şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • michelle williams her hareketi* önceden kestirilebilen bir karakterle öyle mükemmel bir oyunculuk sergilemiş ki, mutlaka izlemelisiniz.

    --- spoiler ---

    cindy tam anlamıyla bencil bir karakter. kesinlikle yapıcı değil. ama tam anlamıyla istediğini yapan birisi de değil, güçlü değil. sorunlardan kaçmaya çalışan ne yaptığını bilmeyen birisi. dean de yardımsever, tecrübesiz. insanlar hakkında oturup iki dakika düşünmemiş birisi. ben uğraşırsam ne kadar kötülük olursa olsun düzelir durum adamı. senaristler bu iki kişinin tanışması, aşık olması hakkında yapılabilecek en acıklı senaryolardan birini yazmışlar.

    --- spoiler ---

    izleyin izlettirin.
  • sevgiliye aylarca filmi izlemek için baskı yapıldıktan sonra sonunda bir gün izlemeye karar verilir.

    sonuç: hüsran!

    çünkü sanırım bu filmi ben kafamda çok büyütmüşüm. çok büyük bir aşk bekliyordum, çok acıklı. içime oturacak diyordum. tamamen yalan. bununla birlikte oyunculuklara asla lafım yok.

    --- spoiler ---

    öncelikle filme ayrılan 112 dakikanın çok fazla olduğunu düşünüyorum. olaylar çok ağır işliyor. nitekim pek olay da yok ama. filmin başlangıcında cindy karakteri öylesine can sıkıcı bir şekilde karşımdaydı ki hiç gülmeyen, somurtan, her an bir problem çıkaracakmış gibi duran bu tip, filmde çok abartılan bu aşkın tek taraflı olduğunu anlamamı sağladı. dean kesinlikle sevgi dolu, fakat ne yapacağını pek bilmeyen, nerede nasıl davranılacağını kestiremeyen, fakat aşık olduğu kızın başkasından olan çocuğuna karşılıksız sevgi veren bir karakter. filmde beni en çok etkileyen zaten frankie ile dean'in ilişkisi oldu. frankie'nin babasına duyduğu saf sevgi çok ciddi şekilde yansıtılmış diye düşünmekteyim. film tüm bunlarla gerçekçi. gerçekçiliği olağanüstülüğünden değil, hayatımızda görebileceğimiz kareleri yansıtmasından kaynaklanıyor.

    --- spoiler ---

    bu film asla bir eternal sunshine of the spotless mind ya da 500 days of summer olamaz. bugün bile hala özellikle eternal sunshine of the spotless mind'in müziklerini dinledikçe içim acır. üzerimde bıraktığı etki bu filmden çok farklı. izlemeseydim bir şey kaybetmezdim sanırım.
  • valla hiç öyle ilişkilere dair güçlü çıkarımlar yapan, büyük bir aşktan derin izler taşıyan bir film değil bu. hatta gayet basit bir formül: kız gençlik romantizmiyle romantik delikanlıya sarar ama para ve kariyer olmadığı için yaşla beraber değişen beklentileri karşılanmaz, hayranlık geçer, aşk da biter.

    bu yani..bu mudur içinizi acıtan, eriyişine üzüldüğünüz aşk? of yani, bu filmden de bu kadar anlam çıkarabiliyorsanız azıcık goethe filan okuyun bence.
  • iyi bir romantik-komedediymis diye duymam sonucunda sekerli bocekli bir gun gecirme amacıyla izlemeye koyuldugum ve sistem sok yememe sebebiyet vermis ic kıyıcı, ruh karaltıcı film.

