şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • --- spoiler ---

    şimdi kız hiç aşık olamadı dedik çocuğa ancak en azından sevmişti yani.. kabul edelim öyle bir adam aşık olunmayacaksa bile aşık olabileceğin adam oluverir zamanla diye sevilebilecek ve şefkat duyulabilecek bir tip kadınlar açısından.

    ama işte çok nüanstır; yıllar sonra cindy'nin işler yolunda gitmediğinde kızına hamile bırakan adamla karşılaştığında, hareketlerinden ve adama bakışından (uyuz karı burada gayet de iyi oynamış) akabinde adamı gördüğünü dean'e söyleyip ardından adamla ilgili yalan söylemesi falan.. dean'e sadece acıdığı ve diğer adama hala boş olamadığını göstermekte..
    adamların sevişme stillerinde gösterildi bu dediğim. hamile bırakan adamın doggy style'ı seçmesi cindy'ye bakış açısını göstermiş oldu.
    veya adamımız dean'in ilk tercihinin cindy'ye oral seks yapmak olması mesela; en güzel zamanlarında ve en kötü zamanlarında bile. böyle bir anektod da var filmin anlattığına dair.

    --- spoiler ---
  • kız arkadaşımla beraber izleyeceğim diye üç gün sabredip bu gece ansızın “eee yeter be” diyerek play tuşuna bastım. evde herkes yatıyordu, kulaklığı takıp pür dikkat, kimi zaman empati kurarak kimi zaman filmdeki karakterlere küfrederek kimi zaman da “ne oluyo olum bana” diye düşünerek izledim. netice itibariyle son aylarda ecnebilerin word of mouth dediği bir şekilde kulağıma çalınan bu filmi kesinlikle beğendim. adetimdir, her zaman imdb puanlarının şişirilmiş olduğunu söylerim lakin blue valentine’nin aldığı 8.1 puan kesinlikle layık olduğu bir derece..

    --- spoiler ---

    çoğu filmin arka planında karşımıza çıkan, nasıl evlenip yuva kurduğunu düşündüğünüz, her gece kavga, gürültü patırtı yaşayan, erkeğin alkolik olduğu, kadının kocasından usandığı ve histerik davrandığı aileler vardır ya, işte bu film o ailelerden birinin iç yüzünü gösteriyor bize. bu çiftin tanıştıkları yıl ile şu anki yılları yönetmenin ince kurgusuyla birbirine mesajlar yollayan sahneler eşliğinde gösteriliyor.
    yukarıdaki entrylere ben de katılıyorum, filmin ilk sekansında belki belli olmuyor ama bu film bir karşılıksız aşkı konu alıyor. bir erkeğin aşkı. etrafa “ben asla evlenmem” diyip aslen gerçek aşkı arayan ve onu bulan romantik bir adamın aşkını.

    fakat filmin tek konusu bu değil kanımca. filmin ilk bölümlerinde dean nakliye şirketinden arkadaşına erkekler ve kadınlar arasındaki fark hakkında bir şey söylüyor. şöyle bir şeydi hatırladığım kadarıyla.. “erkekler bence kadınlardan daha romantik. biz evlendiğimizde tek bir kadına bağlı kalıyoruz. biriyle tanışıyoruz, içimizden o harika biri, onunla evlenmeliyim diye geçiriyoruz. ama kadınlar ihtimaller arasında en iyisini seçiyorlar. evlenirken daima acaba iyi bir işi var mı diye düşünüyorlar. hep beyaz atlı prensi bekliyorlar ama sonra iyi bir işi olan adam bulduklarında gidip evleniyorlar”.. aha da işte bu.. filmin mesajını saklayan gizli öğemiz bu. sinema tarihinde aşk hep kadın perspektifinden yansımıştır (istisnalar var tabi lan o kadar değil), ve bu film kadını romantik erkeği ise güdülerin peşinde koşan, duygusuz mahluklar gibi göstermeye çaba harcayan o bakış açısına tokat gibi iniyor. dünyada karısının ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için istemediği, zevk almadığı bir işte ömrünü bozuk para gibi tüketen milyonlarca erkeğe rağmen biz hep aşkı ve aileyi “daima isteyenler”in gözünden ele alıyoruz ve bu yapım bu rutinin arasında ilaç gibi geliyor bünyeye. zaten bu tespitimi filmin diğer yarısında otel odasında cindy’nin dean’e sarf ettiği “neden başka bir şey denemiyorsun, neden yeteneklerini kullanmıyorsun, çok iyi şarkı söylüyorsun, iyi resim yapıyorsun, her yaptığın işte iyisin ama bunu kullanmıyorsun” gibilerinden söz de kanıtlıyor. dean tüm yaptıklarına rağmen cindy’e yeterli gelmemektedir. sanki işi gücü bırakıp müzisyen olmak kolaymış gibi, sanki hemşirelik maaşı evi döndürmeye yetecekmiş gibi.. kadınlara göre zaten her şey çok kolay…

