1. kara kitap'in en canalici oykulerinden biri.. aslinda adi herseyi anlatiyor gibi ama degil. orhan pamuk'un "olasilik kumesi" hayallerin otesinde.
  2. ben de du$unurum bunu zaman zaman, sular cekilde neler cikar bogazin dibinden kimbilir diye. bir cinayetin silahi cikar belki, bir eski a$kin firlatilip atilmi$ yuzugu, bir buyu cozulsun diye adak edilmi$ artik hoca efendi ne buyurmu$sa o;gemiler, gemiler ve iskeletler. yanli$likla du$urulmu$ yuzlerce yildan beri dipte birikmi$ paralar, e$yalar; kimine cok uzulunmu$ , kimi umursanmami$ neler neler. ve insanlar gorurum, bu karma$anin , ortaya cikmi$ ye$il vadinin dibinde bir$eyler arayan, belki ellerinde metal dedektorleri ile hazine avcilari bile. surreal bir goruntude kar$idan kar$iya yurumek mumkun olur herhalde muhte$em bogazi o zaman i$te.
  3. orhan pamuk'un bu bölgenin* bataklık haliyle, hızla bir gecekondu bölgesine dönüşeceğini öngörmesi de ayrıca ilginçtir.
  4. kız kulesinin bir tepe üzerindeki şato olarak gözükmesi ayrıntısı mükemmeldir.
  5. ufak çaplı ve uzun cümleli bir korku hikayesi.. orhan pamukun bu distopyasını geliştirmiş olmasını dileyerek boğazın karanlık sularının altından bir de deli ibrahim in çuvallayarak denize attığı hareminin ve marmarada yüzyıllardır bir sebepten intihar eden her cinsten insanın kemiklerinin çıkmasını düşündüğümüz vakittir..
  6. kara kitapta insanı en karamsar, en ruh karartıcı duruma sokup, bir o kadar da keyif veren bölümlerden bir tanesi...

    "... besbelli, kısa bir zaman sonra, bir zamanlar 'boğaz' dediğimiz o cennet yer, kara bir çamurla sıvalı kalyon leşlerinin, parlak dişlerini gösteren hayaletler gibi parladığı bir zifiri bataklığa dönüşecek. sıcak bir yaz sonunda ise, bu bataklığın, kçük bir kasabayı sulayan alçakgönüllü bir derenin tabanı gibi yer yer kuruyup çamurlaşacağını, hatta binlerce geniş borudan şelaleler gibi gürül gürül akan lağımların suladığı yamaçlarda otların ve papatyaların yeşereceğini tahmin etmek zor değil. kız kulesi'nin bir tepenin üstünde korkutucu gerçek bir kule gibi yükseleceği bu derin ve vahşi vadide yeni bir hayat başlayacak..

    ... ama asıl hazırlıklı olmamız gereken şey, bütün istanbul'un koyu yeşil lağım şelaleleriyle suluyacağı bu lanet çukurda, tarih öncesinin yer altından fokurdayan zehirli gazlar, kuruyan bataklıklar, yunus, kalkan ve kılıç leşleri, ve yeni cennetlerini keşfeden fare orduları içerisinde çıkacak yepyeni bir salgın hastalığıdır. biliyorum ve uyarıyorum: o gün, dikenlitellerle karantinaya alınacak bu hastalıklı bölgede olup biten felaketler hepimizin içine işleyecek.

    bir zamanlar, boğaz'ın ipek sularını gümüş gibi ışıldatan mehtabı seyrettiğimiz balkonlardan gömülemedikleri için alelacele yakılan ölülerden çıkan mavimsi dumanın aydınlığını seyredeceğiz artık. boğaz kıyılarındaki erguvan ve hanımellerinin bayıltıcı serinliğini koklayarak rakı içtiğimiz masalarda çürüyen ölülerin genzimizi yakan o küfle karışık kekre kokusunun tadını alacağız. balıkçıların sıra sıra dizildiği o rıhtımlarda boğaz akıntılarının ve bahar kuşlarının huzur veren şarkılarını değil, bin yıl süren genel aramaların korkusuyla denize dökülmüş çeşit çeşit kılıçları, hançerleri, paslanmış pala ve tabanca ve tüfekleri ele geçirip ölüm korkusuyla birbirlerine girenlerin haykırışları duyulacak. bir zamanlar deniz kıyısındaki köylerinde yaşayan istanbullular, akşam evlerine yorgun argın dönerlerken yosun kokusunu duymak için otobüs pencerelerini fayrap açmayacaklar; tam tersi, çürümüş ölü ve çamur kokusu sızmasın diye alevlerle aydınlanan aşağıdaki o korkunç karanlığı seyrettikleri belediye otobüslerinin pencere kenarlarına gazete ve kumaş parçaları sıkıştıracaklar...

    ... şehrin ışıklarına dönerken, felaket anlarında ölümü karşılamanın en mutlu yolunun bu olduğunu düşünerek uzak bir sevgiliye acıyla sesleneceğim: canım, güzelim, kederlim, felaketler zamanı gelip çattı, gel bana, nerede olursan ol, ister sigara dumanıyla dolu bir yazıhanede, ister çamaşır kokan bir evin soğanlı mutfağında, ister dağınık mavi bir yatak odasında, nerede olursan ol, vakit tamam, gel bana; yaklaşan korkunç felaketi unutmak için perdeleri çekili yarı karanlık bir odanın sessizliğinde bütün gücümüzle birbirimize sarılarak ölümü beklemenin zamanı geldi artık."
  7. sahin k nin gizli yazitlarinin kaybolmus kismidir.akabinde ne geldigi de cogu kimse tarafindan bilinmektedir.aslinda bogazin buz gibi sulari cekildigi zaman diye baslar lakin kanit yetersizliginden bu hale gelmistir.kaynak:

    (bkz: tasdelen)

boğazın suları çekildiği zaman hakkında bilgi verin