şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler! ---

    filmde yan odadaki seslerden masturbasyon yapan çocuklar aslında güney korede bir kısa film yarışmasını kazanmış genç yönetmenlerdir .. o sahne ise yönetmenin bu başarılı gençlere bir jestidir...

    --- spoiler! ---
  • dvd'sinde ingilizce ve dolayısıyla türkçe altyazısında (ki maalesef bu tarz filmlerde türkçe altyazılar, çeviriler suyunun suyu olmuş oluyor. ingilizce'ye hakim bünyelerin ingilizce izlemesinde fayda var) filmde görülen notların, mektupların içerikleri yer almamış her nedense.

    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
    arkadaşım okuma eğer filmi izlemediysen, bak kendine mukayyet ol, aklını başına devşir. bak hala okuyorsun, umalım ki filmi izlemiş olasın... küçük kızın ryu'ya verdiği kız kardeşin notunda yazanlar üç aşağı beş yukarı şu minvaldeymiş: "bir böbrek için bir çocuğu kaçıramazsın. lütfen yu-sun'u sağ salim evine ulaştır. son dileğim bu." örgütün 'çaktığı' notta ise "karar: ölüm cezasına çarptırıldın" yazmakta imiş ve kız arkadaşın bilgisayarından çıktısını aldığı yazı da buymuş.

    not: bunlar diğer dillerdeki altyazılardan elde edilen şeyler. korece asıllarıyla bire bir örtüşmeme olasılıkları mevcut.
    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
  • chan wook park'in (ya da park chan wook'un) "hakli intikam" uclemesinin ilk ayagi..

    --- spoiler ---
    filmde intikamlar komplike bir halde.. intikamla uzaktan yakindan alakasi olmayacak insanlarin, hayat sayesinde, nasil bir yere geldigini goruyoruz.. mesela cocugu oldurulen baba kizinin cesetini ikiye ayirirlarken bakamiyor fakat daha sonra cocugunu kaciran elemanin ablasinin cesedi uzerinde bu islem yapilirken, adam esniyor.. insanlar iyice duygusuzlasiyor.. daha da ilginci siz de bu intikama kayitsiz kalamiyorsunuz, adi ustunde: "hakli intikam".

    kizi kacirilan baba, kizi oldu diye kacirandan intikam aliyor.. kendinizi onun yerine koyarsaniz -ki chan wook park oznel aciyi sık sık kullanmis, bunun en belirgin oldugu sahneler de cocugu kaciran sagir elemanin bakis acisina gectigimizde her hangi bir ses duyamiyor olusumuz- bu intikaminin temeli var.. cocugu kaciran adam da daha once kazik yemis, ablasini kurtarmak istiyor.. o da kendisini dolandiran ve ablasinin olumune dolayli bir bicimde sebebiyet veren organ mafyasindan intikamini aliyor.. ki buna kimsenin bir itirazi olmasa gerek..

    ustune ustluk kizi kacirilan baba, sagir oglanin kiz arkadasini oldurdugunde, her iki taraf da birbirinden intikam alacak hale geliyor.. peki bu noktaya kadar, birisinin tarafinda saf tutmasi icin yonlendirilen biz seyirci ne yapacagiz? iste filmin en guzel tarafi da bu olsa gerek.. filmi iste tam o ana kadar, intikamci taraflarin yaninda durmamizi saglarken, intikamlar birbirinin icine gecmisken bizi basi bos birakiyor.. o noktada tercih bize ait.. kardesini ve sevgilisini kaybeden sagir oglan mi, kizinin ardindan goz yasi doken baba mi?

    kizi kacirilan adamin sagir oglani oldurmesini pek hakli bulmayabiliriz.. ki film sonunda, bu adami da cezalandiriyor.. peki kim hakli sonucta? iste orasi bizim oznel vicdanlarimizda sakli..
    --- spoiler ---
  • chan wook park gibi bir yönetmenden beklemeyeceğim, kabak gibi bi hataya sahip olan film. izleyeli çok olduğu için tam anlatamayabilirim, affedin. şöyle ki:

    --- spoiler ---

    sağır dilsiz eleman ve güzel* sevgilisinin kaçırdığı kız kolyeyi alamadığı için ağlarken, eleman -kızın babasına göndermek için- kızın fotoğrafını çeker. fakat kızın babası, zihinsel özürlü elemanın boynundaki koleyeyi görünce cebinden çıkardığı fotoğrafta, kızın kolyeyi takmış olduğunu görürürüz.

    bence hata bu...* (bkz: sonunu baglayamamak)

    --- spoiler ---
  • yeni bir oldboy izlemek için niyetlenenleri fena halde hayal kırıklığına uğratacak ama bağımsız bir gözle değerlendirildiğinde de senaryodaki birtakım saçmalıklara rağmen chan wook park'ın enfes yönetmenliği ile bile hatırlarda kalabilecek film.

    oldboy'un en baştan yakalayan, 2 saat boyunca sürükleyip en sonunda insanın kafasını son hızla duvara çarpıp o halde bırakan senaryosu, eşsiz hikaye örgüsü bu fimde yok. özellikle ilk yarı tempo yerlerde, birçok olayın nedenini ve gelişimini göremiyor sadece sonucu görüyoruz. park, reji ustalığını konuşturarak filmi arkadan ittirmeye çalışmış ve bir nebze de olsa başarmış, özellikle zincirleme intikam planlarının uygulanması sırasında film olması gereken tempoya ulaşıyor ama genel olarak oldboy'daki kadar tatmin edici olamıyor.