    cindy’nin gözünden de olayı biraz incelersek, birbiriyle iyi anlaşamayan ebeveynlerinin evlilikleri gibi bir evlilik istemeyen, babaannesinden de aşk hakkında pek romantik bir cevap alamayan, aşık olduğu herif sorumluluk bilmez, şımarık ve güven vermeyen cindy bu salak heriften hamile kalınca tükürüğünü yalamaya karar verip kendisine aşık olan, kendi ayakları üzerinde duran dean’i güvenilir bir liman olarak görüyor. hoşlanıyor lakin bana sorarsanız asla dean’e aşık olmuyor. zira tüm film boyunca hangi zaman aralığı olursa olsun cindy bir kere bile dean’e, bobby’e baktığı gibi bakmıyor. süpermarketteki diyaloğu bir kez daha gözden geçirirseniz bu tespitimde haklı olduğumu anlayacaksınızdır.

    ama neticede bu bir evlilik. dean kendinden olmayan bir çocuğa babalık yapıyor ve her geçen gün daha da somurtan eşine aşkını muhafaza ediyor, cindy aşık olmadığı bir adamla adım adım evliliğinin ebeveynlerinin evliliğine dönüştüğünü düşünerek yaşıyor ve hayat devam ediyor. yönetmen bize bu evliliğin başını ve şu anını vererek yargıyı bize bırakmış. ha şimdi bundan memnun olmayanlara sözüm şu. ulan fransız filmlerini ve senaryolarını övüyorsunuz da kardeşim onlar çok mu mutlak senaryo yazıyor.. şu film eğer mutlak bir son ile bitmiş olsaydı bu kadar uzun uzadıya düşünmezdim, kendi yaşamımı ve geçmişimi elekten geçirmezdim bile. ek olarak ana iki karakter dışındaki karakterlerin yaşamlarındaki gelişmelerin aksettirilmemesi izleyicinin gerçek konuya odaklanmasını kolaylaştırıyor. (örnek, dean’in geçmişi, cindy’nin büyükannesinin ve annesinin akibeti, babasının hastalığı vb)

    --- spoiler ---

    performanslara gelince. son yıllarda en beğendiğim aktörlerden biri ryan gosling. muadillerinin izlediği popüler yöntemleri uygulamak yerine başarılı senaryoları seçip oynuyor. yine neredeyse on numara performans göstermiş.

    michelle williams için de söylenecek söz yok. ikinci kez oscar ödüllerinde aday. natalie portman’ın elinden ödülü alması açıkçası çok zor ama bu natalie portman kadar iyi olmadığı manasına gelmesin. işin erbabı olanlar ne dediğimi iyi anlayacaktır. özellikle otobüs sahnesinde “kendini ağırdan satan kız” modelini öyle bir yorumlamış ki vay anasını diye mırıldandım izlerken.

    ayrıca ryan gosling’in sesi baya iyiymiş, aktörlük yeteneklerine bu maharetini de eklese süper olur ileriki zamanlarda.

    ekşi sözlüğün film izlemeden önce fikir edinmek için incelenecek bir site olduğunu düşünmüyorum artık, bunda gerek son zamanlarda alınan yirmili yaşların eşiğindeki yazarların kendilerini kalabalık arasında göstermek için forum tadında kimi zaman “sidik yarışı” minvalinde yazılmış entryler girmesi, gerek de deneyimli olunmayan konularda uzmanmışçasına ahkam kesilmesinin moda olması etkili. elbette bu genel sorun filmler hakkında yazılan entrylere de sirayet etti, zaten aksi mümkün değildi. ben 9.nesil bir yazarım fakat 2002 yılından bu yana kullandığım dördüncü ve son yazarlığım bu. banner protestolarını görmüş, kendine güvenen ve yazdıklarından bilgi fışkıran yazarların entrylerini iştahla okumuş, sözlüğün adeta hiciv ve ince espri deryası olduğu yıllara tanık olmuş biri olarak şunu söyleyebilirim ki kesinlikle buralarda yazılan şeylere, özellikle beğeni ve yorum tabanlı entrylere gerektiğinden fazla itimat etmeyiniz artık. amerikan bağımsız sinemasının ve indie film sektörünün son on yılda ciddi anlamda ilerleme kaydettiğini ve avrupa sinemasının tadını yakalayamasa da ayrı bir doku ve motif yaratmaya başladığını idrak edebilen biri olarak blue valentine’nin izlenmeye değer bir yapım olduğu kanaatindeyim. ve bu entryi okuyan şahıs benden illa tam bir tavsiye almak istiyorsa ona “eğer karşılıksız aşık olduysanız, eğer sevdiğiniz kişi sizi terk etmek istediğinde haklı olsanız bile tüm gururunuzu ayaklar altına alıp size ait olmayan bir suçu sahiplenmişliğiniz varsa ve sonucu izleyiciye bırakılmış, muğlak filmler seviyorsanız bu filmi izleyin” derim.
  • izledikten sonra michelle willams yerine neden ryan gosling'in aday olmadığına hayıflandığım film. yıkıcıdır, güzeldir.

