şükela:  tümü | bugün
  • adından da anlasilacagi uzere napolyon bonaparte tarafindan gelistirilmis bir yonetim bicimidir.en onemli uygulamalari fransada napolyon bonaparte,yegeni louis bonaparte ve almanyada bismark tarafindan gerceklestirilmistir.
  • marx'ın yerden yere vurduğu, le 18 brumaire de louis bonaparte başlıklı analizinde geniş yer verdiği izm'dir.

    bonapartizmin genel ideolojisi, devrimcilerin askeri güçler tarafından bastırılması ve bir popüler sınıf reformizmi sayesinde monarşiyi sağlamadır. tabi bonaparte'ler bunu bir cumhuriyet maskesi altında, uysal bir şekilde burjuva kesime satmaya çalışmışlardır (bu cumhuriyet sistemi bizim aşina olduğumuz cumhuriyet konseptinin çok dışındadır) ve bir anlamda başarılı olmayı da sağlamışlardır.

    bonapartizmin, daha doğrusu bonapartist hareketlerde bulunanların beni en derinden etkileyen sonucu ise, şizofren louis'in baron haussmann ile birlik olup, paris'i fransa'nın çekirdek kapital şehri olarak kullanmak amaçlı, şehrin bütün sokakları ve eski binalarıyla birlikte bütün otantizmini rezil etmeleridir. bunun asıl nedeninin devrim hazırlıkları yapan fransız proletaryasını ''ulaşımı kesme'' gibi adice bir hileyle şehir dışında tutmak olduğu sonradan görülecekti. duvardan gol olmaz kuralının koyulduğu yerde duvardan gol atmışlardır, akabinde ahlaksız kahkahalar atarak mahalleyi terk etmişlerdir.

    bonapartizm, aslen, marx'ın dünya politika ve ekonomi evrimini ve bozulmayan gelenekleri göstermek amaçlı kullandığı bir örnektir. marx'ın;

    ''history repeats itself, first as tragedy, then as farce."

    cümlesi içerisinde kullanılan farce-sulu,kaba komedi- birçok politikadaki gerici alışkanlıkları temsil eden bir sembolizmdir sadece. fransızlar'da yenilgileri kabul etmeyi bilmeyen big brother'cılık, almanya'da tarihi ile rezil olan naziler, amerika'daki belediye başkanı terminatörler, türkiye'de ise mecliste uyuyakalan milletvekilleridir bunlar.

    tarihte ne olmuşsa, öyle olması gerektiği, başka türlü olamayacağı için öyle olduğundan, bu tür bonapartizmleri her daim var olabilecek, veyahut bir mesut yılmaz edasıyla hortlayabilecek birer fenomen olarak benimseyip, temkinli olmayı öğrenmek gerekmektedir.
  • çok kabaca bir tanımla monarşiyi boyayarak yükselen burjuvaziye bir takım çıkarlar karşılığında yutturma siyaseti diye tarif edilebilir.

    liderin şahsi karizmasına dayanması da önemli bir özelliğidir.
  • alakasız olarak; (bkz: napolyon kompleksi)
  • bonapartizm her dönem problemli bir kavram oldu. marks ve engels için de daha sonralari onlari izleyenler açisindan da ve özellikle poulantzas, milliband vb. marksistler arasinda süren ve genel olarak "kapitalist devlet tartişmasi" olarak bilinen tartışma kapsaminda da. aslinda bonapartizm kavramini geçmişte türkiye'de de faşizm yerine poulantzas'tan vs. aktarma kavramsal bir araç olarak kullanan ksd vb. sosyalist hareketler olmuştur ve bu bakimdan özellikle yapi çözümlemeleri tartışmalarında bonapartizm kavraminin özel bir yeri vardir. ama marks'in bonapartizm kavramini yerden yere vurduğunu söylemek çok doğru değil. tüm tartişmayi özetleyecek durumumuz yok ama iki açidan doğru değil, ilk olarak marks'in bir kavrami ya da gelişmeyi yerden yere vurmaktan bir sonuç almayi umacak kadar şuursuz bir adam olmadiğini biliyoruz. ikinci olarak da marks bonapartizmi hayatinin sonuna kadar kapitalist devletin özel bir biçimi olarak gördü. bonapartizm kavrami da bonaparte'in şahsinda esas olarak "burjuvazinin toplumu yönetme yeteneğini yitirmiş olduğu koşullarda" doğan geçici ve özel bir dönemi ifade eder. siyasal işlevlerin güçlü birey ve kurumlarda yoğunlaştiği, siyasal sinif ilişkilerinin belirsizleştiği bonapartist devlet rejimini engels'de yanilmiyorsam brumaire'in önsözünde "kapitalizm kapsamindaki modern sinif mücadelelerinin siyasal bir biçimi", "kolektif kapitalist olarak devlet"in en sık ratlanir biçimlerinden biri olarak tanimlar. hatta engels bonapartizmi abartarak modern kapitalizmin kalici bir eğilimi olarak görülebileceğini de belirtir vs. poulantzas engels'in bu yorumuna yaslanarak ilk olarak faşizm ve diktatörlük'te ardindan da özellikle political power and social classes'ta temel olarak bonapartizmin geçici, olağanüstü dönemlere özgü değil daha yaygin ve kalici bir "devlet tipi" olduğunu iddia eder ve althusser terminolojisinden de beslenerek devletin görece özerkliği vb. tartişmasina kadar uzatir. hala varmi bilmiyorum ama türkiye'de de 12 eylül'ü, bonapartist diktatörlük diye tanimlayanlara rastlanmişti zamaninda. 24 ocak kararlari ve izleyen dönem bu tür analizleri unutturmuştu ama şimdi neyse uzatmayalim..
  • bu bonapartizm enterasan bir fenomendir.