    --- spoiler ---

    "duygular zamanla kaybolabiliyorlar.. bir gun bir bakıyorsun eski hissiyatlarından eser yok.."

    bir evlilik. mutlu baslamıs bir ask evliligi. ve bir evliligin ölüşüne canlı canlı tanık olusumuz.
    senin icin yapmadıgını bırakmayan, tabiri caizse sana tapan bir es.
    ve esini artık sevemeyen bir kadın.
    insanın oncelikli refleksle kadına bol bol kufredesi geliyor.
    hele adam "bana istedigini soyle.. ne istersen ona donusurum.. iyi gunde kotu gunde demistik.. beni bırakma.." filan gibi seyler soylediginde ben sana kurban olurum diyesiniz geliyor adamcagıza..
    film bir hayli rahatsız ediyor.. cunku o kadar gercekci ki..
    dun o'nu seviyor olusun yarın da sevecegini garanti etmez, bunun hepimiz cok farkındayız..
    artık sevemiyorsan, sevemiyorsundur..
    esas kız aglayarak adamdan ozur dilerken izleyici kimseye kızamıyor..

    sonunda ciftin mutlu gunlerinin fotograflarını gorunce daha da ictenlikle soyluyorsun:
    -yazık ettiniz kendinize, ama siz de boyle olsun istemezdiniz..

    film bittikten sonra aynısını soyleyip durdum kendime:
    -tanrım, ne olur bir omur o'nu seveyim, o da bir omur beni sevsin..

    --- spoiler ---
  • gerçekleri acımazsız bir şekilde yüzünüze vuran film.

    --- spoiler ---

    happily ever after diye bir şey yok. insan sonsuza dek birisiyle arkadaş kalabilir elbette. bun inanıyorum ama aşk, hayır. özellikle aşık olduğunuz insanla ortak hiçbir şeyiniz yoksa... ki öyledir. gönül aka değil boka konar. hayatınıza almak istemediğiniz, gelecekte "hayır bu insan bana göre değil" dediğiniz kim varsa, genelde onlara aşık olursunuz. ve aşk kendini göstermeyi reddetmeye başladığında o insanın size göre olmayan yanlarını daha çok görürsünüz ve hayatınızı bu şekilde sürdüremeyeceğinizi anlarsınız. uzaklaşırsınız, koparsınız.
    bu film de bunu anlatan, salak kızların "büyük aşk" kavramını götlerine sokmasını öğütleyen bir film.
    evet söylüyorum. öyle sonsuza dek süren büyük bir aşk yok. üzgünüm bunlar gerçek. lütfen artık diğer filmlerden gördüklerinizi yaşamaya, uygulamaya çalışmayın. bu filmi izleyin ve gerçekleri görün.

    ve evet her aşkta bir taraf hep daha çok sever. daha çok üzülür. ama karşınızdaki sizi sevmiyor diye ona küfürler yağdırmanız, onu kötü biri olarak göstermeniz haklı olmanızdan ileri gelmez. sadece sizin ne kadar bencil olduğunuzu gösterir. klişe ama "sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda değil."

    arada ne olursa olsun, çocuk, yaşanmışlıklar, alışkanlık, farketmez. eğer sevmiyorsanız cindy gibi yapın. bitirin. onun sevdiği için sizi birlikte olmaya zorlaması ne kadar doğruysa, sizin yaptığınız da o kadar doğru. herkes kendini düşünmeli.

    oyhh ne saçmaladım be.

    --- spoiler ---
  • bu sezon kaçırdığıma en çok üzüldüğüm film. korsan dvd ve internetten film indirme vs kültürüne uzak olduğum için kaçırdım, tek kopya ile sadece avmlerde girince yine kaçırdım... beyoğlu'na uğrasa da izlesek...
  • karşılıklı bir aşkın filmi değildir. kırmızı alarm verildiğinde en yakın sığınağa koşarsanız aşık değilsiniz. mermiler üzerine yağarken dimdik duran bir adam ve onun arkasına sığınıp kurşunlardan kaçan bir kadının hikayesidir. sadece fazla gerçektir, aşk değildir. film iki farklı enkazla bizi bırakırken bir atasözünü daha garantiler*.

