şükela:  tümü | bugün
  • ozzy osbourne'un ilk solo albümü.suicide solution,mr crowley,crazy train gibi klasikler bu albümdedir..
  • hemen anlamamız zor olmuyor ki ozzy ne yapmış, bir klasiğe gönderme yapmış (bkz: wizard of oz)
  • 1980 yılında piyasaya çıkan ozzy osbourne albümü;

    01 - i dont know
    02 - crazy train
    03 - goodbye to romance
    04 - dee
    05 - suicide solution
    06 - mr crowley
    07 - no bone movies
    08 - revelation (mother earth)
    09 - steal away (the night)
  • ozzy baba uyuşturucu olayının bokunu çıkarıp black sabbath'tan kovulduktan sonra bunalıma girer. ifadesine göre kendini işsiz kalmış bir serseri gibi hisseder. ama kendini toparlar ve şimdinin pek çok ünlü gitaristinin girdiği bir gitarist seçmesi düzenleyerek randy rhoads ile yola çıkmaya karar verir. rest is another history..

    albümü ele alırsak, o kadar güçlü şarkılar var ki, diğer bazı şarkıların çok zayıf kalması kaçınılmaz. mr crowley, crazy train, i don't know, suicide solution ve goodbye to romance bu ilk gruba dahil. neyse uzun uzun albüm kritiği yapacak halim yok. olsa da dinlesem.

    ayrıca bir albüm ismi olarak yapılmış en zekice göndermelerden biridir.
  • 35. yılını kutladığımız kültür hazinesi.
  • randy rhoads gibi efsanevi bir gitaristi müzik camiasına tanıtan albümdür.
  • rivayete göre randy rhoads bir anda kariyeri ve hayatı yerle bir olan ozzy'e aşağıdaki efsane repliği sarfeder ve ozzy'nin gitaristi olur. hikayenin gerisini zaten biliyorsunuz. *

    "why do we fall ozzy? so we can learn to pick ourselves up"
  • metalin babaları black sabbath, 1970'lerin sonuna yaklaşırken grup içinde sıkıntılar yaşıyordu. özellikle grubun vokalisti ozzy osbourne, aşırı madde kullanımı nedeniyle grubun bir parçası olmakta zorlanıyordu. 1978'de grubu terk etmiş ama black sabbath, fleetwood mac'in eski vokalistlerinden dave walker ile anlaşıp bu mızıka çalıp, geleneksel tarzda rock söyleyen adamla gelecekleri olmadığını anlayınca osbourne ile tekrardan yollarını birleştirmişti. ama bu geri dönüşün bir geleceği yoktu. grup, never say die'ı yayınladı ama albüm ortalama bulundu. hemen yeni albüm çalışmalarına giren sabbath, provalar sırasında osbourne ile sağlıklı bir şekilde devam edeyeceğini anlayınca osbourne'u gruptan kovdu. vokale ronnie james dio'yu alan grup, yepyeni bir anlayışla yeniden doğmayı başardı.

    osbourne ise kendini müzik dışında her şeye verdi. içki, alkol, uyuşturucu. bir batağa saplanan osbourne, hayatını her an kaybedebilirdi. bunu istemeyecek çok hayranı vardı elbette ama sabbath'ın menejeri don arden için böyle bir ölüm, altın yumurtlayan tavuğundan olması demekti. arden, ozzy osbourne'u kendi şirketine çekip, solo albümlerini yayınlamak istiyordu. bu nedenle kızı sharon arden'i osbourne'u ikna etmesi için görevlendirdi. sharon, babasının istediğinden fazlasını yaptı. osbourne'u solo kariyer için ikna ederken, babasını atlatıp ozzy'nin menejerligini de üstlenmeye karar verdi. kısa süre sonra da ozzy'nin hayat arkadaşlığını üstlendi. bu don arden için kabul edilemez bir durumdu. ozzy, her ne kadar kendisinin plak şirketine tonla para getirmeye devam etse de baba ve kızın yolları ayrılmıştı.

