şükela:  tümü | bugün
371 entry daha
  • --- spoiler ---

    denis villeneuve'dan allah razı olsun dedirten devam filmi. stüdyoların ve yapmcıların insanlardan 3 kuruş daha sağmak için nice klasikleri harcamaktan çekinmediği bu dönemde, yıllar sonra gelen bu devam filmiyle güzel işlerin de çıkarılabileceğini gösterdi kendisi. film olmuş mu, olmuş. ilk filmin 30 yıl sonrası cidden böyle olabilir dedirten tasarım ile atmosfer ve günümüzün sabırsız sinema izleyicisine rağmen taviz verilmeden takip edilen yavaş ama kararında tempo filmi iyi yapan şeylerin başında bana göre. inanılmaz bir hikaye yok, çok şaşırtıcı olaylar da vuku bulmuyor ama beni kah gergin kah şaşkın bir halde tutabildi film yaklaşık 2.5 saat boyunca. ilk filmin ve bu dünyanın seveni değilseniz sevmeniz zor, takdir etmeniz lazım hala ama ısınamayanı da anlarım. filmi izlerken ve çıkışında sürekli ilk filmle kıyasladım istemeden de olsa. sonuç olarak diyebilirim ki ilk filmin çıktığı yere çıkamıyor bence. neden mi ? ilk film elindeki imkanlar dolayısıyla hava sahnelerini çok kullanmıyordu, yani daha çok yerde ama hani günümüzün yer seviyesine yakın denebilecek bir yerde ve daha çok sokaklarda geçiyordu. sanırım bu beni ilk filme daha çok bağlıyor. gel gelelim olaya. ilk filmin sonunda kendime sormuştum kötü adam aslında kim diye ve deckard filmdeki en kötü gördüğüm öğe olmuştu. ne tyrell reis'i öyle pure evil bir konuma koyuyordu film ne de roy batty karakterini. film bitince bu çarpık ve yitik dünyada akan anlamsız hayatlardan bir kare izledik, ufak bi göz attık hissine kapılmıştım, yaşananlar aslında büyük şeyler değildi. dünyanın yada insanlığın kaderi falan kimsenin umrunda değildi ve zaten tek birinin etkileyeceği kadar basit şeyler de değildi. hiçbir karakter o kadar önemli değildi. bu filmdeyse wallace denen kötü adamımız daha sıradan ve tarafı yönü belli bir kötü adam olarak resmedilmiş, elbette yine pek çok sinema klişesinden arınmış ama olayların gidişatı göz önüne alınacak olursa, sıradan kalıyor. replikantların üreyebilmesi gibi belki insanlığın kaderini ciddi şekilde değiştirebilecek bir durumun peşindeki güçlü kötümüz wallace sürekli adamlarını aradığı şeyin peşine yolluyor, deckard'ı kaçırıyor adamımız k ise bu bilginin wallace'ın eline geçmesini engellemekle kalmıyor deckard'ı da kurtarıyor ve baba-kız kavuşmasına ön ayak oluyor. yaptıkları büyük etkiler bırakacak gibi gözüküyor filmin sonunda, hele bize bir replikant isyanının da yolda olduğu bilgisi verilmişken. bir filmde bunu izleyince şöyle düşünürüm hep: biz de denk geldik böyle kader değiştiren milyonlarca hayatı etkileyen kişi ve olayları gözlemledik. ama hayatta kaç kişi böyle şeylere tanık oluyor yada içinde bulunabiliyor ki? sıradan, etkileri az hikayeleri izlemek daha cazip gelir bana. bu yüzden ilk film daha güzeldi belki de. bu filmdeki iyi kötü mücadelesinin hatları ilk filme göre daha keskin daha belirgin ve bu bana göre ikinci filmi ilk filmin gerisine atıyor biraz. wallace mı tyrell mi derseniz, tyrell derim. luv mu roy batty mi derseniz, sizi döverim. roy batty lan tabii ki! şu bir gerçek ki roy-tyrell ve roy-deckard diyologları gibi kısa ama vurucu, etkili konuşmalar yok filmde ve genel olarak diyologlar daha zayıf geldi bana. roy gibi bir karakterin varlığı ilk filmi bambaşka bir noktaya getiriyor, hele ilk filmin sonu, ve o efsanevi tears in rainmonoloğu falan insanda tarifi zor hisler bırakıyor böyle boğazı düğümleniyor insanın. ikinci film böyle bir climax anına erişemiyor ve hatları geçişleri bölümleri daha belirgin kalıyor. ilk film bir marangozun elinden çıkmış sanki, ahşap ama zanaat anlamında çok başarılı, ikinci film ise ileri teknoloji bir makine adeta. metalik, sağlam bir mühendisliğin sonucu ve çok iyi çalışıyor. ikinci film ruhsuz ve donuk demeye çalışmıyorum sadece farklılar sanki ve ilk film daha bir sanat daha bir zanaat kokuyor ama bu fark benim içim belki 100 ile 95 arasındaki farktır, yani çoğu kimsenin umrunda bile olmaz. edward james olmos'u yeniden görmek güzeldi keza racheal'ı da, belirtmem lazım. keşke roy batty'nin de bir adı geçse, bir görsek falan dedim ama böylesi daha uygun heralde. sonuçta:

    "all those moments will be lost in time, like tears in rain."

    --- spoiler ---