şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bu olmalı.

    edit; bodrum'da lezzler çok daha üstün.
  • kos'a gidip birkaç gün kalıp her yerini arşınlayınca bodrum'un, kuşadası'nın, ölüdeniz'in falan ne kadar boktan ve medeniyetsiz olduğunu anlıyorsunuz. bodrum'dan kalkıp kos'a gitmek lağım tünelinden çıkıp lüks otelin infinity havuzuna girmeye benziyor.
    bir defa kos adası bir ucundan diğer ucuna arabayla taş çatlasa 40-45 dakikada gidilen, öyle aman aman çok büyük olmayan, nüfusu az bir yer olsa da adamların kendi kendine yeten üretimi takdire şayan.

    en basitinden örnek vereyim: bodrum'un mandalini meşhurdur mesela, mandalin gazozu yapmışlar içinde %2 mandalin suyu var. kos'da aldığım, kos üretimi portakallı gazozun içinde %20 portakal suyu vardı.

    adamlar o ufacık adada çeşit çeşir ballar, zeytinyağı, şarap üretiyor. kaldığımız alabildiğine ucuz otelde bile kahvaltıda ada balı, yoğurdu, peyniri, hakiki jambon ve salam servis ediliyordu. türkiye tarafında onun iki katı para alan otellerde bim'den alınma en adi şeyleri, binbir kimyasala bulanmış, yapay boyayla anormal bir renge sokulmuş iğrenç market salamı falan koyarlar.

    eh, adanın her tarafı zeytin bahçesi, sığır çiftliği olunca doğru dürüst tarım ve hayvancılık oluyor, taze taze yerli üretim gıdaları gelen turiste servis ediyorlar. bizimkilerse mandalin bahçelerini söküp otel yapar, beton döker. kos bodrum'un dibinde olmasına rağmen, bodrum 40 derecede cayır cayır yanarken kos 30-31 dereceydi. neden? çünkü bodrum'un her tarafı beton. merkezde 10 dakika yürüyorsun gölge yok. cehennem demosu gibi resmen. oysa kos'ta, kos town merkezinde her taraf ulu çınar gölgeleri altında püfür püfür serin.

    diğer bir büyük fark da insanların sıcaklığı, kibarlığı. yolda yürüyoruz, adanın yerlileri kenara çekilip yol veriyor, gülümsüyor. bizimkiler omuz atar, dirsek atar, çemkirir. adamlara iki kelime yunanca selam verince havalara uçuyorlar, ikramda bulunuyorlar. her gittiğimiz yerde resmen kral muamelesi gördük desem hiç abartmış olmam. bodrum'da ise paranızla rezil kepaze oluyorsunuz. türkçe konuşuyorsanız zaten suratları direkt sirke satmaya başlıyor. yanınızda yabancı misafirleriniz olsa da aynı terane. sonunda istihbaratı aldık ki, bodrum ve havalisi esnafı ingilizlere yağ çekiyor, gelen turistlerin çoğunluğu ingiliz olduğu için onlara her tür yalakalığı yapıp size (yanınızda avrupalı misafir bile olsa) sığıntı muamelesi yapıyorlar. ki bunlar öyle ucuz mekanlar değildi. hele iyice namlı, popüler bir tanesinde 40 dakika sipariş bekledik, üstüne bir de yanlış sipariş getirdiler.

    bodrum'un her yerinde sokakta müşteri toplamaya kasan restoran-cafe esnafı ayılığın limitlerini zorluyor, insanın gideceği varsa da tiksindiriyorlar. yunan esnafı ise sempatik, adamlar charm +50 veren iksir içmiş gibiydi. hele de teyzeler inanılmaz sıcakkanlı ve cana yakın. tek kelime ingilizceleri olmamasına rağmen mükemmel iletişim kuruyorlar.

    ışık kirliliği, ses kirliliği yok. bodrum'da, turgutreis'te 50 metre ötedeki mekan insanın kulaklarını kanırtırken kos'ta öyle bir şey görmedik. sahilde oturup dalgaların sesini dinleyebiliyorsunuz bir kere. gece otel barında kafanız iğrenç müzik kakafonisinden tın tın olmadan insan gibi oturup muhabbet edebiliyorsunuz.

    gelelim plajlara: kos'un plajları bodrum'un (bodrum derken akyarlar,
    yahşi, gümbet, gümüşlük vs hepsi dahil) bütün plajlarını beşe katlar ona böler. bir defa yunan şezlong olayının bokunu çıkarmamış. şezlongların arasında doğru düzgün mesafe bırakıyorlar, milletle göt göte oturmuyorsunuz. ayrıca plajlar hepten jetski hegemonyası altında değil, yüzme alanları çok daha geniş. bazılarında hiç yüzme alanı limiti ve jetski yoktu, git gidebildiğin kadar. leş kalabalık yok, kişisel alan lüks değil normal. en popüler plajlar bile öyle vıcık vıcık kalabalık olmuyor.

    şikayet edebileceğim tek nokta, adanın en popüler plajı olan paradise beach'te 10 dakikada bir gelip salça olan siyahi saat satıcıları ve taylandlı masözler. hayır diyorsun, aynı tip 20 dakika sonra yine geliyor. burada bir parantez açayım; plajda o sıcakta saat satmak, tayland masajı satmak nasıl bir kafanın ürünüdür onu anlayamadık bir türlü. ulan orası plaj, soğuk meşrubat alınan yer de 300 metre ötede. millet zaten mayışmış kalmış, kim yürüyecek ya ebesinin örekesine. git soğuk su sat, kola sat, dondurma, soğuk karpuz dilimi falan sat be allahın andavalı. hadi cafe sahipleri onları sattırmıyor diyelim, git pille çalışan el vantilatörü falan sat, paraya para deme. plajda saat satmak nedir yahu? bizim seyyar satıcılar en azından o konuda zeki, müşteri kitlesine uygun şeyler satıyor.

    neyse, konuya geri dönecek olursak, kos'ta gayet güzel menü çeşitliliği var, müşteri hizmeti nereye gittikse on numara idi, fiyatlar da hiç fahiş değildi. adamlar medeni monşer, aradaki medeniyet farkı uçurum gibi.

    paranız varsa ve kalabalık, ayılık, çomarlık, kazıkçı restoran, boktan bim ürünü otel kahvaltısı, ses kirliliği sevmiyorsanız hiç düşünmeden direkt kos ya da herhangi bir yunan adasına gidin, tatil yaptığınızı anlarsınız.
    eyyorlamam bu kadar.