şükela:  tümü | bugün
  • önedit: iddialar doğruysa, 80 milyonluk koca bir toplum, köklü tarihini de hesaba katarsak, birkaç üniversite öğrencisi gençle bu şekilde baş etmeye çalışarak oldukça aciz bir görüntü çiziyor.

    hepsi 20'li yaşlarda olan ve bir çoğu gözaltındaki öğrencilerle aynı fikri paylaşmayan birkaç binlik genç nüfusuyla boğaziçi üniversitesi çok daha sağlıklı idare ediyor farklı fikirlerde insanları, bünyesinde.

    öte yandan 80 milyonluk toplum vicdanının birkaç genç karşısında bu derece aciz bir duruş sergilemesi, bu şekilde reaksiyon göstermesi oldukça düşündürücü.

    toplumumuza hakim olan, cehaletle, korkuyla dolu bu cinnet halinin işin sonunda -fikirlerimizden bağımısız olarak- hepimizi uçuruma götürdüğünü, maalesef kollektif bilinçten yoksun olmayan bir birey olarak, ben, açıkça görebiliyorum, haliyle üzülüyorum.

    polislerimizi böyle davranmaya iten motivasyon da ayrıca korkutucu ama bu konuya hiç giresim yok. toplum için yıkıcı etkiler barındıran, içinde bulunduğumuz bu büyük çürümeyi layıkıyla kanıtlıyor.

    ---

    geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin polis nezareti altında maruz kaldıkları iddia edilen işkenceye yönelik avukatları tarafından yapılan resmi açıklamadır.

    görsel: https://i.hizliresim.com/do1zvp.png

    açıklama metni:

    boğaziçililere işkence

    12/04/2018 tarihinde kampüsten gözaltına alınıp 14/04/2018 günü tutuklanan ve biri ekonomi diğeri sosyoloji bölümünde okuyan iki öğrenci; cezaevi görüşmesinde, hem boğaziçi üniversitesi kuzey kampüsü’nün karşısındaki otoparkta (bu otoparkın ekspres işkencehaneye dönüştürüldüğünü başka mağdurların anlatımlarından da biliyoruz.) hem de vatan'da ağır dayağa ve küfürlü aşağılamaya maruz kaldıklarını beyan ettiler.

    öğrenciler; vatan'da, farklı zamanlarda ikişer defa soyundurulup yüzleri duvara dönük ve çıplak halde, 15-20 dakika boyunca "çök-kalk"a tabi tutulduklarını ifade ettiler. yine çıplak halde dayak biçiminde işkenceye maruz kaldıklarını ve bir kötü muamele biçimi olarak küfür ve aşağılamanın sürekli devam ettiğini aktardılar. "afrin'i s.ktik, burada da sizi s.keceğiz!" ve "şehitlerimizi sevmiyor musunuz o. çocukları?" gibi küfürlerin yaygın şekilde kullanıldığı mağdur öğrenciler tarafından beyan edildi. rutin hekim muayenelerine emniyet görevlilerinin de eşlik ettiği, emniyet görevlilerinin muayene odasında bizzat bulunduğu ve muayeneye müdahale ettiği kayıt altına alındı.

    öğrenci müvekkillerimize dönük insanlık dışı muamele ve işkence fiilini işleyenlere karşı hukuki süreç ivedilikle başlatılmıştır.

    06/05/2018
    av. sema özdemir
    av. metin sezgin
  • tipik solcu yalanıdır.

    bunlar "polis göstericinin başına silah dayadı" diye haber yapabilecek kadar adi ve akçaklar.

    bunlar, devletin düzenlediği teröristleri temizleme operasyonlarına "ama çocukları öldürüyorlar..." diye karşı çıkan, türk ordusunu bebek katili olmakla suçlayan karakterler.

    bunlar daha geçen gün bir hacı teyzenin polis tarafından işkence gördüğünü iddia eden ve bunun başlığına utanmadan yüzlerce entry giren yalancılar...

