şükela:  tümü | bugün
  • bolucu olarak nitelendirilen kisinin yaptigi hadise, bir seyleri bolmek icin ugrasma cabalama fiilinin isim hali.
  • zamanımıza korkutucu tarihsel mesafede olan bir dönemde yargısız infaz gerekçesiydi. kutup bir tanımdır. beyninde barındıranlar için karşıt manası vatansever veya milliyetçi'dir. politikacıların gerçek manada politika yapmaktan korktuğu çoğu ülkede muadili bulunabilir. halen kullanan yarrak kafalılar da mevcuttur bir yandan.
  • dingil pardon celebrity mertebesinde olan için: nihal atsız

    adamın hitler özentisi bir resmi var ki, kaşlar çatılmış, kahverengi gömlek, saçlar aynı tip bir tutamı öne düşmüş, "ne lan bu fotograf sakası heralde" dedik. yok aynen böyleymis. nihal atsiz, memlekette ne kadar etnik köken varsa ana avrat sayan paranoyak bir mirasin da sahibidir. yok arnavuttan sakin yok sundan bunu yap. işte bu boluculuktur. insanların arasına kan, genetik kodları sokan hitler kırmasını da saygıyla anıyoruz
  • sanırım bir hakikatten çok bir rahatlama hali...

    kimseyi kandırmanın alemi yok efendiler: terör örgütü müdür/değil midir tartışmasına girilmesine de pek lüzum yok... belki kimilerine göre çok safça gelebilir ama milliyetçiliğin "her türü", "bölücülük"tür...

    şimdi kimi cımbızla laf çekme cambazları "ulan tek başına kınasana pkk'yı, illa birileriyle eşleştirmek mi zorundasın?" diyenlere cevabım şu olacak: kimseye "bakın bakın şu entarilerimde açık açık kınamış hatta faşist diye nitelendirmişim" diye mal beyanı yapacak halim yok. arayan bulur, aramak istemeyen de biraz sonra söyleyeceklerimi dikkatle dinler. ancak bu sözümden "pkk'yı lanetleyemiyorsun işte" lafını bir tarafından çıkaranlar lütfen başka tarafa kussunlar, görüntü hiç hoş olmuyor.

    efendim, "her türlü"den kastettiğim, özel olarak kürt, türk, alman, fransız vs vs milliyetçilikleri değil. herhangi bir ulusa karşı çok ağır bir baskı durumunu (nazi dönemi yahudilerinin ülküsü, ya da bulgar ırkçılığına karşı türklerin hakları gibi) veya inkâr edilen, sözünün edilmesinin bile yasak olduğu bir kimlik bunalımını ("kürt sorunu" ve siyah politik eylemleri), ya da sömürgeciliğe karşı mücadeleyi (cezayir, türkiye, hindistan bağımsızlık savaşları) de çerçeve dışı bırakıyorum. tüm bunlar şu ya da bu nedenden dolayı -tehlikeli potansiyeller taşısa da- "haklı" bir davaları vardı...

    asıl olarak "her türlü" yani, -yukarıdaki kimi "meşru" taleplerin dışında- ister yumuşak, ister sert olsun, ister silâhlı ister silâhsız olsun, ister ırkçı ister yurtsever biçiminde olsun ister ayrılıkçı anlayışta olsun, ister sadece ezilen ulusçu olsun, ister kemalist olsun ister ülkücü olsun ister jakoben olsun ister siyonist olsun "her türlü" ama "her türlü" milliyetçilik bölücülüktür -bu böyle biline...