    solo kariyer dedik ama ozzy'nin aklında "blizzard of ozz" adlı bir grup kurmak vardı. grup ismi güzel ama grup elemanları nerede? elbette bir gitarist ile başlamak lazımdı. osbourne, 23 yaşına rağmen kariyerine quiet riot ile iki albüm sığdırmış gitarist randy rhoads'ı grubuna kattı. sonra bir bas gitarist lazımdı. ronnie james dio'nun ayrılması ile kabuk değiştiren rainbow'un bas gitaristi bob daisley, osbourne ile tanıştı ve ikili hemen uyum sağladı. ve de elbette bir davulcu lazımdı. bu arayış biraz daha sürdü. bu sırada grup, şarkılarını yazmaya başlamıştı. şarkıların ilk versiyonları tamamlanırken, efsanevi uriah heep'ten lee kerslake ile "blizzard of ozz" son formuna kavuştu. 12 eylül 1980'de (tarihe gel) grup ilk konserini verdi. "ozzy osbourne's blizzard of ozz" olarak afişlerde yer alan grubun kendi adını taşıyan ilk albümü 20 eylül'de yayınlandı. ancak o da ne? albüm yayınlandığında ortada grup mrup yoktu. plak şirketi grup elemanlarından habersiz olarak albümü ozzy osbourne'un blizzard of ozz adlı solo albümü olarak çıkarmıştı. daisley ve kerslake bunu görünce çılgına döndüler. bu olay, sharon ve ozzy ikilisinin daisley ve kerslake'i ilk satışları olmayacaktı.diğer iki müzisyenden daha az kıdemli rhoads ise bu konuda sesini çıkarmamayı ve oyunu ondan büyüklerin koyduğu kurallara göre oynamayı seçti. rhoads, asi ve özgür ruhunu gitar çalışına yansıtmayı tercih etmişti.

    dramayı bir süre kenara koyup, albüme bakalım. açılışı yapan i don't know çok gaz bir şekilde başlıyor. rhoads'ın gitar rifi, albümde bizi ne kadar bomba gitar performanslarının beklediğinin bir habercisi gibi. şarkının ortasındaki daha yumuşak pasaj da keza albümde karşımıza çıkacaklardan ufak bir kesit. albümdeki bas miksajı çok iyi. bu şarkıda da bob daisley'nin şarkılara ne kadar çok şey kattığını görüyoruz. ozzy'nin intro'dan hemen sonra gelen, kendine has vokali de black sabbath günlerinden hiçbir şey kaybetmemiş gibi. sanki bir sene önce ölümle dans eden adam ozzy değilmişcesine güçlü bir performans dinliyoruz. şarkının kendisi aşırı etkileyici olmasa da 1980'lerin heavy metal'ini layıkı ile temsil eden, tertemiz, enerjik bir heavy metal şarkısı. ısınma turunu attıysak, albümün en baba şarkısına geçelim mi?

    oturup, crazy train için "abi randy rhoads şöyle yapıyor, lee kerslake şöyle çalıyor" diyecek halim yok. heavy metal tarihinin en iyi şarkılarından birinden bahsediyoruz. "abi metal müzik nedir, 10 şarkılık bir playlist yapsana?" diye soran 15 yaşındaki yeğeni için playlist yapan kişilerin %96'sı (bkz: küsüratlı sayı vereyim de salladığım anlaşılmasın) bu şarkıyı o playlist'e koyar. neden? bir kere o nasıl bir introdur gözünü sevdiğim. ozzy'nin tam gaz "all aboard" nidasından sonra gelen "ha ha ha" ve "ay ay ay" sesleri daha ilk dinlediğimde "lan n'oluyor" dedirtmişti bana. 13 yaşındaydım ve gözlerim açılmıştı. o da yetmiyormuş gibi rhoads'ın o muazzam intro rifini insanın döne döne dinleyesi geliyor. bu muazzam rifi sadece introda ve bir kez ortada kullanıp, tadında bırakmaları da çok acayip bir şey. başka şarkıcı olsa "bulduk güzel rifi, abartalım" derdi. ama rhoads, yaratıcılığına güvenmiş ki farklı farklı rifleri şarkıya serpmiş. bir de solo var ki tadından yenmez. peki ya nakaratta "i'm going off the rails on a crazy train" kısmının içimdeki bam teline dokunup, vücuduma pozitiflik salgılamasını nasıl açıklayabileceğiz? müzik ve hormonlar arasındaki bağlantıyı artık bilim insanları araştırsın dursun. bu arada "karanlıklar prensi"nin bu şarkıda söylediği sözlerin oldukça iyimser oluşu, dostluğu ve kardeşliği vurguluyor olması da çok acayip.

