şükela:  tümü | bugün
  • üstünde fazla düşünmemeyi umduğun bazı fikirleri güm diye bırakır ve bölüm biter.

    4x6

    --- spoiler ---

    hollyhock: like, sometimes ı have this tiny voice in the back of my head that goes, like, "hey, everyone hates you! and they aren't wrong to feel that way!"

    bojack: ı know what you mean.

    h: that voice, the one that tells you you're worthless and stupid and ugly?

    b: yeah?

    h: ıt goes away, right? ıt's just, like, a dumb teenage girl thing, but then it goes away?

    b: yeah.

    --- spoiler ---
  • 4.sezon 6 bölümde introya kadar olan kısmıyla beni benden alan dizidir.

    " gerçekten aptal bir boksun. ama boktan biri olduğumu biliyorum. bu beni bok olduğunu bilmeyen boklardan daha iyi yapar. yoksa daha mı kötü ? kahvaltı. kahvaltıyı hak etmiyorum. kes. kendine acıma. kahvaltı et seni aptal şişko. "

    dizilerin karakterlerini kendime özdeşletirmekten nefret ederim.hatta ergence bulurum. ama şu monologta resmen kendimi gördüm.

    tanım : bir dönem televizyon yıldızı olan bir atın, belirli bir yıl sonra ki hikayesini anlatan bir netflix dizisi.
  • 5.sezon 6.bölümünün içimi dağladığı mükemmel bir yetişkin animasyon dizisi. bölüm boyunca annesine yaptığı konuşma beni çok etkilemiştir.
  • *haklıydın. seni sevmiyorum. sen de beni sevmiyorsun. kendinden daha az nefret etmeye çalışan iki yalnız insanız biz. belki de bundan daha fazlası olamayacağız. belki de hep böyleydik.

    *evren acımasız, umursamaz bir boşluktur. mutluluğun anahtarı anlam aramak değildir. kendini önemsiz saçmalıklarla meşgul etmektir. sonunda ölürsün.
  • bu gece rüyamda gördüğüm at. iki katlı bir evi geziyorum rüyamda. bir sehpanın üzerinde bojackli bir takvim görüyorum. üzerinde uzun uzun yazılar ve diziden sahnelerin olduğu görüntüler var. evin sahibinden geçmiş günlerdeki sayfaları alıp alamayacağımı soruyorum. izin veriyorlar ve sayfaları koparmaya başlıyorum.

    hayatımda gördüğüm en saçma rüyalar listesinde ilk 3'e oynayabilecek düzeyde bir rüyaydı.

    ps: özledim seni at kafa.
  • yeni sezonunu beklemeye o kadar kaptırdım ki kendimi ne handmaid's tale'i ne mindhunter'ı ne de takip ettiğim başka bir dizinin yeni sezonunu izlemeye odaklanabiliyorum. yeni sezon için sonbaharda yayınlanacağının haberleri yapılmıştı, bi salsalar da kavuşsak artık yeter.
  • aşırı önyargıyla başladığım dizi su gibi akıp gitti. izlerken bölümlerin azalmasına kıyamıyordum. karakterlere ciddi yatırımlar var, ben breaking bad’e benzettim biraz, hissettirdiği duygular bakımından. keşke unutup bi daha izleyebilsem dediğim bir dizi oldu. yeni sezon çıkacakmış, çok sevinemiyorum çünkü bi sn’de falan bitecek.

    dizinin konusu çok özgün, bu sayfada kalmış bir entry’i okuyorsanız zaten biliyorsunuzdur. ana karakterimizle çok sağlam bir bağ kuruyoruz, üzülünce üzülüp sevinince seviniyoruz. yapmamamız gereken bir şeyi yapınca karnımızdaki o hafif boşluk hissi beliriveriyor.
    bojack’i çok iyi tanıyoruz. neredeyse onun kendisini tanıdığı kadar tanıyoruz, peki o kendini ne kadar tanıyabiliyor? onu beraber keşfediyoruz.

    bütün bu hengame içinde bizi güldürmeyi unutmuyor. komedi türü olarak geçse de bence daha cok drama tipi hakim.

    bi diğer süper şey de yan karakterlerde de çok ciddi derinleşmeler olabiliyor. etrafınızda istiyorsunuz o kişileri, çünkü tanıdığınızı hissediyorsunuz.

    ps: bazı yerlerde gözlerime bi şeyler kaçtığı oldu.

    herkes replik eklemiş ben niye eklemiyim editi: “bazen kendi mutlulugun icin sorumluluk almalisin, ne kadar zavalli oldugunu anlayana kadar baya bi zaman gececek, boyle olmak zorunda olmadigini anlamak cok daha zaman alacak. sadece her seyden vazgecince mutlu olmanin bir yolunu bulacaksin”
  • bir üst entry’de; “bojack’i çok iyi tanıyoruz. neredeyse onun kendisini tanıdığı kadar tanıyoruz, peki o kendini ne kadar tanıyabiliyor?” demiş, yazar arkadaş.

    aslında bojack değil mesele, biziz. çünkü bazılarımız onun gibi, bunu bilmiyoruz sadece.

