şükela:  tümü | bugün
  • bir projenin taslak aşamsına verilen isim
  • ozalit'le aynı şey galiba, o ispirtolu makinelerden çıkan kopyaların çizgileri mavidir, ondan olsa gerek.
  • türkiye’nin hem göteborg’u, hem de florida’sı olan ankara’dan bir grup geliyor şimdi de. gün geçtikçe adını daha çok duyuracağına emin olduğum bir grup: nettlethrone. 2004 çıkışlı “blueprint” demoları, gördüğü ilgi üzerine geçtiğimiz ay içerisinde tekrardan basıldı ve bu basım da yavaş yavaş tükenmekte.

    öncelikle yorumlarımı değer verilir buldukları ve demoyu ta oralardan kanada’ya gönderdikleri için gruba teşekkür ederim. ama ne yazık ki demoya 1 puan veriyorum. haha yok yok şaka..

    zaman kaybetmeden müziğe dalalım. nettlethrone çok akıllıca bir iş yapıyor ve bildiğimiz oldschool isveç death metali ile daha sert death metal vasıflarını karıştırıyor, üstüne de grubun asıl tavrını belirleyen sert vokalleri ve aynı sertlikteki atmosferi koyuyor. sadece bu sert yaklaşımdan dolayı, kimi kritiklerde grubun türünden death/black metal olarak bahsedilmiş. ancak nettlethrone black metal yapmıyor, orası kesin.

    “blueprint” bir demo olduğu için ve grubun da metal dinleyicilerine tanıtılmaya ihtiyacı olduğu için, benzer gruplardan örnekler vererek nettlethrone müziğinin daha kolay anlaşılmasını sağlamaya çalışacağım. akla gelen ilk gruplar tabii ki eucharist, dismember, eski dönem entombed, yer yer yoğun olarak autumn leaves, at the gates, fragments of unbecoming ve kısmen de ilk dönem in flames. bunun dışında bence grubun günümüzdeki en iyi karşılayıcılarından biri, giderek melodikleşen ve iskandinav havalarına bürünen müziğiyle adından söz ettiren kataklysm. nettlethrone da onlar gibi icrası kolay, ama yine de sert ve istediği duyguyu sonuna kadar veren bir müzik yapıyor. nettlethrone’la benzer çizgide giden arjantinli grup warbreed de aklıma geliyor tabii ama onu bilen fazla kişi olmadığına eminim.

    grup esp ve epiphone’lardan çıkan gayet tok ve canlı sound sayesinde alışılagelmiş demo kalitesinin çok üstünde bir ses kalitesi sunuyor. bilindiği gibi kayıt kalitesi, müzikaliteyi olduğundan iyi ya da kötü gösterebilecek kadar önemli bir kavramdır. bu açıdan nettlethrone tebriği hak ediyor, zira günümüzde yurt dışında çıkan ve bu demodan daha çiğ kayıtları olan albümler var. kayıt kalitesi sayesinde daha ilk andan gülen yüzümüz, “ascendancy” adlı enstrumantal intro’nun ardından gelen “the call from within” ile daha da memnun bir ifadeye bürünüyor. isveç’ten ziyade florida havalarına daha yakın duran bu parça, davulun trampet sound’unda hissedilen kataklysm benzerliği (“serenity in fire” albümü) ile albümü gayet sert bir şekilde açıyor. 1.55’e gelindiğindeyse on küsür yıl geriye, “the jester race”lere, “like an ever flowing stream”lere gitmeye başlıyoruz. üçüncü dakikayla birlikte gözlerimizi kapıyor, o kederli melodiyi dinliyor ve bugüne dek ülkemizden çıkan şeyler arasından, pek de alışık olmadığımız türde bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.

    ardından “flamelift supremacy” geliyor. çok dikkat çekici olmayan, klasik bir riff’le açılan şarkı, 46. seniyedeki melodiyle belki de demonun en güzel anlarını sunuyor. isveçliler’den başkası yapamaz denecek kadar soğuk, tek kelimeyle enfes bir melodi. açıkçası şarkının verse kısmındaki riff’i çok yaratıcı bulmadıysam da, bu melodi her şeyi unutturuyor. ben grubun yerinde olsam ve bir plak şirketi gelip “bize yaptığınız tek bir şeyi gösterin” dese, bu bölümü gösterirdim. şarkının doruklarından biri de 3.33’te giren ve kısmen amon amarth’ı anımsatan riff. bunun dışında ortadaki clean gitar bölümü de dinler dinlemez dikkat çekecek kadar güzel. burada tekrar “the jester race”lere, tekrar “a velvet creation”lara, “mirrorworld”lere göz kırpıyoruz. şarkı kısa bir tapping solosuyla sona eriyor.

    dördüncü şarkı gümbür gümbür girişiyle “wolverine blues” ne güzel bir şeydir dedirtiyor, sonra birden yavaşlıyor ve yine hüzün duygusunu öne çıkaran klasik bir göteborg pasajı sunuyor. albümdeki en güzel verse’lerden biri. sonrasında riff’ler, melodiler birbirini izliyor ve grup bu şarkıda adeta “bizde potansiyel var” diye bağırıyor.

