şükela:  tümü | bugün
  • her ne kadar jay = ala karga olsa da, sozkonusu kus basbaya mavidir..
    hatta k pax'de kevin spacey'nin akil hastanesindeki arkadasina bulma görevi verdigi kustur bu...
  • gunlerdir evin etrafinda zavalli kedimizi korkutmak icin kamikaze ucuslari yapan kus, kuslar.

    onceleri "aa ne guzel yuvalari var buralarda bir yerde herhalde, anne baba iste, yumurtalarini korumak icin bak neler yapiyorlar" diye dusunurken, kendi halinde pencerinin onundeki koltukta yatan kedinin onundeki balkonun demirlerine tuneyip "erkeksen cik disari da gozunu oyayim senin" tipi ciyak ciyak horozlanmalarini, kedicigin gozlerini kapatip kafasini cevirmesine onlarla muhatap olmamasina ragmen, teker teker ya da ikisi birden surekli taciz ettiklerini gorunce onlara kizmaya basladim. arada balkon kapisini acip kislamak da ise yaramadi, kedicik disari cikamaz oldu korkudan, ustune ustune dalis ucuslarina, etraftaki yuksek agaclarin en ust dalarlina tuneyip surekli evi gozetlemelerine kizmaya basladim.

    bebekleri buyuse de kedim kurtulsa bu dertten!
  • hayatımda en çok acıdığım kuşlardan biri budur. bunun sebebi de muhteşem kitap to kill a mockingbird.
    ulan kitabın adının geldiği kısmı özetlersek atticus çocuklara sapan alır ve istedikleri blue jay'i vurabileceklerini ama it's a sin to kill a mockingbird olduğunu söyler.

    ulan nerdeyse 10 sene geçti kitabı okuyalı. hala nerde blue jay görsem üzülürüm. ulan dünya güzeli bir hayvansın niye ötmüyorsun diye canına kast etmiş harper lee denen bu süper yazar çözemem.
  • çok güzel filmdir. özellikle arkada çalan müzikleriyle.(bkz: sarah paulson)
  • yönetmen alexandre lehmann'ın 2016 yapımı filmi "blue jay"

    çok önceleri bir ilişki yaşamış her insan, o kişi ile bugün karşılaşsak ne olur diye doğal olarak merak eder. film de bu merak duygusunu sonuna kadar sömürmeyi seçmiş. bomboş senaryo da, buna uygun olacak şekilde oyuncular da, sevimli romantik olacağız diye yapay bir şekilde zorlamışlar da zorlamışlar. hele o tazılar üzerine yapılan felsefe, aman yarappim... zırt pırt dalıp gidilerek nostaljik olunmuyor... ne ilgisi varsa bir tek siyah beyaz fotoğraf kareleri güzeldi...
  • gençlik aşkı, derin.. çok şey paylaşılmış, anılar, fotoğraflar, yemekler, müzikler, espriler, aileler, deli dolu günler..
    sonra, sonra kız iki çocuklu biriyle evlenip gitmiş, erkek sonraki hayatında bu aşkla doldurduğu kalbine başkasını sokmamış, halen yalnız..
    bir gün o eski günlerini geçirdikleri kasabada bir markette karşılaşıyor ve anıların üzerinden geçiyorlar, kızın tetiklemesiyle..
    aradan 20 veya 22 sene geçmiş, belki de 24. bu net değil.
    ikisi de orta yaşlı, sorumlulukları olan insanlar..
    erkek, kaldığı yerden devam etmeye hazır, peki ya kadın?
    blue jay, romantik bir yapım. siyah-beyaz, canon'la çekilmiş.. cast, iki işi, erkek ve kadın. http://www.imdb.com/title/tt5912454/
    mark duplass aynı zamanda senarist ve sarah paulson.. bir de -kısa rolde- onların çifte kumru aşkını unutmayan dükkan sahibi rolünde 90'a merdiven dayamış clu gulager.
    güzel akıyor, yüzünüzde tatlı bir tebessümle izliyorsunuz, bir saat 20 dakika boyunca.
    öykü belli de, yazılana göre doğaçlama oynamışlar, bu da enteresan bir hava katıyor filme..
    izlerken şunları düşünüyorsunuz: peki ya buluşacaklar mı tekrar? kadın, kaldığı yerden devam edecek mi eski aşkıyla? geçmişte kapalı kalan, ortaya dökülecek bir şeyler var mı?
    izlenmeli..
    bir netflix yapımı, hatırlatalım..
    denk gelirse, seyredin, yer yer sarsıcı, yer yer romantik, yer yer eğlenceli.. kendinizden ve içinizde ukte kalan aşklardan bir şeyler bulabilirsiniz..
  • netflix yapımı çöp film. izlemeyin.
  • netflixin en iyi 15 filmi diye bir listeye inanıp izledim.
    ben yaptım, siz yapmayın.
  • bu filme izlemeyin diyenler notebook filan izlesinler.

    hayatimizda her karari gerçekten en dogrusu bu olacak diye emin olarak almıyoruz. bir suru pismanlik duyup da yine üzerini ortuyoruz. bir kere girdigimiz yollarda bazen surunuyoruz bazen hic yapilmayacak seyler yapip en guzel yollari bile kirletiyoruz. bazen hic uzulmeyecek insanlari uzup, bazen cok guzel gülüşleri ve umutlari itiyoruz. bazen bazi insanlari kaybediyoruz istemeye istemeye. bu yazdiklarimdan bir bok anlamayanlar bu filmden de muhtemelen anlamayacak veya anlamamis olanlar.

    bir saat yirmi dakikami harcadığıma pisman olmadığım film. sadece o iki kisi olsaydi, o gün biraz daha uzasaydi diye izledim. bazen netflixte oylesine gezinip sansini denemek boyle guzel filmlerle karsilasmaya sebep olabiliyor.