    bu nedenle bojack’e değil de sanırım kendimize sormalıyız; “bırak bojack’i de sen, kendini n’ kadar tanıyorsun at kafalı?”
  • iki sezondur izliyorum, karakterlerin değişimi neredeyse you're the worst dizisiyle paralel ilerliyor. karakterler de benzer mesleklerde hatta. biraz ünlü adam, ara sıra seviştiği bir menajer, az ünlünün evini açtığı evsiz adam iki dizide de ana karakterler. hatta evsizin tavırları, doğaçlama tiyatro yapma çabası bile aynı.

    bojack 2013 çıkışlı, you are the worst 2014 çıkışlıymış. demek ki dizi animasyondan arak yapmış. işin ilginci dizi final yaptı, bojack devam ediyor.
  • netflix'in kanımca en iyi şovu. ama bu entry şov hakkında değil, bo jack karakteri hakkında olacak ve bütün sezonları izlemeyenler için spoiler içerebilir;

    “yeterli olanı aramayı bırak, çünkü asla yeterli olmayacak...”

    hayvanların ve insanların bir arada yaşadağı, daha önce pek karşılaşmadığımız türde bir çizgi film evreninde, tüm insani sorunları ile bocalayan bir at bojack. eskiden yayınlanan çok ünlü bir tv şovunun ekmeğini yemeye devam eden, ailesi yüzünden yaşadığı travmalar ile insan ilişkilerinde hep sınıfta kalan ama bir yandan hep bir arayış içinde olan huysuz orta yaşlı bir adam. mutlu olmak, umursamak, sevmek, sevilmek ve iyi bir insan olmak gibi standart kilişileri hayatı boyunca elinin tersi ile itmiş, artık hayata tahammül edemediği yaşlarında ise onların kaygısına düşmüş kocaman bir çocuk. neyin kıymetli, neyin değersiz, neyin derin, neyin anlamsız olduğunu anlamakta güçlük çeken; geç kalmışlık hissinin hakkını sonuna kadar veren tutarsız bir ayyaş. hayatını izlerken, başımıza gelmiş ya da gelme potansiyeli olan tüm karamsar ve acımasız hayat senaryolarını gözümüzün önünden geçiren bir denek. netflix’in tuttuğu aynada, muhakkak kendimizden bir parçamızı görebileceğimiz bencil, sarkastik, nihilist, tutarsız, komik ve üzgün bir karakter. holywoo sakini, animasyon tarihinin eşsiz karakterlerinden biri; bojack horseman.

    5 sezondur bir arayış içinde bojack. bazen huzuru, bazen ilgiyi, bazen aşkı, bazen başarıyı, bazen gerçek bir hüznü, bazense yarım bir neşeyi kovalayıp; sonunda her zaman kaosu buluyor. mutlak ve sürekli bir mutluluk yerine onun kapısını her zaman yeni bir üzüntü çalıyor. zaten aradığı da daimi bir mutluluktan çok, daimi bir iç huzur. tüm yaptığı yanlışları, bile bile isteyerek yapmış olmanın verdiği vicdani yükten kurtulmak ve herkesten önce kendini affetmek. kendinden nefret etmeyi bırakıp, tüm travmalarından arınıp, hayatının geri kalanını kendi kontrolünde ve daha güçlü bir duruş ile yaşamak. bir defasında dile getirdiği; “birgün etrafına bakıp herkesin seni sevdiğini göreceksin ama hiç kimsenin senden hoşlanmadığını fark edeceksin. ve bu, dünyadaki en kötü yalnızlık hissidir...” cümlesindeki histen kurtulmak. yalnız bile kalsa, bunu kabullenmiş bir şekilde yapmak.

    çok şey öğrendiğini ve yaşadığını düşünen, kendini bilge gören bojack; her defasında kalbini daha da kıran, tahammül sınırını daha da zorlayan şeylerle karşılaşıyor. bu noktada annesinin ona söyledikleri daha bir anlam kazanıyor; “bir canavar olduğumu düşünüyorsun. seninle laf dalaşına girmeyeceğim bojack. söylemek istediğim şey, mutlu olmak istediğini biliyorum ama olamayacaksın ve özür dilerim. sorun sadece sende değil, biliyorsun. ama baban ve ben işte.. içindeki çirkinlik sana bizden miras kaldı. kusurlu doğdun. doğuştan kusurlusun. şimdi de hayatını projelerle doldurabilirsin. kitaplar, filmler, kız arkadaşların.. ama bir yanın hep eksik kalacak. sen bojack horseman'sın ve bunun tedavisi yok..”

    evet annesi bojack’e tam da bunları söylüyor ve bunlar ailesinin ona hayatı boyunca davranışının yanında belki de en samimi ve içten yaklaşımı. ama biz onun başına her kötü şey geldiğinde, içinde bir yerlerde taşların biraz daha yerine oturduğunu hissediyor, şov ilerledikçe de bojack’in yitirdiği sandığı o anlama daha çok yaklaştığını görüyoruz. belki bu bir mutlu son olmayacak ama o çabalamaya devam ettikçe, varacağı nokta hem ona, hem etrafındakilere, hem de bize doğru ve anlamlı gelecek.

hesabın var mı? giriş yap