şükela:  tümü | bugün soru sor
  • birtakım insanoğlunun bin yıllardır süregelmiş olan engellenemez eğilimi.
    yolda yürürken, evde yere su dökülmüş olduğu için veya benzeri nedenlerden bir böcek can çekişmekte, bir o yana bir bu yana kıvranmaktadır. bunu gören acı çekmeden temiz uykuda ölüm isteyen insan kendini bözeğin* yerine koyar ve ani ölüm kararıyla onu ezer.
  • bocuk* ele alindiginda kiprasip kurtulmaya calisir. bir takim insanoglu da ele bocuk alindiginda elini, kolunu, kafasini vs. sallayarak anlamsiz hareketler yapar. bu hareketin temelinde kurtulmaya calisan bocuk ile ozdeslesme, acisini paylasma yatmaktadir.
    benzer sekilde, corbasindan sevimli bir orumcek* cikti diye kusan insan modeli de aslinda, orumcegin bogulmadan onceki son cirpinislarina oykunme hali icindedir.
  • (bkz: gregor samsa)
  • franz kafka 'nın en ileri götürdüğü duygu.
    (bkz: dönüşüm)
    (bkz: kafka nin romani degisim mi donusum mu tartismasi)
  • (bkz: bad mojo)
  • son kullanım tarihi geçmiş böcek ilacını kendisine sıkmaya kıyamamaya kadar gidebilecek bir empatidir.
    ayrıca yaşantımızdaki kafka deneyimlerine bir örnektir.
  • insanin baska bir canliya, ozellikle de bocek gibi hem fizyolojik hem de entelektuel acidan pek bir alakamiz olmayan bir canliya empati duymasinin ne kadar anlamsiz ve hatta imkansiz olabilecegi, douglas hofstadterin minds i kitabinda yer alan how does it feel to be a bat benzeri bir isme sahip hikayede cok guzel bicimde anlatiliyor, okuyunuz. (hatta tum kitabi okuyunuz, ufuk acici kisa kisa hikayeler var yapay zeka ve benzeri konularla alakali, her hikayeden sonra da yorumlar geliyor)

    sen simdi kafkaya geri kafali mi diyorsun pezevenk demeden once anlayalim ki donusum romaninin, bocek empatisiyle filan da bir alakasi yok. (tabii serbest cagrisim engellenemez, o ayri). ben bu konuda dunyaca kabul gormus bir kaynak olan kicimi baz alarak iddia ediyorum ki, kafkanin bu romani yazarken hayvanseverlikle filan uzaktan yakindan bir alakasi yoktu, sadece insanlari anlatmaya calsiiyordu.

    bunu aradan cikardiktan sonra konuya donelim, neden hayvanlara ve ozellikle asagi seviyedekilere empati duyamayiz. bunun koku aslinda kant'a kadar gider ve bu konuyu daha once yuz otuz sekiz kere dile getirmis oldugumdan ve kant basliginda bircok guzide insanin da entrysi bulundugundan sadece sunu diyerek gecistirelim: insan beyni fizyolojik yapisinin * ve kendisine veri saglayan duyu organlarinin etkisiyle birtakim temel kaliplarin disinda dusunemez, ornegin zamansizligi kavrayamaz, sonsuzlugu anlayamaz, nedensellik ilkesi olmayan bir evreni gozunde canlandiramaz vs.

    kanttan 200 sene sonra yapay zekanin ve cognitive sciences calismalarinin gelismesiyle bu sinirlamalar yeni bir boyut kazandi ve mevzubahis hikayede bu noktayi irdeliyor zaten. nasil ki bu temel kaliplarin disina cikamiyoruz, ayni sekilde duyu organlarimizin da baska bir sekilde oldugu bir alternatif versiyonumuzun dusuncelerini kafamizda canlandiramayiz. ornegin goz yerine sonarlarimiz olsaydi veya isik disinda baska elektromanyetik dalgalara da duyarli olabilseydik, tum dusunce yapimiz da farkli olacakti. cunku bu dusuncelerimiz, duygularimiz, tecrubelerimiz,vs nihai olarak tam da bu gozlemlerimizin birikimiiyle ve birbirleriyle ozdeslestirilmeleri\iliski kurulmalariyla olusmustur; oyle dogustan "explicit" bir bilgiyle gelmiyoruz, locke ve hume'un savundugu ve kantin onayladigi uzere.