    ---spoiler----

    dean kaybettiği yüzüğü aramak için arabadan inerken ağlatır.

    ---spoiler---
  • --- spoiler ---

    brooklyn köprüsünde geçen bir sahne var. cindy'nin suratı asık belli ki dean'den sakladığı bir şeyler var. dean bunu hissediyor ve cindy'ye ne olduğunu söylemesi için ısrar ediyor. başarısız olunca son çareyi köprünün yanındaki tellere tırmanıp cindy'yi atlamakla tehdit etmekte buluyor. ve nihayet cindy pes edip hamile olduğunu söylüyor.
    bu sahne şöyle çekilmiş: yönetmen derek cianfrance, cindy'yi oynayan michelle williams'a da diyor ki: 'bir sırrın var ve bunu ne olursa olsun söyleme. ne sakladığın ve ne yaptığın önemli değil.' sonra gidiyor ayrı bir yerde dean'i oynayan ryan gossling'e diyor ki: 'bak bu kızın senden sakladığı bir şey var. ne olduğu önemli değil. ne yap et ona bunu söylet. ne yaptığın da önemli değil.' ...and action!

    --- spoiler ---
  • kağıt kesiği gibi film. ortada kan yok yara yok ama çok pis can yakıyor.
  • --- spoiler ---
    filmin çözümüne katkı sağlayacak kritik sorumuz şudur:
    cindy hamile olmayaydı, dean ile yine de evlenir miydi? yaa, yaaa...
    işte bu yüzden bir aşk filmi değildir.
    --- spoiler ---

    filmi yeni izledim ve cindy sen haksızsın orozbu!
  • ryan gosling'in adını içinde barındıran tüm diğer filmlere olan beklentim gibi blue valentine'e de beklentim çok yüksekti. bu yılın diğer ryan gosling filmi all good things ağzımda yarım bir tat bırakmıştı, tamamlanacağını biliyordum da bu kadar da doyacağımı bilmiyordum. filmin her karesi klişeden bu kadar uzakken bir yandan da gerçeğe nasıl bu kadar yakın olabilir diye sorgulamadan geçemiyor insan. bu arada bu entry spoiler içermeye başlıyor. maalesef kıytırık olarak nitelendirebileceğim ve çoğumuzun yüzyılın aşk filmi olarak nitelendirdiği ismi lazım pek de olmayan filmlere inat, bu film boşversenize aşkı evliliği, basbayağı hayatı ve bireyselliği de anlatıyor. işte o yüzden de çok başarılı bir film olmuş blue valentine. ölesiye eleştirdiğim amerikan standartları ve duygusuzluğunu suratıma tokat gibi çarpan bu film, uzun zamandır okuduğum, gördüğüm her şeyden çok daha gerçek. fakat izleyenlerden (yorumlardan çıkardığım kadarıyla) sanırım bir yerde ayrılıyorum. çünkü bu yapımın herhangi bir sahnesinde sevgiye rastlamadım. sevgi ki, iki insan arasında vuku bulduğunda anlamına kavuşurken, filmin ilk sahnesinden tutun da, ikilinin nispeten gençlik sahnelerine kadar herhangi bir karesinde sevgiye rastlamak bende pek mümkün olmadı. tek taraflı, sağlıksız, belki de saplantılı bir tutumu olan dean karakterinin çabalarını ve hayatın boşluklarını dolduran kadın karakteri gördüm. ha bu demek değil ki şu adı bayağı cafcaflı güreşçi abimiz michelle ablamızla evlenip dünya güzeli çocuklarını dünyaya getirselerdi eğer sevgiyi görebilirdik. ama o ilişki irdelenseydi eğer, o zaman işte bu film evliliğe eleştiri adı altında değerlendirilebilirdi. bu film ryan gosling'in tutkusu, michelle williams'ın dramı olmuş. filmin içinde yanlış yerde yanlış zamandan tutun da, fedakarlığa, obsesyona, tesadüflere, gözyaşları içinde evliliğe kadar her şey var, ama sevgi yok. işte bu film o yüzden olmuş. postmodern sinema anlayışına muhteşem bir eleştiri, seyircinin şaşırmamasına şaşkınlığının filmi. olmuş bir film.
  • bu filmi bi ask hikayesi olarak nitelendirmek gerekirse bu ask tek tarafli kesinlikle.