    bunların hayatı yalan. bunlar, sırf devlet düşmanlığına binaen, her türlü yalan dolanla bu toplumda karmaşa ve korku yayma derdinde olan kargaşacılar...

    bunların avukatları da böyle, doktorları da böyle, mühendisleri de böyle, niteliksizleri, sıfatsızları da böyle.

    allah bu milleti bu yalancı dolancıların eline düşürmesin.
  • ''tipik solcu yalanı'' diyecek kadar aşağılık karakterleri ortaya dökmüş olay. bahsedilen ekonomi öğrencisi arkadaşımdır, boğaziçi üniversitesi'ne türkiye 400.'lüğüyle girmiş, hayatında teröre en ufak bir şekilde sempati beslememiş pırıl pırıl bir çocuktur. ama burada o aşağılıklara onu sempatik gösterme çabasına girmeyeceğim, çünkü hem ihtiyacı yok hem de bunların öyle gözleri dönmüş ki yaşanan her pislikle ilgili ses yükseltilince ''tipik solcu yalanı'' diyerek insanlıklarını bir kez daha ayaklarının altına alıyorlar. yaşanan olayın rezilliğiyle ilgili tek kelime dahi edemeyip demagojiyle geçiştirmeye çalışacak kadar da haysiyetsizler. işkence bir insanlık suçudur, yok sayanın işkenceciden farkı yoktur. alçaksınız.
  • bahsedilen iki kişi de yakın arkadaşım. ikisiyle de beraber ders aldım, alıyordum. ikisi de birbirinden renkli, heyecanlı ve özverili kişilikler. birisi muhafazakar, birisi laik kökenli aileye mensup. ikisi de fikirlerini sertçe savunuşlarıyla meşhur. dikkat ederseniz, fikirlerini savunuşlarıyla. birisinin etrafında neredeyse hiç kürt bile yok, birisi herkesle daha yakından, daha samimi. ikisi de sadece lokum eyleminin en arkalarında muhalif çevrelerden oldukları için oradalar. çünkü boğaziçi'de insanlar bilirdi ki, kimsenin başına söylediğinden eylediğinden dert gelmez. kimsenin alanına müdahele etmedi bu çocuklar. kimsenin suratına bakıp yalan da söylemediler, bildiklerini eylediler. ikisi de eylemde ağzı açık olduğu için slogan atma şüphesi ibaresiyle tutuklandı. ikisi de candan öte. yazık şu günlere geldik, ikisi de beraber işkence gördü. evet, işkence gördü. işkence gördü biliyorum çünkü gözaltına alınırken otoparka götürülüyorum diye mesaj attı. işkence gördü..
  • “evet biliyorum işkence gördü evet biliyorum o yalan söylemez çünkü!!!!!! siz hiç en yakın arkadaşınızın cezaevinde olduğu için kaçırdığı dersi kendinizin dinlemiş olmasından rahatsızlık duydunuz mu? siz hiç onun vize notlarının yüksekliğinin altında ezildiniz mi? çünkü finale giremeyecek, çünkü emeklerinin karşılığını alamayacak. kendinizi en güvende hissetmeniz gereken, girmek için senelerce ter döktüğünüz, gecelerinizi gündüzlerinize kattığınız okulunuzda duvarlar üstünüze üstünüze geldi mi? evet benim sınıf arkadaşım i..... telafi sınavına da giremeyecek, çünkü kendisi silivri cezaevinde ve tutuklu! dahası evet vatan emniyette işkenceye maruz kaldı!!!!!! ne zaman okuluna geri dönebileceği, ne zaman kitaplarına kavuşabileceği, ne zaman bize o ufuk açıcı konuşmalarını yeniden yapabileceği, ne zaman akademisyen olma yolunda adımlarını yeniden atabileceği, ne zaman çekmek istediği kısa filmi hayata geçirebileceği, ne zaman boğaziçi’nin kedilerini yeniden sevebileceği hiçbiri ama hiçbiri belli değil. arkadaşıma olan özlemimi bir kenara bıraktım, daha