    ve unutmayin ki bu noktaya kadar kendimizi hala bir insan olarak goruyoruz. oysa isi abartip, bir yilan veya yarasa oldugunuzu dusunun. onlarin kafasindan neler gectiigini asla hayal edemeyiz. cunku sadece daha basit sinir sistemleri yuzunden bizimki gibi karmasik dusunceler uretmeleri imkansiz olmayacak, ayni zamanda duyularinin fizyolojik farkliliklari onlarin tum hayatlari boyunca edindikleri gozlemlerin yorumlanma ve bu sayede bilgiye donusme sekillerini de cok degisik bir bicime sokacagindan, bunlarin hepsi bize anlasilmaz olarak kalacaktir.

    bir bocegi yaktiginizda aci ceker mi? elbette ama bu bizim acidan anladigimiz seyle ayni degil, isiya duyarliligimizin farkliligi yaninda yanma hissinin sinir sistemimizde olusturdugu diger tepkiler (gecmis tecrubeler, olum karsisinda caresizlik, kayip hissi) bakimindan da bocekle bizim aramizda suphesiz gecilmez bir bariyer var. gerci bocek, bu argumanin gorus acisindan biraz fazla cantada keklik bir ornek oldu ama ayni mantik, daha az bariz olan baska orneklerde, mesela primatlarda da, daha az bir dereceye kadar olmak uzere gecerli. bir maymunun da dusunce sistematigi sizinkiyle ayni olmakla kalmaz ayni zamanda bizler icin temelden anlasilmaz ve uyusmaz da olabilir. elbette ornegin herhangi bir fiziksel, ruhsal aci durumunda, bocegin haline kiyasla, maymunun tepkileri bize daha yakin ama hala empati kurulabilecek duzeyde degil.

    aslina bakarsaniz ayni uyumsuzluk, insanlar arasinda bile mevcut. kalya (qualia miydi orjinali) hususuna geliyor, yani kavram farkliligina. benim anlattigim seyi, hic bozulmadan, ayni haliyle anlamaniz mumkun degil zira onlari kendi duyulariniza, tecrubelerinize, onyargilariniza, vs gore yorumlayip, o filtrelerden gecmis haliyle bilgiye donustureceksiniz. benim bir hastaliktan olum karsisinda duydugum duygulari ayni sekilde yasamaninza imkan yok, bir maymununkini ise cok kabaca tahmin edebilirsiniz, bir atin veya yarasanin veya bocek icin ise hic sansimiz yok.

    isin guzel ve ironik yani, bu bahsettigim kalya durumunun bizzat bu entryde de yasanacak olmasi. adim gibi eminim ki birileri bunlari okuyup "ama hayvanlarin cani var, yasamak onlarin da hakki, biz bunu anlayabiliriz" seklinde yorumlayacak. bu yorum farkliligi taraflardan birinin ve ikisinin de gerizekaliligindan degil, dis etkileri ve gozlemleri bilgiye cevirirken kullandiklari "filtrelerin" farkli olmasindan kaynaklaniyor. benim filtrelerim, kanti, hofstadteri ve benzeri bircok insani okudugum icin baska bir hal almis; bunlari tanimayan biri ise hissettiklerimi anlamak icin ancak bu entrynin sinirli anlatim gucune mahkum.

    bocege yazik demek bocek icin ve bocek hakkinda hicbir sey icin bir sey ifade etmeyen bir durumdur; yazik kavraminin bu baglamda yeri yoktur. acima, yasama hakki, sefkat, nefret ve oldurme istegi, vs bocekle alakasi olmayan, insana ozgu ve daha ziyade insanin toplum yasaminda anlamlarini bulmus kavramlardir. bu kavramlarin anlamlarini yitirdikleri alanlarda, ornegin bocekler gibi, empati vasitasiyla kullanilmaya calisilmasi, sadece gercegin yanlis bir goruntusune, bir illuzyonuna sebep olur. daha yalin anlatimiyla, "bocek"ile "insan" arasindaki kalyanin sembolleridir empatinin kullanmak istedigi insana ozgu bu kavramlar.. ve hatta empatinin kendisi bile.
  • dönüşümü ilk kez okumuş bir bünyenin ilk üç hafta boyunca gösterdiği davranış.
  • oturdum şu an bir hamamböceğinin ölümüne ağlıyorum*
    her gün kim bilir kaç tane sinek, böcek, akrep, kırkayak vb. öldürüyoruz/ öldürmek zorunda kalıyoruz.
    yüzeysel bakan çoğu insan için ne kadar önemsiz değil mi? alt tarafı böcek diyor geçiyor. ama biraz daha yakından bakacak olursak böcek olmayı o mu istedi? eğer bir seçim hakkı olsaydı bu dünyaya böcek olarak gelmeyi tercih eder miydi? tamam alıp bağrımıza basalım demiyorum (isteyen basadabilir tabi) ancak mecbursan öldürmeye de bu kadar sadistçe de yapma şu eylemi!

    böceğe işkence yapan heykeltraş