    üçüncü sırada geç keşfettiğim ama daha sonra dinleyemediğim yılların acısını çıkartırcasına döndüre döndüre dinlediğim goodbye to romance bulunmakta. müzikal olarak acayip tatlı bir eser. rhoads'ın etkilendiği klasik müziği ozzy'nin müziğine çok iyi eklediğini gösteriyor. ayrıca farklı düzenlemesi ile ozzy'nin solo kariyerine, sabbath'tan ayrı bir yere konumlandırmamızı da sağlıyor. rhoads'ın üst üste kaydettiği gitarlar melodik olarak kusursuz bir uyum içinde. sözler de manidar. ozzy'nin sabbath sonrası daisley ve rhoads ile yazdığı ilk şarkı olan "goodbye to romance", tüm arkadaşlarına, sevdiklerine bir veda. tabii burada ozzy'nin bahsettiği insanlar black sabbath'taki arkadaşları. yine de olumlu bir şekilde, "sanırım buluşacağız, buluşacağız sonunda" diye nakaratı tamamlıyor. ozzy, tabii burada haklı çıkıyor ve 2017'de black sabbath "the end" turnesi ile perdeyi kapıyor. her ne kadar sözler hüzünlü olsa da şarkının son kıtasında yeniden bir doğuş, yeni bir sayfa açış teması var. bu da şarkıyı oldukça pozitif kılıyor. metal dünyasının en hakkı yenmiş adamlarından keyboard üstadı don airey'in şarkının sonuna eklediği klavye bölümü, bu pozitifliği epik bir hale getiriyor.

    goodbye to romance'in hemen ardından, randy rhoads eseri dee'yi dinliyoruz. goodbye to romance'in havasını devam ettiren 50 saniyelik eser, rhoads'ın akustik gitarda da ne kadar acayip bir adam olduğunu gösteriyor. annesine ithaf ettiği bu eser, sanki johann sebastian bach'ın elinden çıkmış. çalması iyi bir sağ-sol el koordinasyonu istiyor. doyamayanlar ozzy'nin tribute adlı 1987 tarihli konser albümündeki 4 buçuk dakika süren versiyonunu dinleyebilir.

    bir tatlı huzur aldıktan sonra gelelim ozzy'nin gerçek yüzüne. sırada maalesef müzik dışı nedenlerden dolayı popüler olan suicide solution var. 1984'te genç bir çocuk, kulaklıkla plaktan blizzard of ozz'un bu yüzünü dinlerken kendini vurup intihar ediyor. çocuğun ebeveynleri de " çocuğumuz pırlanta gibiydi, hiç sorunu yoktu, bu albümü aldı, 6 saat sonra öldü" gibi rezil rusva bir açıklama yaparak osbourne'u dava ediyor. gerekçe de hem sözleri hem de içindeki ses efektlerinin sözde gizli mesaj vermesi nedeniyle suicide solution şarkısı (ki içimden bir ses, çocuğun tetiği çektiğinde goodbye to romance'i dinliyor olması daha mantıklı diyor). kendi beceriksizliklerini ozzy'ye yıkmaya çalışan bu anne babanın davası elbette düşüyor ama medya ozzy'yi (ve genel olarak heavy metali) günah keçisi yapıyor. daha sonra metal müziğe karşıtlık daha da büyüyor. günümüzün küresel ısınma savaşçısı al gore'un eşi tipper gore bu bayrağı 80'ler boyunca dalgalasa da başta s.m.f dee snider tarafından madara ediliyor. neyse, suicide solution gerçekten de oldukça sert bir şarkı. hem gitarıyla hem tavrıyla. içip içip kendini farkında ölüme sürükleyen bir adamı anlatan şarkı o sene hayatını kaybeden bon scott'a atfedilse de söz yazarı daisley, ozzy'nin ta kendisinden etkilendiğini söylüyor. müzikal olarak ağır ilerlemesi ile black sabbath'ı andirdigini söyleyebiliriz. ortalardaki o "gizli mesaj" kısmının ise iç gidiklayici kabul etmek lazım. bob daisley bas gitarda tam anlamıyla dokturuyor. lee kerslake'in de albümdeki en iyi performansı bu şarkıda diyebilirim.