    symphaty for lady vengeance'da da böyle mi olacak bilinmez ama intikam üçlemesinin ilk iki filminde gördüğümüz üzere park intikam olgusunu bulanıklaştırıp intikam alan ve intikam alınanın yerlerini sürekli değiştiriyor. her iki filmde de tek bir intikam hikayesi yerine motivleri farklı sarmal şeklinde ilerleyen birkaç intikam hikayesi birden var. böylece seyirci kimin tarafını tutacağını, aslında kimin haklı kimin haksız olduğunı sorgular buluyor kendini. özellikle bu filmde bu oldboy'dan daha da yoğun bir şekilde hissediliyor. bunun nedenlerinden biri de park'ın oldboy'da, tüm kötü özelliklerine rağmen seyircinin baş karakteri ile en üst düzeyede özdeşleşmesini sağlayacak subjektif bakışını bu filmde daha objektif, ryu karakterine daha uzaktan ve mesafeli bakan bir bakışa bırakması olabilir. böylece filmin ikinci yarısından itibaren seyircinin haklılıkları üzerinde uzlaşma sağlayamayacağı iki karakter oraya çıkıyor ve intikam hikayeleri içiçe giriyor. bu aşamadan sonra da özdeşleşme sağlanamadığı için oldboy'un etkisine de hiç bir zaman ulaşamayacak bir sona doğru sürükleniyor hikaye ve öylece bitiyor.

    oyunculukların da son dönem uzakdoğu sinemasında gördüklerimize nazaran biraz zayıf kaldığını söyleyebiliriz. yanlız göl/nehir/dere (tam emin değilim, karıştırırım hep bunları, cehalet işte) kenarındaki özürlü karakteri oynayan arkadaşın alnından öperim, o nasıl bir oyunculuktur kardeşim, o nasıl bir kasıştır, bayıldım bayıldım bayıldım*
  • sadece intikam filmi olarak bakarsak oldboy kadar görkemli olmadığı bir gerçek. ama bu filmi türlerarası bir biçimde değerlendirdiğimiz zaman daha sağlıklı bir yorum getirebiliriz bu film üzerine.
  • 24. uluslararasi istanbul film festivalinin ve chan wook parkin en güzel filmlerinden biri. iyi kurgulu, mesajlar içeren, yönetmenligi harikulade olan ve izleyici tarafindan gayet begenilen bir filmdir. oldboydan sonra hayal kirikligi yaratti denmesi, izleyenin ikinci bir oldboy izleyelim mantigiyla oturmasindan kaynaklansa gerek.
  • filmdeki spastik genç karakterini sıradan bir holywood izleyicisine asla anlatamaz ve beğendiremezsiniz, işte film tam da bu yüzden bir başyapıttır.
  • sikicem bu oldboy'u yemin ederim. ne filmmiş arkadaş?! bu film oldboy'dan daha iyidir olm. ben bu filmi oldboy'u izledikten sonra izlediğim hâlde, oldboy'dan daha fazla beğeniyorum ve seviyorum. sinemadır bu film. ayrıca o kadar konuşulmuş kimse kang-ho song'un ismini bile anmamış. ayıp lan...
  • pek tabii --- spoiler ---

    intikam örgüsü oldboy'dan çok farklı. zira oldboyda ana karakterle özdeşleştiğimize özdeşleşeceğimize pişman oluyorduk. orada, makul değil belki ama, anlaşılır görülebilecek bir intikam vardı ve ancak, yöntemi tartışmalı, ilgi çekici ve bir o kadar görkemliydi.

    burada ise, sıradan ve iyi insanların, mevzut ekonomik sistem içinde dönüştüğü canavarları izliyoruz. daha doğrusu sistem onları buna itiyor, ama onların vahşete olan eğilimleri sistemden bağımsız olarak direk insan'ın kanıbozukluğu içinde iki katmanlı bir çürümüşlük olarak anlaşılabilir.
    nasıl bu kadar canavarlaşabilir normal bir insan sorusu ayrı bir bağlamda değerlendirebilir yani.

    patronların önünde karnını doğrayan adamı hemen anlayabiliyoruz mesela. adamın berbat bir gecekondu içinde cinnet geçirip evinde ailesini zehirlemesi de <tanıdık olmamız hasebiyle> içimizi o kadar dağlamıyor belli ki. patron'un o evden çocuklardan birini hastaneye götürmesi ve babasıyım demesi, ama çocuk ölünce <yaptığı onca canavarlıktan sonra> çocuğa karşı tüm sempatisinin öldüğünü görmemizi atlamayalım.

    adam polis arabasında şunu diyor oldukça yalın bir biçimde "üniversite bitirdim ve işe girdim. hayatım boyunca dürüst biri olduğumu düşünürdüm, neden ben"
    bu filmi izleyip, büyük çoğunluğu adamın durumunda olan/olma yolunda olan sözlükçülerin neden şimdiden "neden ben" diye sormadıklarını anlamıyorum. filmde açık biçimde ekonomik kriz etkisi ve toplumdaki çocuk kaçırmalarının ne denli fazla olduğu vurgulanmış. ülkemizde böyle bir vaka artışı olmadığı için herhalde insanları o kadar etkilemedi. ben de üniversite bitirdim, dürüst bir hayat yaşadığımı düşünüyorum, fakat başıma benzer birşey gelirse, bu filmdeki gibi bir canavara dönüşüp dönüşmeyeceğimi düşünmek başlı başına beni ürpertiyor.

    ayrıca filmdeki bariz sınıf çatışması söylemlerine, vurgusuna ve filmin finaline rağmen filmi sadece iki insanın arasında kimin intikamı haklı çerçevesinde yaklaşmak çok yanlış diye düşünüyorum.

    --- spoiler ---