    --- spoiler ---
    hikayenin hangi zamaninda olursa olsun ben cindy'nin dean'i hic sevdigine inanmadim. baslarda belki evet hoslasma vardi, birlikte guzel vakit geciriyorlardi... ama sonra bebek olayi isin icine girince cindy "ask" degil "mantik" evliligi yapti. ya da film oyle bir sunuldu ki sadece cindy'nin yaptigi orospuluklari gorduk. su evlilikleri ve cocugun x yaslarina kadar gelislerinde yasanilanlar cok onemli bu iliskiye daha iyi yargida bulunmak icin. cunku seyrettigimiz kadariyla hatun hep afra tafra, orospuluk modu "on" bi sekilde takiliyor. hatun "dayanamiyorum" artik diyor ama dayanilmazin ne oldugunu anlamiyoruz. "e dean herbi seyi yapiyor. bak nasil da renkli, sevimli bi kisilik. hem de iyi de bir baba" dendiriliyoruz. "aha bak bi de gitti ozel bi oda kiraladi bi geceligine, super ideal lan bu herif" dendiriliyoruz bi sonraki sahnede cindy'nin dean'in dokunmasindan bile tiksindigini hissediyoruz -birakin sevismeyi-. e tabi cindy ne yasamis da tiksinmis tam bize anlatilmadigi icin sig bir sekilde "orospu cindy" moduna giriyoruz. bu acidan olmamis bi film... 3 secenek var: ya cindy gelmis gecmis en buyuk orospu ya dean harbi cektirmis bu cindy'e o kadar sevimli/ideal gibi dururken bi yandan da moody bi kisiligi var (ki bu durumda film acaip basarisiz olmus bunu gosteremeyerek) ya da su mudur "abi sevmeyince olmuyor iste.", mantik evliligi yapmis ama gun gectikce de tiksinmis... e sevmediysen de dogru duzgun ne halt etmeye evlendin; orospu cindy... hmm 2/3 ihtimal cindy orospu; 1/3 ihtimal film eksik/basarisiz sunulmus.
    --- spoiler ---
  • yazı birazcık spoiler içerebilir.

    bir erkek tutkuyla bağlı olduğu bir kadın için her şeyi yapabilir. onun hayatında olmak, ona sahip çıkmak, en kötü anında yanında olmak ister. belki bunu yaparken, o kadını değiştirmeye çalıştığının farkında da olmayabilir. çünkü erkek için her daim hissedilen önemlidir, kararlıdır, gerisini pek takmaz. aslında bu anlamda filmde de dean' in söylediği gibi daha romantiktir erkek.

    bir kadın için ise, ona tutkuyla bağlı bir erkek önemlidir tabi ki ama bu yeterli midir? ben şahsen bir erkek olarak hiç bir kadında bunun yeterli olduğunu görmedim. kadınlar genelde hissettikleri bu duygularla kendileriyle çelişirler ve onlara karşı yapılan fedakarlıkları kendilerini feda ederek, denk olmaya çalışarak geri vermeye çalışırlar. ya da bu durumu olabildiğince fazla sürdürmek, böyle yaşamak isterler. şartlar da bunu gerektiriyor olabilir. bunu yaparken farkında oldukları şeyi niye umursamazlar hiç anlamam doğrusu. yani bir erkek ne kadar kararlıysa, kadın genelde o kadar çelişkilidir. kadın olasılıklar havuzunda yüzerken, yanlış veya doğru seçimler yaparken, erkek hep kararlı olup, seçimde doğru ve yanlış gibi kavramlara yer vermez. bu da tutku ve saplantıyı körükler erkekte.

    yazdıklarımdan çok daha fazlası var bu filmde, o kadar incelikli bir film ki tekrar tekrar izlenmesi gerek bence. yılın kesinlikle en iyi filmlerinden. oyunculardan en az birinin oscar almasını çok isterim, fakat pek olası gözükmüyor.
  • tatlı rüyaları değil ağlayarak uyanmayı anlatıyor.