şükela:  tümü | bugün
  • şu anda avrupa'nın en üst düzeyinde mücadele etmesine ve dünya çapında futbol oynamasına rağmen,

    noel baba kıyafeti giyip hastanedeki çocukları sevindirecek kadar alçakgönüllü ve imaj sevdasından uzak bir teknik direktöre,

    http://pbs.twimg.com/…dia/bcl5q89caaaksva.jpg:large
    http://media.tumblr.com/…mblr_lw7hqmcyhw1qg1ss7.jpg

    bir trende, kapının yanında yerde oturacak kadar rahat ve egosuz oyunculara (onlar evsiz falan değil, götze ve reus),

    https://pbs.twimg.com/media/a8az9tvcmaa9orm.png

    maç sırasında eşofmanı çekip yedek kulübesine inip oyuncusuyla (bkz: sven bender) sohbet edecek kadar rahat ve komplekssiz bir başkana,

    http://i45.tinypic.com/10r4pky.jpg

    10 yaşındaki ufak bir taraftarının 80 bin kişinin önünde gitarıyla ac/dc çalmasını isteyecek kadar kafa dengi yöneticilere,

    http://i.ytimg.com/vi/_pc_cd8uq4e/0.jpg

    ve her şeyin farkında olan bir taraftar grubuna,
    (sağ üstteki pankartlar: dünyayı para yönetiyor - ama burayı bvb yönetiyor)
    (alttaki pankart: modern futbola karşı)

    http://sport10.at/…pa-2802092002020110815102827.jpg

    sahip muhteşem kulüptür.
  • 10 kişilik ausburg'a da yenilerek bu sene bilmem kaçıncı kere kuponumu yatıran lanet takım. ama suç onlarda değil, kadrosunda 2 türk, 1 yunan, 1 ermeni bulunan takıma büyük takım diye bahis yapan bende. bi işidcileri eksik amına koyayım.
  • her maçta 80.645 kapasiteli stadlarını tamamen dolduran taraftara sahip kulüp. hiçbirinin mi bir hafta işi çıkmıyor lan, başkasının yerine kesin imza atıyor bu gavatlar. sikerim böyle istatistiği ben.
  • şöyle bir peri masalına konu olmuş kulüp.

    size bir hikâye anlatacağım. yine bir anka kuşu/sindrella hikâyesi. yer: almanya. takım: dortmund. bakın bu senenin mucize takımı küllerinden nasıl doğdu?
    her şey 2002’deki şampiyonluk ve aynı sezon feyenoord’a karşı kaybedilen uefa finalinin hemen ardından gelen ekonomik krizle başladı. kulüp borsaya açılmıştı ama iki sene içinde kendini ödeyemeyeceği borçlar altında buldu. durum o kadar kritik hale geldi ki westfalen stadı’nı bir emlak şirketine satmak zorunda kaldılar. daha da kötüsü oldu. 2005 yılında krizden çıkarsın diye şampiyonlar ligi’ne gitmek için büyük yatırım yaptılar. ama beklenenin aksine son anda küme düşmekten kurtuldular ve iflas bayrağını çektiler. yeni başkan watzke acı konuşuyordu: “sahip olmadığımız bir parayı harcadık. şampiyonlar ligi’nde uzun yıllar yer alırız diye düşünüyorduk. her şey tersine döndü.” artık anlamışlardı: eski usullerle, ‘kimsenin dortmund’da alacağı kalmaz’ masallarıyla, ‘büyük transfer şart’ mantığıyla yürümeleri mümkün değildi. almanya’nın en köklü kulüplerinden biri de olsalar, 100 yaşını da doldursalar yeni yöntemler bulmalıydılar.
    önce taraftar takımına sahip çıktı. “we are borussia” (biz borussia’yız) kampanyasıyla sadece onlar değil, dortmundlu şirketler de, kamu kurumları da takıma sahip çıktı. bankalardan borç öteleme, futbolculardan indirim talep ettiler. maaşları ödemek için kredi çektiler. öyle kötü dönemler yaşadılar ki, ezeli rakiplerinden bayern münih, yardım teklif etti. reddettiler. bir seks-shop zinciri sponsorluk teklifinde bulundu. onu da reddettiler. kendi küllerinden doğacaklardı. başkalarının yardımıyla değil.

