şükela:  tümü | bugün
  • eylül ayının ortalarına doğru bir sabah vakti bodrum'dan sıcak poçağa ve gazeteler alınır. yapış yapış sıcağın ve turistlerin yoğunluk derecesi çoktan azalmıştır. sandaletli ve küçük çantalı bir hafiflikle gereksiz telaşlı yolcuların arasından sıyrılarak feribotun üst katına doğru meyledilir. çay eşliğinde peynirli ve dereotlu poğaçalar yenilirken gazeteler karıştırılır. ülkede olup bitenlere ve magazin figürlerinin yaz sonunda tahta kıvamını almış tenlerini sergiledikleri fotoğraflara uzaylı kıvamında bakılır. ne de olsa son on gün ılgın ağaçları altında kıvrılarak eylemsiz geçirilmiş, şehir curcunasında bir türlü kafaya girmeyen kitaplar su gibi hatmedilmiş, soğuk tuzlu suda bütün gam ve kasavet atılmış, yine sahildeki ılgınların altına ya da zeytin ağaçlarıyla dolu bahçedeki salıncaklı koltukta pötibör ve çay konulu akşam safalarına dönülmüştür.

    herkese yer olmasına rağmen koltuk kapma telaşındaki aşırı bronzlaşmış yaşlı beyaz türk'ler sökün ettiğinde ise en üst güverteye kaçılıp kulağa müzik monte edilir. geride kalan kale ve limana hülyalı bir bakış fırlatılarak kendini bir film kahramanı gibi hissetme hareketleri yapılır. elbette kulaklarda ortama en uygun soundtrack de ayarlanmış olmalıdır. bu esnada hayalinde çalan müziğe uygun klip çekimi de yapılabilir. bunun hareketlere yansıması sonucu tuhaf bakışlara maruz kalındığında ise şişeden bir yudum su falan alınarak sükûnetle etrafa bakılır. güneş gözlüğü bu durumlarda hayat kurtarıcıdır.

    sağ tarafta uzaktan kos görünmeye başlayınca hava da biraz değişir gibi olur. "bu yolculuğu akşam feribotuyla yapsaydım, fırtına yüzünden kulaklarıma migros poşeti takıp kusmayı beklerdim" şeklindeki düşüncelerle denizin dinginliğine şükredilip rüzgarın saçlardaki şampuan reklamı etkisinin tadı çıkarılır. fuşya renkli yanıklarıyla göz alan biracı ingilizlerle, bu kadar kısa yolculukta bile acıkmayı başararak ikinci öğünü yemeye başlayan gürültücü türkler havanın güzelliğiyle sakinleşmiş ve suskunlaşmışlardır. sadece denizin derin hışırtısı duyulmaktadır. kaptan bir sigara yakar. sen yüzündeki tuzun tadının değiştiğini hissedersin. hele datça'nın o güzelim heybetli dağları ufukta belirdiğinde koyu yeşilin ve laciverdin serin birlikteliği yüze iyice çarpar. müziğin hemen değiştirilmesi, tannhauser ya da jesus christ superstar tarzı görkemli bir şeyler çalınması arzusu kaplar bünyeyi. kendini herbert von karajan hissetme emareleri baş gösterdiğinde iskeleye iyice yaklaşılmıştır zaten. eller kollar aceleyle toparlanır ve bir sonraki hayali klip çekimine kadar yeni mekân seçimlerinin yaşanacağı datça kıyılarına doğru yola koyulunur.
  • datça'da tatil yaparken 1 günlük bodrum kaçamağı yapıp eğlencenin dibine vurmak istediğinizde ya da bodrum'da tatil yaparken datça'yı da görmek, eski datça'da köy kahvaltısı yapmak, knidos'u görmek veya mesela kargı plajı'nda ya da başka bir koyda pırıl pırıl bir denizde yüzmek isterseniz kısa bir deniz yolculuğu ile gerçekleşmesini sağlayan, hergün karşılıklı seferleri olan feribottur.
  • araçları burundan yükleyip geri geri indiriyorlar limanda her iki tarafı da açılabilen bir kapak sistemi yok. 2012 yaz tarifesinde küçük otomobil sınıfı yaklaşık 100 lira ücrete tabi, eylül ortasında yoğunluk henüz azalmamışken gidip oturacak yer bulamayınca uçan balıkların dansını seyretmek zorunda kaldığımız feribot
  • temmuz için tatil planı yapıp bilet aldığım, 400 lira ödeyip, feribotu kullanmamaya karar verip iptal ettirmek istediğimde kesinlikle iptal ettiremeyeceğimi söylenen ferbottur. tam anlamıyla rezalet tam anlamıyla mağduriyettir. 400 liramı gasp edip, hiç bir şekilde ödeme yapmayacaklarını söyleyen, hiç bir uyarı ekranı koymayıp satış sözleşmesinde yazdıklarını ifade eden şirkettir.
  • (bkz: google earth)

    bu yaşına kadar nasıl yaşadın acaba. ?