şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çalışkan çocuk, komik diyaloglar yazarı... ayrıca nikine hastayım, benimki gibi polonya kökenli bir enfeksiyona benzemiyor, yağ gibi akıp gidiyor, bluuum.
  • in the morning when i wake
    and the sun is coming through,
    oh, you fill my lungs with sweetness,
    and you fill my head with you.

    shall i write it in a letter?
    shall i try to get it down?
    oh, you fill my head with pieces
    of a song i can't get out.

    can i be close to you?
    ooh-oo-oo-ooh, ooh (simile).
    can i be close to you?
    ooh, ooh.

    can i take it to a morning
    where the fields are painted gold
    and the trees are filled with memories
    of the feelings never told?

    when the evening pulls the sun down,
    and the day is almost through,
    oh, the whole world it is sleeping,
    but my world is you.

    can i be close to you?
    (ah) ooh (aah), ooh (aah).
    can i be close to you?
    (ah) ooh (aah), ooh (aah).

    *whistling*

    can i be close to you?
    (ah) ooh (aah), ooh (aah).
    can i be close to you?
    (ah) ooh (aah), ooh (aah).

    can i be close to you?
    ooh, ooh.

    şeklinde sözlere ve harika bir klibe sahip the paper kites şarkısıdır. ruh haline göre acıtır da huzur da doldurur, her şeyi yapar mazallah.

    http://www.youtube.com/watch?v=8injttg_duu
  • sanki evrendeki ilk çiçeğin açışını anlatıyor, ilk küçük noktanın patlayışını. sonra hayat yayılıyor. ama bunların hiç birini değil, radiohead'in the king of limbs albümünün açılışını yapıyor bu şarkı. oysa birincisi daha gerçekmiş gibi. thom yorke'un hipnotize eden sesini ya da jonny greenwood'un müziğe ilahi dokunuşlarını zihnimin evinde sonsuza dek tutma isteğimi imzalıyor.
  • zamanında sözlüğe çok eğlenceli şeyler yazan 10 numara bir yazara aitti bu nick. sonra ip'si polise verilen insanlardan biri olarak sözlükten tiksinip gitti. gittiğini tahmin ediyorum, çünkü badilerde her çıktığında yazdığı kısa entry'nin sonunda saçma bi sitenin linki de oluyor.
  • beach house albümü olan bloom 2012'nin en iyilerinden. çevirip çevirip dinliyorum, hiç sıkılmıyorum o buğulu sesten. davulcularını nerden buldularsa ellerinde tutmaya baksınlar. hazır gelmişken radiohead'in bloom'una da laf etmeden gitmeyeyim. canlı versiyonu öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrıldı benim için o. works with headphones only. neyse beach house'un bloom'undan şaşmayın siz yine de. iyice saçmaladım, gideyim artık. bye.
  • beach house'ın 15 mayıs'ta piyasaya sürülecek, teen dream'i ardından gelecek 4. stüdyo albümü. bünyede bir kıpır kıpırlık, bir yerinde duramama söz konusu. her ne kadar bahar/kış müziği yapsalar da*; yazın loop'a alınacak albümü olmasını bekliyorum şahsen, bakalım.

    1. myth
    2. wild
    3. lazuli
    4. other people
    5. the hours
    6. troublemaker
    7. new year
    8. wishes
    9. on the sea
    10. irene
  • hani thom "open your mouth wide" diye giriyor ya sarkiya, olay artik sarkiya giren bir vokalistin sesi olmaktan cikiyor, adeta miles davis'in a tribute to jack johnson albumunde sarkilara o hayat ufleyen trompet girislerine donuyor.

    bu da demek oluyor ki radiohead artik tescilli olarak dunyadaki butun gruplari geride birakmis, kategorilerden soyutlamistir kendisini. tom, coni, kolin; beyninizi gotume sokmak istiyorum, o derece.
  • (bkz: ilk buluşmaya kaftanla gidip ben sülüman demek)

    http://www.birgun.net/…74&year=2011&month=01&day=16

    gereğinden fazla ciddiye alınıp irdelenmiş gibi duruyor.
  • james joyce'un ulysses'indeki uc ana karakterden ikisinin soyadi. (leopold & molly)
  • kıbrıs'ta çokça tüketilen taze sıkılmış meyve suyu. mandalina, portakal ve greyfurt olmak üzere 3 çeşidi var. greyfurt genzi yakacak kadar keskin. mandalina bazen tatlı, bazense ekşi, her zaman aynı tadı yakalamak mümkün olmuyor. ama portakal, işte o her daim leziz. yolunuz bir gün düşerse deneyin derim.