    marka değeri buymuş

    2006’da 15 yılda geri ödemeli 79 milyon euroluk bir kredi buldular.
    hayır, bu parayı transfere harcamadılar. önce statlarının yüzde 51’ini geri aldılar. böylece stadyumun kaderi hakkında söz söyleme hakkını da elde etmiş oldular.
    artan parayı da ödemelerine sadakat göstermek için kullandılar. böylece kredi sicilleri temizlendi. iki yıl sonra imzaladıkları sponsorluk anlaşmasından 12 yıllığına 50 milyon euro elde ettiler. hayır, onu da transfere harcamadılar. statlarının tamamını geri aldılar. bu üç yıllık süreçte söyledikleri netti: “geleceği kurtarmak için yapmak zorundayız.”
    ama saha içi başarıdan eser yoktu. 2005 ve 2006’da ligi yedinci bitirdiler. 2007’de 9. sıraya indiler. 2008’de krizin son yılında 13.lüğü bile gördüler. ellerindeki oyuncuları satmak zorundaydılar. sattılar. frei’yı, rosicky’yi, odonkor’u, valdez’i göndermekte hiç tereddüt etmediler. ama getirisi çok olmadı. hiçbiri 10 milyon eurodan fazla etmedi.

    maaşlara bütçe ayarı

    başka bir yol bulmalıydılar. buldular. almanya’nın tribüne en fazla seyirci çeken takımı olarak, bizde çok meşhur olan marka değeri sayesinde ticari gelirlerini inanılmaz arttırdılar ve 60 milyon euroluk bir gelir elde ettiler. bu rakamın 39 milyonu sponsorluk anlaşmalarından, 8 milyonu forma satışından, 9 milyonu yiyecek-içecek satışından, kalanı da stadyumun dışarıya kiralanmasından geldi. bu kategoride arsenal’den, juventus’tan daha fazla gelire sahiptiler ve bu sayede, 103.5 milyon euroluk bütçeleriyle, yıllar sonra, 2008’de (111 milyon euroluk fenerbahçe’nin hemen altında) deloitte para ligi’ne çıktılar. sıralamada onlardan daha iyi dört alman takımı vardı: bayern münih, hamburg, schalke ve werder bremen. ama ‘olsun’du, suyun üzerine çıkmışlardı nasılsa.
    oysa sadece gelirleri yoluna koymak yetmiyordu. harcamaları da kontrol etmeleri gerekiyordu. ettiler. son üç yılda 100 milyon eurodan fazla gider yazmadılar. maaşlar bütçenin yüzde 50’sini hiç aşmadı. hatta geçen sene bunu yüzde 46’ya çekmeyi de başardılar. son beş senedir transfer bütçeleri 10 milyon euro civarında. büyük isimler getirmek yerine bvb academy’den çıkanlara, yeni nuri’lere, ucuz transferlere yöneldiler. nokta atışı yapmaktan başka çareleri yoktu.

    seyirci çok, gelir az

    halihazırda bayern, onlardan üç kat daha fazla bütçeye sahip. futbolcularına ingiliz orta sıra kulübü bolton’dan fazla vermiyorlar. avrupa kupalarında sürekli yer almadıkları için zenginler kulübü money league’in en az tv gelirine sahip takımı onlar (22 milyon euro). forma reklamından aldıkları pay yıllık 7 milyon euro (yani bizim üç büyükler rayicinde). asıl garip olan şeyse şu: avrupa’nın en fazla seyirci çeken iki takımından biri olarak, maç günü gelirleri çok düşük dortmund’un. çünkü krizi bilet fiyatlarına hiç yansıtmadılar. sarı-siyahlılar her sezon, takım sıralamada nerede olursa olsun, ortalama 75 bin civarı seyirci çekiyor tribüne. geçen sezonki ortalamaları 76 bin 400. bu sezon 51 bin 200 kombine sattılar. en büyük taraftar güçleri olan kale arkası südtribüne’deki ‘sarı duvar’da maç seyretmenin bedeli hâlâ 12 euro. bu sayede her maç 25 bin kişi o kale arkasını dolduruyor ve (liverpool’un kop’u dahil) avrupa’nın en büyük kale arkası kitlesine imza atıyorlar. bundesliga’da ortalama 19 euro, yere göğe konmayan premier league’de 51 euro iken inatla ucuz bilet satıyorlar. ortalama kombine fiyatı ise 459 euro (saracoğlu’nda kale arkası kombinesi yaklaşık 350 euro). üstelik uefa’ya inat ayakta maç seyrediyorlar. bu sezon sahaları hiç kapanmadı. hiç taşkınlık yapmadılar.
    tek bir şey eksikti: böyle bir takıma, ancak buna uygun bir teknik adam. onu da buldular. mainz’i mucizevi bir şekilde ikinci lig’den avrupa kupalarına taşıyan jurgen klopp aranan isimdi. ve böylece mucize için her şey hazır hale geldi.