    ve sona geliyoruz. demodaki favori parçam, “disintegrate”. resmen öküz gibi gaz bir şekilde giren bu parça, blast beat’ler ve alttan üstten dövülen altıncı teller eşliğinde sizi hemen avucunun içine alıyor. çift gitarın en güzel örneklerinin sergilendiği bu bölümün ardından tempo bir düşüp bir çıkarak oldukça değişken yapılı ve dinamik bir şarkı oluşmasını sağlıyor. 1.55’te yine albümün en sağlam riff’lerinden birini duyuyoruz. 2.27-3.30. arasında da grup sertliğin dozajını arttırıp florida semalarına kayıyor. bu kısımda vokal ve gitar ne yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar. mükemmel. belki de albümdeki en konserlik parça olan ve davulun da en çok öne çıktığı “disintegrate”, gruptaki “eksiği yok fazlası var” olayını tekrar tekrar fark etmemizi sağlıyor.

    demo böylece bitiyor. “blueprint”in kayıt kalitesi o kadar iyi, müzikteki yoğunluk o kadar fazla ki, şu ana kadar yazıda “demo” yazan her yere önce şaşırıp “albüm” yazdım, sonradan hepsini tek tek “demo” olarak düzelttim. bu bile “blueprint” adına olumlu bir yorum olsa gerek.

    şimdi de genel düşüncelerimden bahsedeyim. demonun 2004 ve öncesinde yazılan şarkılardan oluştuğunu, elemanların bu süre içerisinde enstrumanlarında ve beste kabiliyetlerinde daha da geliştiklerini düşününce, nettlethrone’un bir albüm çıkarması farzdır. böyle bir demonun ardından gelecek albüm, aynı kaliteyi korur, hatta arttırırsa, türk metali adına altın bir sayfa olabilir. yerli yabancı, albümü (bak yine albüm yazdım)… demoyu dinleyen herkes aynı yorumu yapıyor: “bu gençler ne yaptıklarını biliyorlar”. katılmamak mümkün değil.

    son olarak, grubun müziği adına birkaç kişisel yorumda bulunayım. bence grup müziğinde biraz daha fazla yırtıcı riff kullanabilir; kalın tellerden çalınan sert ama hüzünlü riff’lerin arasına, örneğin the forsaken tarzı (“manifest of hate” dönemi) daha sert ve nispeten teknik riff’ler konabilir; yine hüzün duygusunu arttırma amacıyla, bir nota ve o notanın bir oktav üstünün aynı anda çalındığı (opeth, morbid angel sıkça yapar) riff kalıpları kullanılabilir; clean gitar bölümleri çift gitarın daha etkin kullanımıyla zenginleştirilebilir; davul atakları biraz daha karakterli ve daha akılda kalıcı partisyonlar halinde yazılabilir. bunlar müziği dinlerken aklıma gelen ve “şimdi şu olsa ne güzel olur” deyip de gerçekleşmeyen ufak tefek detaylara dair öneriler sadece. besteleri yapan onlar, en iyisini de onlar bilecektir. yine de dediğim şeylerden de güzel şeyler çıkartılabilir kanısındayım.

    ha bir de ilk andan beri aklımda olan bir şeyi söyleyeyim, gruptan bir eucharist - “bloodred sky” cover’ı dinlemeyi gerçekten çok isterdim (hehe..).

    türk metal tarihinin en iyi demolar kategorisine bir artı, en umut vaadeden grupları kategorisine de daha büyük bir artı koyun. death metalle, en azından isveç death metaliyle bir şekilde ilgileniyorsanız, “blueprint”i gördüğünüz yerde alın. alıp da pişman olursanız, önceki dinleyicilik geçmişinizden de şüphe edilebilir diye düşünüyorum.
  • fugazi nin kendileri gibi muhtesem sarkilarindan biri
  • assasin's creed ii adlı oyunda bir diyalogda geçiyor bu kelime. leonardo da vinci "yahu du bakalım bir de blueprint lerime bakayım" diyor. bu kavram ilk alphonse louis poitevin tarafından 1861 yılında ortaya atılmıştır. nitekim da vinci abimiz 1452-1519 yılları arasında yaşamıştır..
    (bkz: olur böyle hatalar)
  • cnbc e altyazilarinda turkce'ye mavi kopya olarak kazandirilmi$tir.*
  • fugazi güzelliği. sözleri de şöyle;

    i'm not playing with you
    i'm not playing with you
    i'm not playing with you
    i clean forgot how to play
    but you can still come around
    in fact, i invite you down
    maybe together we can wipe that smile off your face
    'cause what a difference...a little difference would make
    we'll draw a blueprint, it must be easy
    it's just a matter of knowing when to say no or yes
    frustrating, frustrating
    always waiting for the bigger axe to fall
    a patient game that
    i can't find my way to play
    never mind what's been selling
    it's what you're buying and receiving undefiled
  • commodore 64'de commodore firması yazılım ekibi tarafından 1983 yılında çıkarılan arcade oyunu.
  • karbonkopya anlamında kullanılır. satış sitelerinde bir ürünün orjinal kopyası gibi anlamında kullanılmaktadır. yani yan sanayi kopya ürün demenin havalı şekli oluyor.

    eskiden fotokopi makinaları olmadığından çoğaltmak maksatlı kullanılan karbon kağıtları vardı. bunlar mavi renkli olup, aynen doktila edilen yada kalemle yazılan kağıtla kopya edilecek kağıt arasına konulurdu. aynen de mavi renkli yazılanın kopyası çıkardı. sanırım kırmızı gibi farklı renkli olanları da olsa da en populeri mavi olanıydı.
  • yokluğunda istanbul'da birşeylerin eksik olduğu fena halde hissedilebilen; insana, tahassür girdaplarında kaybolurken "gel ulan be, gelsene şerrefsiz!" dedirtebilen delikanlı yaratık. (aman yarabbim ne dedim ben)