şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın en depresif adamı joe bonamassanın da söylediği jeff beck şarkısı.

    i don't know too much about love baby now,
    but i sure think i got it bad yeah.
    i don't know too much about love baby now,
    but i sure think i got it bad yeah.
    some people say love is just a gamble,
    ooo whatever it is about to drive me mad yeah.
    yeah, lookout.

    i sit here in my lonely room now,
    tears flowin' down my eyes.
    as i sit here in my lonely room now,
    tears flowin' down my eyes.
    i wonder how you can treat me so low down and dirty.
    you know what
    your heart must be made out of ice yeah.

    sometimes i get so worried baby now,
    you know i wanna sit down and cry myself to sleep.
    sometimes i get so worried baby now,
    you know i wanna sit down and cry myself to sleep.
    ‘cuz i don't know too much about love babe,
    but i sure think i...sure think i...got it bad yeah.

    oh, i sure think i got it bad yeah.
  • insanı les paul alıp şu tonlarla müzik yapması kadar ne tatmin edebilir ? hayal bile edemiyorum.

    işte böyle feryat figan çalacaksın, elindeki gitar kuduracak; söyleyemediklerini söyleteceksin. çektiğin zulmü yansıtacaksın. bu yaralı ve bir o kadar da yaratıcı* ruhların ortak noktası çok büyük acılar çekmeleri. bağımlılık, kötü çocukluk, yokluk, varlık, varoluş... hepimiz gibiler yani. new york'ta doğup sanat okullarının en krallarında okumadılar. okuyabilirlerdi ama bu sonucu değiştirmezdi nazarımda... benim hayranlığım ifade etme biçimlerine ve alt tanımlardaki tekniklerin tümüne. her müzisyene saygım var ama bu bambaşka bir şey. bambaşka bir ifade yöntemi kısacası. tutku... 2004'ten beri gitar ile uğraşan ve kendi kendine öğrenen bir müzisyen olarak çok az müzisyende bu doygunluğu hissediyorum. stevie ray vaughan *, joe bonamassa, gary moore*, david gilmour, roy buchanan, mark knopfler, aklıma gelmeyen niceleri... yurdum topraklarından yine srv gibi rahmetli yavuz çetin. dave mustaine amcayı da müziğe ve kişisel müzik gelişimime olan katkısından ötürü anmadan geçemem.

    dünya mükemmel olmadığı için sanat var. bu insanlar ve eserleri o kadar kıymetli ki. adam ölüp gidiyor ve geride bıraktığı eserler var; hepsi de kendi içlerinden çıkmış saf ve değerli. eser diyorsun ama ne gözle görebiliyor ne de dokunabiliyorsun. işte müziğini tekrar edince anlıyorsun sanatçıyı, ne demek istiyormuş; neyi söze dökememiş ve bir enstrümana ihtiyaç duymuş...

    burada sonlansın bu entry.

    edit: solosundan kısa bir kesit. doğaçlama gittim.*
    bir fender ya da gibson almanın zamanı geldi...