şükela:  tümü | bugün
  • bomonti bira fabrikasının yerinde açılacak olan cem yegül’ün verdiği isimle "yaratıcı kültür kampüsü".

    içinde bir sürü şey açılacağı söyleniyor da asıl merak ettiğim micro brewery olacak mı ? olacaksa ne zaman açılacak.
  • galiba yıllar sonra yeniden bira üretimine ev sahipliği yapan bir yer olacak:
    https://www.facebook.com/…434825316785798/timeline/
  • biz okula başlayalı restore ediliyordu tarihi bira fabrikası. yarı açılmış mekânlarına bugün gidip baktık. aslına uygun restore edilmiş sanırım. ruh bozulmamış fazla. yerlerdeki çinilere, ışıklandırmasına bayıldık. biraz zamana ihtiyacı var tabi ki.

    babylon'u orada anlamsız buldum şahsen ama bu binanın kültür hayatına kazandırılması iyi bir gelişme.

    arkasına kâbus gibi dikilen camlı hilton binası can yakıyor ne yazık ki... ishak paşa sarayı arkasındaki toki gibi. çok kötü duruyor çok...

    he unutmuşum, onlarca güzel isim marka bulunabilirdi geçmişe de atıf. bomontiada ismi çok havada kalmış. tarz diil.
  • etrafindaki ruhsuz binalarin arasinda olumlu anlamda siritiyor. ısiklandirma ve atmosferi gercekten iyi . pek ayakustu bir noktada degil ama bir sekilde alisilir.
  • bugün ilk defa gittim bu mekana bayıldım resmen. 2-3 tane farklı mekan barındırıyor içinde, mekanların ortasında kocaman bir bahçe. bahçenin bir köşesine perde kurulmuş 100 küsür kişi açık hava da film izliyor. diğer köşesinde insanlar arkadaşlarıyla oturmuş biralarını içip muhabbet ediyorlar. mekanın tarihi dokusu, başarılı restorasyon çalışması ve mekanların kalitesi bir araya gelince harika bir atmosfer ortaya çıkmış. kesinlikle tavsiye ederim bu mekanı, çok keyifli vakit geçireceğiniz garanti.
  • nick cave'in açıkhava belgesel film gösterimi vesilesiyle dün ilk defa gitme imkanı bulduğum yer. tarihi yapısı çok hoş gerçekten, insana yabancı bir ülkedeymiş, bir açıkhava müzesindeymiş hissi veriyor. biralarını denemenizi tavsiye ederim. adeta halk ekmek gibi kuyruk oluyor. babylon da oraya taşındığından beri görmemiştim, bu vesileyle onu da görmüş oldum.

    yalnız, ben mi beceremedim, yeri mi çok ters bilemedim. en yakın metro, osmanbey, 1,5 kilometre, otobüs durağı yine öyle.. yürüsen yürünmez, (sanayi gibi izbe ara sokaklar) mecidiyeköy'den taksiye binsen.. ki binmek ayrı dert, binememek ayrı..
  • avlusunda yaptığı film gösterimi organizasyonları rezil bir kitle tarafından suistimal edilen, etkinliği düzenleyen kimsenin de bunu önlemek amaçlı bir girişimde bulunmadığı etkinlik alanı.

    buradaki film gösterimlerine ilk seferinde on beş dakika geç gitmiş olmama rağmen yer buldum. ve o ilk gösterim çok güzeldi, çok hoş bir kitle vardı izlediğim filmden çok keyif aldım. bunun gazıyla arkadaşlarımı davet ederek diğerlerine de katılmayı planladım. ve ikincisinde 50 dakika önce, üçüncüsünde 1.30 saat önce gitmiş olmama rağmen boş yer bulamadım. üstelik ikinci deneyimimde biliyorum ki insanlar gözlüklerini, ceketlerini, çantalarını sandalyelere bırakıyor ve ortalarda yoklar. açıkça gelmeyen insanlar için 'yer tutuyorlar'. ben buradaki film izleme konseptinin ve filmlerin nedeniyle bu etkinliğe katılan, bu konsepti tercih eden insanların haline, tavrına yönelik de ister istemez bir beklenti içerisinde gittiğim için her defasında kademeli hayal kırıklığına uğradım. buraya neden geldiğim belli olduğu için, insanları davet etmiş olduğum için de kimseyle tartışıp münakaşa etmek istemedim, hayatımdaki en uysal tavrı takındım. buna rağmen kendimi tutamadığım insanlar oldu.