    (bkz: yağmurdan kaçarken doluya tutulmak)
  • neden bu kadar abartıldığını gayet iyi anladığım film. sonuçta ortada sıradan bir hikayenin, depresif bir atmosferde, iyi bir kurguyla anlatıldığı bir film var. iyi kurgu diyorum çünkü farklı bir kurgu değil. genelde ilk zamanlarda bağımsız sinemacıların kullandığı günümüzde ise hollywood'un sıkça başvurduğu dağınık(parçalı) kurgu uygulanmış filmde.
    doğal olarak film hem genel olarak pek çok izleyicinin anlayabileceği bir konuya odaklanmış; aşk, aşksızlık, ilişkisel sorunlar, aile, mutluluk, mutsuzluk, çocuk... hem de kendini sıradan hollywood aşk filmlerinden farklı bir köşeye yerleştirmiş.

    günümüzün savaş, açlık, para dışındaki en büyük diğer bir sorunu ki aslında bu üçüne bir anlamda arka çıkar; ilişkilerdir. belki geçmişte de büyük bir sorundu ama geçmişte bir ilişkiyi bitirmek, yenisine başlamak, sevmediğini söylemek bu kadar kolay değildi. oysa şimdi, bireyin çıkarları her şeyin önüne geçebildiği için diğer bütün maddeler sadece ayrıntı olarak kalıyor. bunu bireyin, toplumsal baskıyı ekarte etmesi olarak yorumlayabiliriz. ya da adem-havva-elma üçlüsünü okuruz olmadı habil ile kabil'e sorarız.

    film, birçoğumuzun hayatında karşılaştığı sorunlara odaklanıyor yalnızca bunu yaparken, erkek ile kadın benim için sanki yer değiştirmişler. kadının, evlilikte önce erkeğin mesleğine baktığı gerçeğini yadsımıyorum ama filmin pek çok sahnesinde, kadının daha baskın bir karaktere sahip olması, erkeğin daha pasif kalarak aşkını, ailesini korumak istemesi bende böyle bir algı yarattı. oldukça akıcı bir yapısı var filmin, oyunculuklar gayet yerinde, hatta dean karakterini canlandıran ryan gosling'e bir süre sonra sahip çıkmaya başlıyor insan ister istemez. hemcinsi olarak cindy'i suçladığım anlar oluyor ama hak verdiğim zamanlarda.

    genel olarak başarılı bir film lakin çarpıcı ya da bir zaman sonra akılda kalıcı sahneler bırakan film mi? hayır. genel görüşüm, bu sorunun yeni amerikan bağımsız sinema adaylarının çoğunda var olması.
  • öncelikle bu bir aşk filmi değildir efendim...hele ki son zamanların en iyi aşk filmi seçilebilecek türden bir film hiç değildir. bu beklentiyle izlenirse hayal kırıklığı yaratabilir. ama benim gibi herhangi bir beklenti yüklemeden izlerseniz eğer pek de beğeneceğinizi düşündüğüm bir filmdir.

    --- spoiler ---

    filmin kurgusu onu sevdirecek en önemli öğelerden birisi...kronolojik olarak anlatıldığında hiçbir özelliği olmaması muhtemel bir hikayeyi böyle içi dolu hale getiren şey kurgusudur. geçmiş ve şimdiki zamandan verilen kesitler arasındaki geçişlerin çok yerinde olduğunu düşündüm filmi de izlerken, öyle ki kadın ve erkeğin gözlerindeki mutluluğu da mutsuzluğu da görebiliyor ve bu noktaya nasıl geldiklerini daha net anlayabiliyorsunuz...özellikle geçmişle ilgili verilen son kesit birleşme (evlilik) iken, şimdiki zamanda son sahnenin ayrılık'a adanmış olması da filmin bütün derdini çok güzel özetler, üzerine diyecek lafımız kalmaz...

    --- spoiler ---

    kurgusunun yanısıra oyunculuklar şahanedir. geçmişte ne kadar aşık, şimdi ise ne kadar yorgun olduklarını adeta hissederiz...
    soundtrack'ı çok başarılıdır. özellikle ; penny & the quarters - you & me kesinlikle dinlenmelidir.
    ve türkiyede vizyona " aşk ve küller" adıyla girmiştir.

    iyi seyirler dilerim...
  • --- spoiler ---

    yapamaz diye bir şey olmadığını gösteren film. kaçınılmaz sonu hissetsen de yapamaz, terk etmez, bunca şeyden sonra bir şans daha verir diyorsun ama yapıyor işte, gözünün yaşına bakmıyor *.

    --- spoiler ---

hesabın var mı? giriş yap