şükela:  tümü | bugün
  • bir alp klasigi. bos beles adam, bos beles ders, bos beles okul gibi kullanimlari olan, yerine gore serseri, ise yaramaz, vakti bol, rahat gibi bi suru anlama gelebilen, soylemesi guzel, super joker laf.
  • hem bo$, hem de be$ para etmez anlamindadir.
  • bu lafa sinir olanl bos beleslerin kafasini bir kac defa duvara carpma istegi uyandiran laf. neyine sinir olduklarini anladigim anda duvara vurmanin frekansini sifira indirgeyebilirim.
  • sevdiğim bir sıfat. vurgulu bir ifade.

    örnek kullanım: ne boş beleş bir adamsın sen.
  • biri size bu sıfatı layık görmüşse ayakları yere basmıyordur.
  • birisi bu kelimeyi çok sık kullandığında kendisine yakıştırmaktan kendimi alamıyorum.

    içi dolu olmayan, değeri olmayan diyelim.
  • teknolojiden anlamayan adam'daki adamların** diğer kanalı keyifli adamlar'ın ilk bölümü yayınlanan yeni programı. içinde mehmet turgut'la falan filan da var.

    https://www.youtube.com/watch?v=erlawonvqb4
  • bir süre iş dünyası("ay haspam" dediğinizi duyar gibiyim, evet kenarımın iş dünyası) deneyimleyip "oldu o zamaaaan" dedikten sonra yeniden kendimi bir üniversitenin sıcak kampüsünün terli kollarına bıraktım. düşünebiliyor musun artık tüm derdim "krediyi şeyedelim", "o dersi şuraya seçelim", "o hoca bana takık ki?" falan. geceleri sabahlara bağlayarak düşüneceğim tek şey "neden o dersi de şurama seçemiyorum?" yahut "o dersin devam sorununu nasıl çözeceğiz?" falan. ha "iş dünyasında farklı mıydın parasite?" dersen, farklıydım tabi. "şu öğrenci beni sevmiyo mu lan?"ından tut da "ben bunu çevirmem"ine kadar tüm eski dertlerim son derece yıpratıcıydı. "çalışma ortamı" diye karşıma çıkan yerlerde nefretle karşılanmam(gerçekten beni sevmeyen insanlar da var inanabiliyor musun?) olsun, yatmayan maaşımı isteyemediğim için aç yatmalarım olsun zordu yani. kafa aynı kafaydı tabi, orasını kabul etmek gerek. ama "malzeme bu sonuçta" diyorum ve rahatlatıyorum içimi.

    iş yeri şeysinden kampüs şeysine geri dönüşümün tek kötü yanı var: kampüste sevişiliyor. sevişilmesin. çünkü bende yok.

    neysesi geçen gün kendimi 1 hocamı stalklarken buldum. kadının duygu yüklü blogunun gelmişini geçmişini hatmederken bir kürtaj yazısı okudum. nasıl samimi bir "hoşgeldin" yazısı yazmışsa aynı şekilde bir "elveda" yazısı yazmış. ilkinde değilse bile ikincide utanmayı bir kenara bırakıp ağladım. ağladım... ağladım... ağladım...
    sonra birkaç gün yakın takibe aldım kendisini. baktım ki içten kahkahalar atıyor, mütemadiyen gülüyor, keyfi yerinde. rahatladım.

    geçen gün gayet yorgunluktan ölüyor bir halde beşiktaş'tan kadıköy'e geçiyorum. yanıma bir çift oturdu. yol boyu muhabbetlerini dinledim. çocuk beşiktaş'ta oturuyor ve kızı kadıköy'deki evine bırakıyor :))))
    daha doğrusu çocuk beşiktaş'ta oturuyor ve kızı kadıköy'den otobüse bindirecek. acaba kız nerede oturuyor da bu çocuk kızı kapısının önüne kadar bırakmıyor? bunlar aklımda dolanan sorular.
    sonra çocuğun annesiyle yaptığı telefon görüşmesinden annesinin bayram boyu çok yorulduğunu(misafirleri hiç bitmezmiş) ve hasta olduğunu ve fakat babası paşa torunu olduğu için(çocuğun yorumu) kadının bir türlü dinlenemediğini zira babasının ihtiyaç duyduğu hizmetin bir türlü bitip tükenmediğini öğrendim. babasını eleştirebiliyor olmasına verdiğim puanı bu konuyu çok da sorun etmemesinden kırdım.
    bu arada kız çocuğun arkadaşı olan berke'den hiç hoşlanmıyor. bu ileride bir sorun olabilir mi? sanmam.
    kız katlanılamayacak kadar yavaş ve tatlı bir şekilde konuşuyor. bu kadar tatlı olması normal mi bilmiyorum, bana yapmacık geldi. (hanımefendiliğini kıskanmış olabilirim) çocuk ise çevre hakkında bilgi vermeye o kadar kaptırmış durumdaydı ki kızın hayret nidalarını bitirmesine izin vermedi bile.

    adam engin bilgi birikimiyle kadının ufkunu genişletir. kadın son derece uysal ve hanımefendidir. adam kadını ebesinin amında bile olsa evine bırakır. ikisinden biri telefonda ailesiyle konuşuyorsa diğeri selam söyler. "bu ne lan?" dedim. bu devirde bu "efendi" çizgide ilişkiyi nasıl yapmış olabileceklerine kafa yordum bir süre. sonra neden hayatıma girmiş erkeklerin bana bu çocuğun bu kıza duyduğu saygıyı duymadığını sorguladım.

    belki beşiktaş'tan kadıköy'e beni otobüse bindirmek için gelmeyi teklif edecek biri çıksa ona "tısısısısısısısııs sebep?" diyeceğim içindir? ya da belki "bak burası da haydarpaşa" dediğinde "istanbul'da yaşıyorum olm ben?" diyeceğim içindir. anlamadığım(kızın da zerre çakmadığı) fotoğrafla ilgili teknik bilgiler sıraladığında kızın "vaaaooov", "hıııım", "uuuu" tepkileri yerine "nası şimdi bi dakka?", "he şu şu mu mesela?", "o ne?" sorularıyla iç daraltacağım için mi?

    bir süre düşündüm böyle. sonra kızın güzel olduğunu fark ettim. çocuğun muhtemelen iyi bir insan olduğunu fark ettim. iyi insanları bulmak konusunda kötü olduğumu, iyi insanların iyi davranmadığı tek insan olma özelliğine sahip olduğumu hatırladım. tipimi tarttım. bir şeyler anlamlandı. konuyu kapattım.

    az önce de (hatırlayabildiğim kadarıyla) çocukluğumdan bugüne aldığım hasarların listesini yapmaya çalıştım. hangi hasarın hangi psikopatlığıma neden olduğunu düşündüm. listeyi kağıda dökmeye yeltendim ama son anda üşendim.

    yani, sana tüm bunları okutmamın nedeni, entrinin sadedi: benim bu.
    yürüyen boş beleşlik heykeli gibi bir insanım.
    allah varsa beni izlediği vakitlerde "bu neskim iş böyle lan?" diye soruyordur.
    haklı.
  • bb