    boş bir yer buluyoruz az kayar mısınız sıkışacağız şöyle diyoruz 'arkadaşlarımız gelecek' cevabı alıyoruz. ya da insanlar sadece rahatları için, ayaklarını uzatabilmek için, tek derdi öyle ya da böyle bir şekilde kıçını yere koyabilmek olan insanlara müsaade etmiyorlar. bu insanlar sözde 'festivallerde gösterilen ve kaldırılan, bir daha gösterim şansı bulunmayan bu nadide filmlere, güzel bir izleyici kitlesi, toplulukla izleme' fikriyle buralara geliyor düşünün. ben ömrümde kimse için yer tutmadım, herkes zamanında gelir yerini seçer oturur. ben bunun için bir buçuk saat fedakarlık yapıp erken geliyorsam bir zahmet bu insanların arkadaşları da böyle yapsın. bir değil, iki değil, üç değil, karşılaştığım herkes bu bahaneyle ben ve diğer insanların oturmasına müsaade etmedi. oturmaya çalışsak da kasıtlı olarak kaymadı, sıkıştırdı, hareket etmedi vesaire. bir de bu insanlar son derece küstah, saygısız bir tutum sergiliyorlar ki, sırtını oturulacak bir yere yaslamış bir adama yaslanmasanız da şuraya oturabilsek dediğimde 'eee napayım??' diyip eee şeklinde kafa sallaması, ayakkabılarıyla misafir taşan evin kapı önü geçidi yapmış arkadaşlara 'şuraya oturmayı planlıyorduk bir ayakkabılarınızı çekseniz' dediğimizde 'biz de buraya oturmaya planlıyorduk ama' gibi 'biz' adı altında bir takım hayali arkadaşlarının yerini gaspediyor oluşumuzu anlayıp oturayışımız gibi enteresan durumlar yaşadık. en son bir yer boşalttım ve arkadaşımı oraya getirirken boşalttığım yere yeni gelen bir grubun oturduğunu gördüm ve maalesef 'kusura bakmayın burayı boşaltmak için 40 dakikadır uğraşıyorum' dedim ve kaldırttım. bunu yapmış olduğum için üzgünüm ama yaşadığım onca densiz, dangalak insanla olan münakaşalarımın neticesinde artık bir yere oturmak istiyordum.

    madem halka açık bir etkinlik bu, sayımız bellidir mesajı verilen türkbükü şezlonglarına taş çıkaran büyüklükteki anlamsız 'loca' sandalyelerini ortadan kaldırsınlar. varsa ufak iskemleler atsınlar. yoksa hiçbir şey koymasınlar ki alan genişlesin insanlar da oturabilsin. sonralıkla kapıda iki ya da üç kişi olsun yer bulup yerleştirmeye yardım edecek ki, gözle görülür bir boşluğa insanlar oturmak istediğinde 'arkadaşlarımız gelecek' gibi bahanelerle kıçlarını kaldırmayan, ayakkabılarıyla perde yapan insanlarla münakaşaya girmesin bu kimseler. böyle bir nizam, efendilik oturduğunda da şu anki suistimal eden abuk subuk kitlenin işine gelmeyeceğinden git gide azalırlar diye düşünüyorum.

    bomontiada vizyonuyla var olmak istiyorsa bu vaziyet için bir şey yapar, bir çözüm arar. ha sürümden kazanmak istiyorsa keyfi bilir.

    bir de lise yıllarımda mimar sinan'a konuk öğrenci olarak gittiğimde bira fabrikasını, o zamanlar okumayı düşündüğüm ve şu anda da okuduğum bilgi üniversitesi'ne benzeyen mimarisi nedeniyle gözüme kestirmiş, bir elden geçse ne güzel olur demiştim. keşke elden geçirenler bu kimseler, ya da bu kitleye hizmet eden kimseler olmasaydı.
  • istanbul'da ağız tadıyla bira içilebilecek güzel mekanlardan biri...
  • karsinin cocugu olmama ragmen, yani tum onyargilarima ragmen sevdigim mekan. bir sayfiye yerinde cay yerine turlu guzel icki, cizirtili radyo veya buyuk ekran muzik yerine guzel muzikle demleniyormussunuz hissi ve izlenimi yaratiyor.
  • (bkz: overdesigned)