    çünkü, sorunların çözümü namına karşıt milliyetçilikler ve temsilcileri hiç bir zaman anlaşamazlar, her türlü anlama çabasına nefret kusarlar. çünkü, her biri sadece kendi kurguladığı yöntemin/ideolojinin uygulanmasını talep eder hatta emrederler; kendi yöntemini/ ideolojisini benimsemeyenleri, çözüm için başka yolları önerenleri niteliklerine bakılmaksızın lânetlerler. kendi dil seçiminin tek meşru konuşma biçimi olduğunu öne sürer (onun dışındaki "dil seçimi" kendisini biçim olarak desteklese dahi hemen reddedilir). çünkü, "prensipler" uğruna hiçbir diyalog çabasına yanaşmaz, akan kanın hemen durması için hep karşı tarafı beklerler. çünkü, kendilerinin hep "masum" karşısındakinin hep suçlu olduğunu düşünen bir zihniyet geliştirirler ve hitap ettiği kitleye "ya bizdensin ya onlardan" diyerek aradaki "sade insanların" boşu boşuna hedef alınmasını teşvik ederkler. çünkü, gerilimi sonlandırmak istemezler hatta ve hatta gerilimi daha da arttırmak isterler. çünkü, toplumu ve devleti çok zor bir duruma düşürmemek, huzursuzlukları daha da fazla arttırmamak için öne sürülen hukuk terimlerini "kisvesi altında" diyerek reddederler. çünkü, gene "her türlü" barış çabasına nefret ederler, barış istemenin taviz vermekten çok bu kavganın bir an önce bitip rahat bir nefes almak anlamına gediğini bir türlü anlamazlar. çünkü, kendisine katiyen faşist dedirtmezler ama -karşı milliyeçilikten ziyade- çevresindekilere "hain", "terör yandaşı", "devlet ajanı" demeyi her zaman bilirler. çünkü, karşı milliyetçiliği hep yekpare bir şekilde görürler, ondan nefret etse "bile" konuşma çabasına girmekten kaçınıp, bölücülükü arttırırlar.

    yıllardır, sadece türkiye'de değil dünyanın çeşitli yerlerinde çeşitli nedenlerden dolayı çıkan çatışan milliyetçilikler tüm bu bölücü eylemleri "istisnasız" uygulamışlardır. tüm bu gercekler ışığında, hâlâ daha "ulan sen beni nasıl terör örgütüyle bir tutarsın?", "ben vatanımı sevunuyorum diye faşist diyorsunuz" ve "benim milliyetçiliğim parçalayıcı değil bütünleştiricidir" diyecek kadar trajikomikleşmiş kişilere, son sözü ben değil the beatles versin:

    "living is easy with eyes closed, misunderstanding all you see..."
  • en masum haliyle şu veya bu sebeple bir ülkeyi bölmeye çalışanların yaptıklarına verilen isimdir.
    (bkz: ya taksim ya ölüm)
    (bkz: ironi)
  • solculuk maskesi altından ayrı bir keyiflidir. ben yapıyorum, süper oluyor.
  • benim kusagim icin "kerhanecilik" gibi ici bos bir kavram. biz bolucu ne yapar, neyi boler, ne yer ne icer neden boler pek ilgilenmeyiz. biri bolucuyse kotudur. ama bolucu olmak niye kotudur, bolunmek niye kotudur fikrimiz yoktur. (bkz: dhkp c/@ssg) o yuzden bu kavramin ustunden kendi algimi da tazelemek adina tekrar geciyorum:

    bolunmek, bir toplumun sosyal olarak parcalanmasi, kendi icinde birbirine dusman olmasidir. tabi bu iyi bir sey gibi durmuyor. peki neden birileri boler? manyak mi adamlar? ne karlari var? soyle karlari oluyor: toplum bolununce basa cikacak parcalar ufalmis oluyor. stratejik acidan diger ulkelerin ufak parcalar uzerine etki etmesi de buyuk yekpare bir parcadan daha kolay oluyor. bu yuzden global hakimiyet endisesi tasiyan her ulke stratejik rakip gordugu ulkeler uzerine kukla yonetim getirir. eger getiremezse onlari boler sonra olusan ufak parcalara kukla yonetim getirir. ta ki o alanin coguna hakimiyet saglayana kadar buna devam eder.

    a ulkesinin b ulkesini bolmek icin cok kaynak harcamasina da gerek yoktur. ortada medyayla gazlanacak, koru korune alev alacak bir halk varsa o ulkeyi bolmek kolaydir. mesela dersin "o annene kufretti", cahil cuhela halk galeyana gelir "benim anneme ha!" diye, aynisini karsi tarafa da soylersin sahane olur.

    tarihte ornek bir bolunme osmanli imparatorlugunun balkan parcasindan verilebilir. balkanlarda milliyetcilik fiseklemesi uzerine sirplar mirplar ayaklaniyorlar, osmanli bunu duzeltmek icin sivillere silah dagitiyor, balkan savasi falan derken barut elinde patliyor. sonunda balkan osmanlidan ayriliyor. bu olaydan sonra osmanli daha kotuye gidiyor ama biz balkanlara odaklanalim. balkan bu bolunme hizini alamayip kotu bir ekonomik gidisat sonrasi amerika/rusya arasindaki gerilime dayanamayip yine parcalaniyor. en sonunda bugunki un ufak hale, sehir buyuklugundeki ulkelere donusuyor. orada bugun bulunan elli tane ulkenin hepsi ayni dili konusan ayni irktan insanlar ama yarisina rusya, kalan yarisina amerika hakim. cok degil 15 yil once birbirlerini dogradilar.

