın amerikalı oyuncu. pinky nin kendisinin hattie mcdaniel' ı olduğunu söylediğinde bu filme gönderme yapıyor.

    mayflower society : amerika da ki kar amacı gütmeyen bir topluluktur. filmde yeralan şehirde değildir ama kar amacı gütmemesine benzetme yapmıştır.

    kennedy : john f. kennedy (jfk olarakda bilinir) amerikanın 35. başkanıdır. zencilere tanıdığı haklar nedeniyle filmde de zenci sevici olarak geçmektedir.

    boston tea party : 1773 yılında, amerikaya ilk gelen kolonistler ingiliz sömürgesini ve doğu hindistan şirketini protesto etmek amacıyla; amerikan yerlisi gibi giyinerek ingiliz gemilerine binip taşıdığı bütün çayları boston limanında denize boşaltmışlardır. bu olayda tarihte boston çay partisi olarak geçmektedir.

    norad : (new outer ring allied democracy) kuzey amerika hava savunma komutanlığı denilen amerikan askeri birimidir.

    eugenics : bir bilim dalıdır. istenen kalıtsal özelliklerin ortaya çıkmasını arttırmak için kontrollü bir yetiştirme ile bir popülasyonu iyileştirme bilimi. filmde ise üstün beyaz ırkın bu çalışmalar sayesinde yaratabileceğini ve devam ettirebilineceğine atifta bulunulmuş.

    fourth of july : (4 temmuz) : 4 temmuz 1776 yılında amerikan bağımsızlık bildirisinin açıklandığı tarihtir. her yıl dört temmuz da geçit törenleriyle ihtişamlı bir şekilde kutlanır.

    cajun ladies : (cajun kadınları) cajun lar, acadian ların torunlarıdır. acadian lar 1750 ler de louisiana dan güney kanada ya sürülen bir halktır. cajun sözcüğü ise fransız ya da ispanyol yerlilerini tanımlamak için kullanılan aşağılayıcı bir tabirdi.

    afro : siyahilerin saçlarını kabarık yapanlarına verilen isimdir. eskiden çok modaydı. hem erkek hem de kadınlar saçlarını eskilerde 1960-70 ler de bu şekilde yapardı.

    soul train / don cornelius : 1970' ler de yayınlanan çok ünlü bir müzik programıydı. r&b, soul, funk, disko ve hip-hop tarz da müzikler çalınırdı. don cornelius ise bu programın çok sevilen sunucusuydu.

    call us everything but a child of god : ingilizce de bir deyimdir. birinden nefret ettiğinizde söylenir. bizi allahın evladı adından başka her şekilde çağır.

    look who the cat dragged in : ingilizce de ki bir deyimdir. normal yollardan gelmeyen birisinin zor yolla geldiğinde ayak sürüyerek geldiği ve gelmeye zorunda kalması nedeniyle de ''bak kedi kimi içeri sürüklemiş'' denilir.

    --- spoiler ---
  • spike lee'nin yönettiği blackkklansman 1970'lerde geçen inanılması güç gerçek bir olayı anlatıyor. colorado springs şehrinin ilk siyahi polis memuru ron stallworth ırkçı ku klux klan örgütünün içine sızmayı başarıyor ve üstelik de organizasyon içerisinde epey yükseliyor. elbette işin içinde küçük bir bit yeniği var: örgütle ilk teması bir telefon görüşmesi vesilesiyle kuran ron, daha sonra örgütün ileri gelenleri ile sohbetlerini de hep telefon hattı üzerinden yürütüyor, yani yüzünü hiç göstermiyor. toplantılara gidilmesi gerektiğinde ise beyaz polis arkadaşı flip onun yerine geçiyor.

    ırkçılığa karşı oldukça militan tavrıyla bilinen spike lee bu filmde farklı tonlar arasında mükemmel bir denge tutturmayı başarıyor. film içerdiği mizah duygusuyla birçok sahnede güldürmeyi başarırken, ırkçılık, bağnazlık ve adaletsizlik üzerine gayet vurucu mesajlar vermekten ve izleyicisini sarsmaktan da kaçınmıyor. anlatılan olaylar 40 yıl önce gerçekleşmiş olsa da, film boyunca yapılan göndermeler (özellikle de kimi üstü kapalı, kimi gayet açık trump referansları) günümüz amerikasında da pek bir şeyin değişmediğini ortaya koyuyor. sondaki charlottesville görüntüleri ise sinema salonunu duygularımız kabarmış bir şekilde terketmemize sebep oluyor.

    başrollerde john david washington (evet denzel'in oğlu) babasından doğru genleri aldığını gösterirken, sevgili kylo ren'imiz adam driver star wars'dan arta kalan zamanlarında zor rolleri üstlenmeye devam ediyor. filmin terence blanchard tarafından bestelenen müziği de harika. spike lee'nin yıllar sonra formuna geri dönüşünü müjdeleyen blackkklansman bu seneki oscar'larda epey adından söz ettirecek bir yapım. kaçırmayın.
  • şükela filmdir.

    oscar alır mı bilmem ama akıp giden bi film yapmışlar. dakika 1 gol 1 kahkahasını ise clay davis ve o meşhur ünlemesi attırmıştır.

    (bkz: clay davis)

    edit:müzik seçimleri çok çok iyi. jazz, blues aşinası olanlar için ekstra keyifli bir film olmuş.
  • süper film. (bkz: spike lee) yapmış arkadaş. 2018 siyahi filmler konusunda zengin bir yıl oldu. blackkkklansman’de bunlardan biri. --- spoiler ---

    filmdeki ana karakterler inandıkları düşüncelerin tam tersini yaşamak zorunda kalacakları ortamlara giriyor. ron’un gazetedeki klan ilanını görüp numarayı arayıp siyahileri gömdüğü o ilk sahnede wowww işte oyunculuk ya dedim. bu arada cast seçimi muazzam. ses tonunu bu kadar iyi kullanan oyuncuların olması filmi daha da harika yapmış. (bkz: john david washington) ve (bkz: adam driver). polis şefi rolündeki (bkz: robert john burke) namıdiğer gossip girldeki chuck bass’in babasını görmek de ayrıca mutlu etti beni. söylemek istediklerini yüksek sesle söyleyen bir film olmuş. oldukça başarılı.
    --- spoiler ---