da üzüldüğüm şey gencecik, pırıl pırıl bir beynin bu kadar emek verdiği, asla kaçırmadığı derslerinden uzak kalması. biliyor musunuz, kimi zaman beni uyarırdı, derdi ki yüksek notlar almak için çalışmamalısın, öğrenmek için çalışmalısın, derdi ki çok kitap okumalı, araştırmalı, film izlemeli, hayatı takip etmelisin. böyle genç, dinamik ve aydın bir beynin olması gereken yer silivri cezaevi değil, boğaziçi üniversitesi değil midir? onun hayatından çalınan günlerin hesabını, her gün ben kendime veriyorum, her gün vicdanımın sesi bana onu soruyor, her gün benim arkadaşım tutuklu ve buna katlanamıyorum diyorum. denize, gökyüzüne, baharın gelişiyle açan çiçeklere bakarken utanıyorum, eziliyorum onların karşısında, çünkü i.... için elimden hiçbirşey gelmiyor. oysa biz birlikte bakardık boğaziçi’nin manzarasından istanbul’a. artık ben 19 yaşında değilim, insan meğer 1 ayda öyle bir yaş alırmış ki... insan önceden şikayet ettiği o küçük dertlerinin ne kadar anlamsız olduğunu anlıyormuş. biliyorum ki, i..... kendini nerede olursa olsun geliştirir ve yetiştirir, olgundur, güçlüdür ve kendimi her gün böyle kahrettiğimi bilse bana çok kızar, bana derslerime çalışmamı, onun yerine de dinlememi ve sonrasında ona anlatmamı söyler. böyle demek zorundayım, onun adına konuşmak zorundayım, çünkü ondan aldığım haberler ve bütün pozitif enerjimi yansıtarak ona kafasını dağıtacak haberler verdiğim, bir nebze olsun yüzünü gülümsetebilmek ve içimi dökmek için kendi kendime dertleşerek yazdığım mektupların dışında ona ulaşma imkanım bile yok... bir kısa mesajın bile ne büyük nimet olduğunu bu yaşımda öğrendim, genç bir üniversite öğrencisi olarak arkadaşımı çok özlüyorum, ona ihtiyacım var, sırf benim değil bu ülkenin, hatta bütün dünyanın ona ihtiyacı var. onu tanısanız ne demek istediğimi anlarsınız, çünkü o gelecekte öyle güzel çalışmalarıyla tanınacak ki. şimdi size soruyorum, bu yaşımızda neden bunları yaşıyoruz, yaşatılıyoruz? inanın derdim kimseyi suçlamak değil, ama çoğu yaşıtlarımız tatilde nereyi gezmeye gideceğini, yarın kimlerle buluşacağını, ne giyeceğini düşünürken benim beynim düşünemiyor artık. bütün bunların üstüne de ders çalışmak ve hayatınıza devam etmek zorunda olduğunuzu düşünün. malesef kalbimin üzerinde o ağırlık, o vicdan susmuyor, bana her gün her an her saniye onun tutuklu olduğunu, bugün de okula gelemeyeceğini, bugün de onunla konuşamayacağımı hatırlatıyor. şimdi 19 yaşındaki bir gencin tek hayali ; ışıl ışıl bir günde koşarak arkadaşına sarılmak, artık onun da okuluna gelebileceğini, birlikte yeniden ders çalışabileceklerini, yeniden ona kitaplar önerebileceğini, ve bir daha hiç ayrı kalmayacaklarını bilmek oldu! geri kalan hayallerimi bu gerçekleşene kadar koydum, kapattım bir kara kutuya. bizler bu ülkenin aydınlık geleceğiyiz, bizler bu zorlu sınav sisteminde en deli dolu yaşanması gereken lise yıllarımızı yaşamayarak feda edip boğaziçi üniversitesi’ni kazanan gençleriz, bizden umutlarımızı, düşlerimizi, hedeflerimizi almayın, bizden günışığımızı almayın, bizden nefesimizi almayın, bizden eğitimimizi almayın, çünkü biz ancak eğitimimizle başarabiliriz!”