    albümün ikinci yüzü bir başka ozzy osbourne klasiği mr. crowley ile açılıyor. mistik, felsefik akımlarla ilgili insanların en sevdiği isimlerden aleister crowley'i anlatan bu şarkı, vermek istediği karanlık ve görkemli havayı muazzam bir şekilde veriyor. sanki koskoca bir şatonun içinde mr. crowley'nin ruhu ile karşı karşıyayız. daha şarkının başında airey'nin klavyesi ile ortaya çıkardığı atmosfer tüyler ürpertici. yukarıda airey için metal'in en hakkı yenen insanlarından biri demiştim ya, bu şarkı bunun bir örneği. introyu yazan airey olsa da adı besteciler arasında geçmemekte. neden? çünkü stüdyo müzisyeni. valla ayıp. ozzy bu şarkıda elbette iyi. ama tabii ki de şarkının asıl yıldızı rhoads. buna kimsenin itirazı olamaz. birinci ve üçüncü solosu gitarı ne kadar hızlı ve ustaca kullanabileceğini gösterirken, ikinci solosu notaları çok iyi kullanan muhteşem bir besteci olduğunu gösteriyor. ozzy'nin performansı ve anlattığı şeyler ilginç ve güzel ama bu şarkıyı gitarlara odaklanmadan dinlemek imkansız.

    no bone movies biraz eh bir şarkı. genel olarak eğlenceli. rhoads'ın şarkı boyunca devam eden rifi güzel. lee kerslake hiç olmadığı kadar öne çıkıyor. hatta sonlara doğru davul bir ara sazı eline alıyor. bu da tesadüf değil çünkü bu şarkı dışında bütün album osbourne/daisley/rhoads elinden çıkarken bu şarkınin yazımında kerslake'e de yer verilmiş. hatta sırf bu nedenle b-side olmak yerine bu albüme eklenmiş. halbuki bu şarkı ile yer değiştirip b side'lığa düşen looking at me, looking at you daha iyi bir şarkı. sözler de biraz ergence. ilk dinleyen "no more movies" gibi anlasa da şarkıda "no bone movies" denmekte. bone movies de porno film demekmiş. yani şarkı boyunca "artık porno izlemeyecegim" dese de kendini tutamayan bir genci anlatmakta. yani mr. crowley nere, bu şarkı nere.

    revelation (mother earth) ile bir kez daha kaliteyi yükseltiyoruz. bu şarkıda da goodbye to romance misali bir hüzün var. gitarlarda da yine klasik müzik tınıları. şarkının sözleri bu hüzünlü müzikal havayı bir konsepte oturtmamızı sağlıyor. o konsept de doğayı yok ediyor olmamız. crazy train'de de bahsettiğim gibi, her kötülüğün babası gibi lanse edilen ozzy osbourne'nun şarkılarında adamın çiçek çocuklar döneminden geliyor olmasının da etkisiyle oldukça barışçıl ve pozitif mesajlar bulmak mümkün. "father of all creation" kısmıyla birlikte şarkının tonu değişip, hüzünlü bir havadan daha öfkeli bir havaya dönüş var. keza artık ozzy ağlamayı sızlamayı bırakıp, tanrı'ya insanları kötülemeye başlıyor. şarkının sözleri bitince don airey babanın içinden bir richard clayderman çıkıyor ve güzel ve cheesyliğin tam ortasında bir piyano solosu geliyor. tabii ki airey'ye yine bir şarkı yazarlığını çok görmüşler. halbuki bu bölüm oldukça uzun sürüyor. son dakikada ise yine klasik müziğin kanatlarıyla yükselen rhoads, güzel bir solo atıyor. hele hele son 30 saniyesi melodik olarak o kadar güzel ki kelimelere dökmek zor.