    bu bir peri masalıdır

    bu sezon bir milyon dolardan daha fazla paraya aldıkları tek oyuncu 22’lik lewandowski’ydi. kagawa’yı 350 bine, ligin en iyi golcülerinden barrios’u geçen sezon 4 milyon euroya aldılar. fakat iyi başlayan sezonda bu sefer de sakatlıklarla başları belaya girdi. ellerindeki en fazla milli olan oyuncu, kaptanları sebastien kehl’di, sadece 6 maç oynayabildi. en iyi zamanında kagawa, sezonu kapattı. takımın tecrübe abidesi kringe bir kez bile forma giyemedi. owomoyela ve muhammed zidan da aynı beladan 10’dan fazla maçta yoktu. yine de takım kimyasına güveniyorlardı. 16’sından beri bir mücevher gibi baktıkları, bir dönem feyenoord’a ‘yatılı okul terbiyesine’ gönderdikleri nuri’ye başrol verdiler. 18’lik götze’yi altyapıdan çıkardılar. barrios’tan chapuisat performansı aldılar. 21’lik grosskreutz’ten, 22’lik hummels’den, 23’lük schmelzer’den milli takımlık performans çıkardılar. yaş ortalaması 24.7 olan bir takımla zafere koşmaya başladılar. yedi puan farkla liderler şimdi.
    son şampiyonluğu gören tek adam dede’yi güzel uğurlamak istiyor dortmund. geçen sezon içerideki son maçlarına gitmiştim. yıllar sonra şampiyonlar ligi’ne gitme fırsatını yakalamışlardı. o maçta nuri penaltı kaçırdı ve wolsfburg’u yenemediler. ama maç sonunda kahretmek yerine takımdan ayrılan tinga’yı uğurladılar. tribünler “bu güzel sezon için size teşekkür ederiz” diyen bir pankart açtı. bunun için bile değmez mi? bu bir peri masalı değilse, nedir? şampiyonluğu kaybetseler bile…
    bütün bunların türkiye’yle ne ilgisi var? ne ilgisi olacak? bizimkisi batı mukallitliği, tanzimat aydını kafası işte…

    alıntıdır.
  • almanya'da yediğimiz 4 golden sonra doğrudan toplantı odasının yolunu tuttum, en ön sıraya oturdum. üzerimde hem günün yorgunluğu hem tek satırlık futbol oynamayışımızın üzüntüsü hem de barbar gurbetçilerimizin bitmek tükenmek bilmeyen ses bombası patlatma rezilliğinin bıraktığı bir kırgınlık vardı. sol elimle masanın üzerindeki telefonuma spin attırırken, başımı sağ yumruğuma dayamış kederli bir şekilde oturuyordum.

    bir süre sonra bir hareket oldu. hoca sınıfa girerken ayağa kalkan öğrencilerin sıralarından gelen sese benzer bir hareket. jürgen klopp geldi, yerine oturmak üzere eğildiği sırada göz göze geldik, göz kırptı, gülümseyerek başını iki yana salladı, "bu ne hal bir sorun mu var" gibisinden bir mimikti. sanki 40 yıllık arkadaşımmış gibi kendimi toparlayarak ben de gülümsedim, başımı iki yana sallayıp ellerimi açtım, "yoo dostum, dalmışım" der gibi.