    sadece "anami karistirma" mevzusu degil tabi, cok bolmek istersen muhalefetteki adama iktidar vaadediveriyorsun, cuzi bir maddi destekle adam sana calisiyor senin uzaktan kumandali ulke bolucun oluyor. bolucu dedigimiz adam iste bu kopruyu gecene kadar ayiya dayi diyen ama aslinda ayinin da kopruyu gecene kadar esege abdurrahman celebi dedigini farketmeyenler oluyor. bu tur once super guclerce beslenip buyutulup sonra harcanan adamlara en guncel ornek saddam'dir herhalde.

    bu adamlara bolucu deniyor ama bir boluculuk girisimin basariya ulasmasi icin cikar odaklarindan cok daha onemli bir faktor var, biz. herhangi bir tartisma sonrasi gorusumuzu kabul ettiremedik diye sinirleniyor muyuz? insanlar bizim gibi dusunmuyor diye "keske onlar olmasa" diyor muyuz? "bunlar/onlar" diye mi konusuyoruz? bir insani ait oldugu grupla, deoksiribonukleik asit zinciriyle, diniyle mi degerlendiriyoruz? tebrikler o zaman, bolunmeye musait milletler listesine ust siradan giriyoruz. boyle buram buram mis gibi bolunme kokuyoruz. "oohh hazir toplumun kendi kafama uymayan tarafina nefret ve kin besliyorum biri gelse de catir catir bolse" diye sereserpe uzanmis bekliyoruz.

    boyle kaldikca da bolunmeyi hakediyoruz. haketmesek bile bizzat yokolusumuzun altina imzamizi atmis oluyoruz. ne kadar ofkeyle kalkarsak zararin kucagina o kadar yaklasiyoruz.

    bizi suursuzca dagilmaya iten en onemli sey de bu ofke edebiyati. zira dislamaya, otekilestirmeye yonelten en buyuk itici guc ofkenin verdigi gaz oluyor. 7.8 siddetinde bir ofkeye en az o siddette tepki vermezsen toplumda ezik, ezilmis goruluyorsun. "intikam" mesrulasiyor. karsi tarafin yaptigi yanlisi sen de yapma hakki goruyorsun. iki yanlis bir dogruymus gibi geliyor. belkemiginde namus cinayeti, kan davasi gibi tumorler olan bir toplumun guncel ciktilari da boyle oluyor.

    soyle bisey var. birey etrafina x birim nufuz edebiliyor. dolayisiyla bir birey kendini degistirerek toplumun da yuzde bilmemkacini degistirebiliyor. bu noktada kendisini bolunmenin sefaletinden kurtarabilecek kilit kisi de bireyin kendisi oluyor. eger birey kafasindaki onyargilardan siyrilabilir ve olaylari ofkenin/dislayiciligin/otekilestiriciligin sularina sellerine kapilmadan degerlendirmeyi basarabilirse, toplum da basarir.

    basarilir.
  • bölünmüş hali şudur: bö+lü+cü+lük
    (bkz: böö)
  • bir başka türü de askere pimi çekilmiş bomba vermek suretiyle yapılabilir. söz konusu bomba daha sonra patlar ve asker parçalara bölünür.
  • son dönemde üst orta sınıf türk milliyetçisi bünyelerce de savunuluyor. şöyle ki üst orta sınıf türk milliyetçileri eski devlet politikası olan kürtlerin varlığını inkar etmeyi değil, varlıklarını kabul edip onlardan nefret etmeyi ve "ayrılsınlar da kurtulsak" söylemini benimsemeyi tercih ediyorlar. tüm politik tercihlerini refleksif korkular üzerine kuran orta sınıfların, kürt sorunu konusunda geleneksel milliyetçi statükocu devlet dili dışında, başka bir tepkisel statükocu ırkçı milliyetçi söylemi benimsemeye başlaması halkların özgür ve kardeşçe birarada yaşamasını savunmayı hem geleneksel devlet milliyetçiliğine hem de son dönemin popüler, tepkisel, ırkçı orta sınıf milliyetçiliğine karşı bir alternatif haline getiriyor.