    revelation doğrudan steal away (the night)'a bağlanıyor. kıtalarını çok seviyorum bu şarkının. ozzy'ye çok yakışan bir melodi tutturmuşlar. bob daisley'nin bası da bu bölümde (ve doğrusu şarkının geri kalanında da) çok öne çıkıyor. nakarat ve şarkının geri kalanı ise biraz zayıf. pek fazla öne çıkan bir yanı yok. albüm daha bomba bir şekilde bitirilebilir miydi? evet. ama canları sağolsun.

    yukarıda dediklerimi özetlemek gerekirse albüm sabbath sonrası yeni bir maceraya başlayan ozzy'nin tazelenmiş, enerjisini geri kazanmış bir halini bize yansıtıyor. ozzy'nin albümdeki vokalleri oldukça güçlü ve yerinde. ama dürüst olalım: albümün aslan payı randy rhoads ve bob daisley'nin. daisley, şarkıların çoğunun gerçek yazarı ve müzik tarihine girecek kalitede şarkıları bestelemeyi başarmış. müzisyen olarak da çok başarılı olan daisley'nin bası albümde parıl parıl parlıyor. rhoads ise daha ilk şarkıdan itibaren ne kadar kaliteli bir gitarist olduğunu gösteriyor. hem ritmde hem sololarda harikalar yaratıyor. lee kerslake tam bir görev adamı olarak işini yapmış. don airey de her ne kadar resmi olarak "blizzard of ozz" elemanı olmasa da imzasını albüme güzelce çakmış.

    albümün sonrası, öncesinden daha fazla drama dolu. daisley ve kerslake, bir türlü almaları gereken sözleşmeleri alamayıp bir yandan yeni albüm için çalıştırılıyorlardı. yeni albüm kayıtları bittiği anda da şutlandılar çünkü çok fazlasını istiyorlardı. şarkı yazarı olarak adları geçiyordu ama müzisyenler künyesine eklenmediler. ikinci albüm diary of a madman çıktıktan birkaç ay sonra da randy rhoads bir uçak kazasında ölünce "blizzard of ozz" bir daha dönmemecesine dağıldı. ama drama burada da bitmedi. yıllar sonra ozzy, bu albümü yeniden yayınlamak istedi ama sharon, daisley ve kerslake'e telif hakkı ödemek istemediği için bas gitarı robert trujillo'ya, davulu ise mike bordin'e kaydettirdi. sinsi sharon, bunun tepki alacağını bildiği için bu remaster'ın kapağına bir uyarı koymadı. ancak albüm kitapçığının derinliklerinde bu yeniden kayıt bilgisi verildi. ama tabii ki ozzy hayranları bunu yemedi ve büyük bir tepki gösterdiler. ozzy bile sharon'a bu fikrin doğru olmadığını bildirebildi. bu tepki sayesinde daha sonraki basımlar orijinal kayıtları içerdi.

    bugün ozzy osbourne, 70'ini devirdi. biraz sağlık sorunları çekse de turneye devam edecek. lee kerslake maalesef yakında gidici. hala verdiği röportajlarda blizzard of ozz döneminde yediği kazıkları anlatıyor. daisley de hala alamadığı teliflerin peşinde. bir yandan da ozzy'den sonra beraber çaldığı dostu gary moore'un anısını yaşatmak ile uğraşıyor. randy rhoads'un yeri ise hala doldurulamadı. bu bol çalkantılı heavy metal hikayesinden geriye de blizzard of ozz gibi çok sıkı bir albüm kaldı.

    4,5/5 verdim gitti
    albümü en iyi anlatan şarkılar: crazy train, goodbye to romance, steal away (the night)