    işte o andan sonra hakikaten daldım. klopp'a ne sordular, o ne cevap verdi, hiç hatırlamıyorum. yine başımı yumruğuma dayayıp düşüncelere daldım. sadece aralarda alman gazetecilerle karşılıklı kahkahalarını duyuyordum. içimden geçenlerse sanırım tek bir kelimeyle ifade edilebilirdi; o da kıskançlık olurdu.

    o güzel, o zeki, o medeni insanların yanından ayrılacak olmayı kıskanıyordum. abartılı bir ruh haline de girince, ne güzel memlekette yaşıyorlar, trafik yok, lüzumsuz kalabalıklar yok, x-ray cihazları yok, yeşillik var, huzur var, düzen var, insana insan olduğu için saygı var, eğlence var, insanların yüzü gülüyor, yağmur bile kaosa değil, romantizm getirmeye yağıyor, yuvadan binlerce kilometre ötede bir güven duygusu kaplıyor ki, tarifsiz.

    ta ki geri dönüşü düşünene kadar. memlekette olan biten her şey film şeridi gibi geçiyor aklımdan. lanetler ediyorum, doluyorum bir anda kızarıyorum. klopp gülüyor, anlatıyor, suyundan bir damla daha içiyor, yan taraftan kasa kasa bira soyunma odasına doğru yola çıkmış, kalkıp bir tanesini klopp kapıyor.

    adamlar ne şanslı diyorum, dünyanın en iyi hocasıyla aynı memlekette nefes alıyorlar. takımları müthiş, bize de koymuşlar 4 tane, keyifleri yerinde. klopp gülüyor yine, nasılsa bu takım düşmez diyor, ben de içimden onaylıyorum, evet düşmez diye. ama türk'üm işte, damarlarım kabarıyor. kötü bir şey olsun istiyorum.

    ve bugün bakıyorum ki, borussia dortmund 18. düşsünler mi istiyorum? hayır aslında. ama biraz acı çeksinler be kardeşim. biraz da onlar üzülsün, buna üzülsünler ya da korksunlar sadece ve kurtulsunlar. hasetliğimden dolayı onların yaşadığı acıyla biraz kendimi tatmin edeceğim. ama yine de düşmesinler. bizim acımız da derdimiz de bitmez. acıya diyet ödetmeye kalksak, adamları haritadan silmek bile yetmez ki, ne klopp'u, ne dortmund'u.

    çekilecek çilemiz varmış dedim, yürüdüm gittim toplantı odasının çıkışındaki mutlu kupalarla dolu müzenin arasından, romantizm dolu yağmur damlalarının arasına doğru. ertesi sabah yolculuk vardı.
  • icinde bulundugu durumu jürgen klopp soyle ozetlemisti;

    "bizim dortmund olarak okumuz ve yayimiz var, eger iyi nisan alabilirsek hedefi vurabiliriz, fakat problem su ki, bayern'in bazukasi var"
  • geçen sezon kombine almış olan 55.000 taraftarından sadece 93 tanesi yeni sezon için kombinelerini yenilememiş.
  • werder bremen karşısında zorlanmadan rahat bir yenilgi almış takım. hafta içindeki wolfsburg maçında zorlanmışlar, bir türlü yenilmeyi başaramamışlardı.
  • 20. hafta itibariyle gizli liderdir.

    1. bayern münih
    2. vfl wolfsburg
    3. borussia mönchengladbach
  • son 5 sezondur nasıl oynadığını gördüğümüz, yeri gelip real madrid'i perişan etmiş, yeri gelmiş arsenal'e top göstermemiş, bayern'i 2 kere 5'lemiş, manchester city'e karşı yedeklerle çıkıp yenmiş bir takımın bir anda bu derece dibe vurmasının mantıklı hiçbir açıklaması olamaz... türk takımı falan olsa oyuncular hocaya komplo kurdu, sabotaj yapıyor diyesim gelecek, onu da diyemiyorum. inanılır gibi değil.