    insan ister istemez, yahu diyor, şu memleketin trafik sorununu çözmenin tek şekli, yolları ikişer taraftan -atıyorum- birer şerit genişletmek, şahsen bu duyguya yakın zamanda bile kapılmışlardanım ondan diyorum. şimdi, bu bonapartizmin bir parçası aslında. nereye kadar parçası, şöyle; zamanının kadir topbaş’ı olarak haussmann, fevkalade banal mimari uygulamalarıyla tanınan bir arkadaşımızdır. ‘‘yık kardeşim, al şu sırayı bir şerit geriye’’ mantığıyla güzelim paris şehrine neo-klasik bir botox yapan bu kişinin bizim zamanımızda da bir şekilde hortlaması elbette olasıdır. iyi ki, iyi ki (dosteyevski tandansı), bizim milletimiz eski topraklar, eski emlaklar üzerine kurulu biraz da, bina yıkmak ve çıkmak zordur –diyecem de taşak konusu olmasından korkuyorum.

    e şab’cım diyeceksiniz, bizim şehirlerdeki direktöman bonapartizm işte, neresi ballı, neresi kaymaklı?

    iyimser yaklaşmayı deneyeceğim ben de. türk milleti çalışkandır, zekidir mantığıyla. bizim şehirlerimiz, anladığım kadarıyla, tek bir merkeze bağlı olmaya yatkınlık göstermemekte. bir tek istanbul örneğini vererek eşşek gibi bir hata yapacağımın tamamıyla bilincinde olarak söyleyebilirim ki, şehrimizin değeri eşit birçok önemli noktası mevcut olmakla beraber, bu merkezler de kendi içlerinde, gümüşçüler, terlikçiler, düğün kıyafetleri, cep telefoncu gibi birimlere – bu vesileyle sokaklara- ayrılarak, paris veya levent kanyon’un ‘‘her şey aynı yol üzerinde bulunabilsin’’ mantığına aykırılık gösterme cesaretinde bulunmuşlardır. ben şahsen severim bu nokta içi noktaları, eğlencelidir dünyadan dünyaya geçmek, ortak tek yönleri insanlardır, önemli olan da bu noktayı ön plana çıkarmaktır. işte bu anlamda iyimser yaklaşayım dedim de, bilemedim şimdi. adam levent kanyon mudur grand kanyon mudur, orada on bin küsür dolara bir daireyi kiraya verirken arka taraftaki varoş labirentleri görünmesin diye yüksek duvarlar çekmeye para harcayabilip yardıma muhtaç insanlara bir dakikalığına uzanamayan insanlardansa ben bu adama nasıl iyimser yaklaşabilirim onu da bilemedim.

    diyorlar ki bonaparte’ların en önemli amacı, geniş yol geyiğine tek tük yol yaparak şehir dışını sahaf dışı bırakmakmış. ben de diyorum ki; bonaparte’ın öğrencileri illa kendi sosyal alanlarını imal etmek istiyorlar ise, bırakalım, bakalım yiyor mu kendilerine gelen yolları bire ikiye indirgemek. yemez, nedeni de var. bizim kapitalistimiz, elitist değildir, yaşam seviyesi daha düşük olanları taklitçiliğe zorlarcasına kendine çekmekten gocunmaz. o yüzden bağdat caddesine ümraniye’den, levent’e sanayi mahallesinden gelen gencecik çocuklar, oranın fikrinin yayılmasını sağlayan temel unsurlardır. ne de olsa, bu gibi mekanların geniş sokağa bakan apartmanlarında bolca gördüğümüz, ‘içerisindeki hayat ve mobilyanın tatlı bir bölümünü açıkça lanse eden geniş pencereler’ prototipi, insanların bu hayat stiline bakıp, gıpta etmesi, ona sahip olmak için kendini ve etrafındakileri yıpratmasına endekslidir.

    bilemedim ki, bonapartizmin sülük faizleri bize yapışmış sanki.
  • sürekli çekişen iki kesimin iktidarı, güçsüz üçüncü bir kesime tevdi etmesidir.*
  • (bkz: bismarkizm)
  • başlangıçta, hem veraset, hem milletin verdiği yetkiyle iktidarın bonapart hanedanında olduğu ve bu durumun her türlü egemenliğin temel ilkesi sayılması, anlamına gelirken; daha sonra bu terim, sınıfsal temeli olmayan otokratik yönetim biçimlerini anlatmak için siyasi literatüre girmiş ve kullanılmaya başlamıştır.
    *
    türkiye'de buna uyan anlayış milliyetçi 'sol'culuk ve kemalizm görüntüsü altında servis edildi/edilmeye çalışıldı.
    bugün, ergenekonculuk genel çerçevesinde tasfiye sürecine giren bu anlayışın temsilcileri, en son geçtiğimiz yıl ‘cumhuriyet mitingleri’ adı altında bonapartist darbenin dayanacağı halk tabakalarını organizeye çabaladılar. bu çabalarında öne çıkan milliyetçi ‘sol’ ve kemalist söylemleri ise: batıcı aydınlanmacığın öngördüğü yaşam biçimlerinin değiştirileceği korkusunu tahrik ettikleri halkın desteğini kazanmanın parolası olarak düşündükleri, 1930’ların başında kadrocularca kaleme alınan, cumhuriyetçi, laik, halkçı, devrimci, milliyetçi umdelerdi.