şükela:  tümü | bugün
  • 2015'te vizyona girmesi planlanan ingilizce çekilen bir fransız filmi. başrolde hollywood'dan kovulan mel gibson yer almakta.
  • mel gibson'ı badass gördüğümüz film. ağustos 25'te geliyor. izlerim affetmem.

    https://www.youtube.com/watch?v=opj0rtnmuyk
  • hikaye klişe gibi ama fragmanı beğendim, izlenebilitesi var, giderli. taken+john wick stil bişey olmuş gibi.

    edit: filmi izledim, çok kötü.
  • daha türkiye'de vizyona girmeden 1080p web-dl olarak ortamlara düşmüş.
  • john wick'ten ziyade taken'ın izinden giden film. zaten john wick'le pek alakası yok. mesela blood father'da dövüş sahneleri yok ama john wick'te dövüş sahneleri önemli bir noktada. iki film arasında ton, anlatım, konu farklılığı var. ve en önemlisi john wick intikam üzerine kurulu, blood father ise hayatta kalma (survival). taken ise kızı kaçırılan adamın kızını kurtarma ve hayatta kalma çabalarını anlatır. blood father'da da baba, kızını kötülerden korumaya ve hayatta tutmaya çalışıyor.

    benzerlikleri geçersek... orijinal bir film demek zor. her yerinden klişe akıyor. baba - kızın sorunlu ilişkileri, kızın sorunlu olması, babanın hapse uzanan geçmişi ve filmin finali... hepsini daha önce pek çok filmde gördük. yani öykü alabildiğine klişe. ama iyi bir kurguyla bu klişe konu keyifli hale getirilmiş. yılın keyifli filmlerinden. bir an bile sıkmadı. mel gibson'ı izlemek her zamanki gibi zevkli. ki kendisi zaten bu tür rollerin ustası. ailesini koruyan baba rolünü daha önce de oynamıştı: edge of darkness, the patriot vs. bunun dışında, filmin sarı sıcak tonları, çöldeki motorsikletli takip sahneleri herkese mad max'i hatırlatacaktır. şunu da ekleyeyim: film kötü adamsız neredeyse. diego luna'nın ekran süresi 15-20 dakikadan fazla değildir. kötü kahramansız da gerilim filmi yapılabiliyor yani. özetle, keyifli bir film.
  • (bkz: mel gibson) çok yaşlanmış be.
    hoş bu filmde oynamayı neden kabul etmiş anlamadım. tv filmi havasında. giriş var gelişme var final e bildiğin para yetmemiş ( zaten 90 dakika tamamı filmin belki harbiden para bitti kısa kestiler ).

    mel gibson seviyorsanız ve beklentinizi çook yüksek tutmayacaksınız izlenir . ( 7/10)
  • kimse bahsetmemiş ama belki izlemek için bir sebep olur diye düşündüğümden bu filmde bizim sevgili dostumuz frank gallagher'ın da oynadığını belirtmek isterim. iki eski ustayı da aynı filmde göreceksiniz, daha ne olsun?
    izleyiniz efendim.
  • eylül ayında gösterime girecek olan kızını kurtaran baba temalı mel gibson filmi.

    yıılarca hapis yattıktan sonra tövbekar olmuş, içkiyi terketmiş, kızını arayan bir baba; üvey babaların elinde büyüyüp sonrasında evden kaçarak özgür takılan, süreç içinde de kendisini mafyatik-ölümcül olayların içinde bulan başı belada bir kız.

    defalarca işlenen hikayesiyle, çekim-müzik-kurgu-aksiyon kalitesi olarak da ekstra vaadlerde bulunmayan klişeler üzerine kurulu bir film. hiç sıkılmadan keyifle izlenebilen filmi özel kılan tek yönü bünyesinde mel gibson'ı barındırıyor olması kendimce.

    mel gibson deyince içim burulur öteden beri. görkemli filmlerle bezeli oyunculuk kariyeri, en iyi yönetmen ve en iyi film oscarlarını almasını sağlayacak müthiş bir braveheart tecrübesi, yaklaşık on yıl sonra yahudileri tırmaladığı the passion of the christ gibi bir sansasyonel film, ardından alkolizm, trafik polislerine sarhoşken ettiği yahudilik karşıtı söylemler ve hollywood'dan aforoz. 5 yıl boyunca dışlanmışlık, projelerin askıya alınması hatta iptali ve dip.

    7 çocuğunun sahibi 28 yıllık karısını 470 milyon tazminat ödeyerek boşaması, rus bir dilberle evlenip ondan da bir çocuk sahibi olduktan sonra başgösteren şiddetli geçimsizlik, kadına uyguladığı şiddet, buna karşılık kadının, bunun ırkçı söylemler içeren küfürlü konuşmalarını kasede kaydedip ifşa etmesi ve biraz daha dip.

    yeni yeni toparlandığını gösteren bu film gibi çalışmaları daha çok iflas etmiş büyük bir fabrikatörün, küçük bir atölyede işe girmesi gibi değerlendirmek lazım. yazarak, yöneterek, oynayarak çok büyük filmler yapabilecek bir potansiyel yarı yolda heba oldu gibi gelir hep bana.

    sağlam bir katolik, aynı zamanda sıkı bir ingiltere karşıtı olan mel gibson için aslında sonun başlangıcı hz. isa'nın yahudiler tarafından çarmıha gerildiği son günü anlatan the passion of the christ adlı filmdir. ardından gelen polis olayı filan infazın bahanesidir.
    henüz 60 yaşında olmasına rağmen yüzündeki derin çizgilerle ne kadar yıprandığı net görülebilen, sakallı haliyle de fazlasıyla saddam hüseyin'e benzemiş olan sanatçı, türkiye'de en son müslüman olduğu söylentileri ile gündeme gelmişti.

    aynı, menajeri tarafından soyulup iflas eden ve artık izleyemediğim inanılmaz kötü filmlere imza atmak zorunda kalan nicolas cage ile bütün filmlerini büyük keyifle izlediğim 3-5 sanatçıdan biri olan mel gibson iki ibretlik hikayedir benim için.
  • ayık baba kızın hikayesi.
  • yonetmenligini jean-françois richet yaptigi, mel gibson'un basrol oynadigi aksiyon. buyuk bir ustalikla cekildigi belli olan bu fransiz yapimi filmin en can alici sahnesi diyebilecegim herhangi bir sahnesi olmamasi da tuhaf tabi.