şükela:  tümü | bugün soru sor
  • konusmak icin dayanilmaz bir istek duydugunuz anda konusacak kimse bulunmamasinin ruh halidir. bilakis icinizde konusulmasi gereken seylerin yarattigi bir doluluk olmaz. kelimelerin bogazinizdan cikamamasinin yarattigi bir bosluktur hissedilen. hic bir turlu hisse benzemez. yalniz degilsiniz, yanlis degilsiniz, samimi degilsinizdir. sadece bossunuzdur. soylenemeyenlerin insanlari siktigi, bogdugu, icini doldurdugu yanilsamalarina ragmen gercek konusamadikca bosaldiginizdir.

    konusmak iki kisilik bir eylemdir ve evet dendigi gibi;

    (bkz: two is company three is a crowd)

    o zaman su da gercektir ki,

    (bkz: bir bostur)
  • içi boşalmak. aktığını, iç dolduran her türlü isteğin, duygunun, düşüncenin yok olduğunu hissetmek. tam da bu nokta da ortaya çıkan hissizlik sayesinde bunu bile hissedememek. paradoks yaratmak, yaratılan paradoksun ortasında düğüm olmak. olamamak.
  • içtiğiniz sigaranın markasının sürekli değişmesi gibi birşeydir. her türlü markayı denedikten bir süre sonra asıl istediğinizin belki de pipo ya da puro olabileceğini düşünür onlara yönelirsiniz ama eski alışkanlıklar hiç peşinizi bırakmaz sabahın ayazında hep sigara içmek istersiniz ancak geri dönmek istemezsiniz. daha sonraları ise nedensizlik gelir ve kurumuş yapraklar gibi savrıulursunuz işte böyle bir histir
  • önce yalnızlıktan gem vurur, "alem göt olmuş" der, dostlarınıza küsersiniz bir bir. hiç bir dostunuz kalmadığı vakit "yalnızlık negzel bişeymiş lan" diyip tadını çıakrmaya başlarsınız. zaman geçtikçe gün içinde dudaklarınızdan dökülen cümle ve kelime sayısının azalmaya başladığı farkeder ama pek önemsemezsiniz. bu sırada eski hoş alışkanlıklarınızdan, aktivitelerinizden eser kalmamıştır. üzerinize ardı arkası kesilmeyen takıntılar ve tikler yapışmaya başlar. aynaya bakmaya korkarsınız. bu arada söylemeye gerek bile yok, konuşmadığınız için ne düşünmeye, ne cümle kurmaya, ne fikir beyan etmeye, ne yorum yapmaya ihtiyacınız kalmamıştır ve zeka yaşınızın geriye doğru gittiğini acı içinde görür ama bir şey yapamazsınız. artık yapacak hiç bir şeyi olmayan, gün içinde bile olsa en ufak bir amacı bulunmayan, sürekli uyumak isteyip uyanmamak için götünü yırtan yaşayan bir organizmadan farkınız kalmamıştır. işte kendinizi toplayıp soğuk bir duşun altına girdikten sonra "yeter, toparlanıyorum." dedikten sonra eskiden hayli samimi olunan arkadaşı aramakla başlayıverir her şey. zar zor kurulan bir iki yarım yamalak cümle sonrası o eski can dostunuzu evinize davet edersiniz. arkadaşınız gelir. samimilikten ve muhabetten eser kalmamış. siz yine de "düzeltebilirim" isteğiyle onu pencere kenarındaki kanepeye oturtur, çaylarınızı getirirsiniz mutfaktan. ve diz dize oturup ilk karşılıklı cümleler kurulur yüz yüze.

    +napıyosun? hayat nasıl?
    -xxxx şirketine girdim. iki milyara yakın maaş alıyorum. özel ders falan veriyorum. araba aldım geçende. burcu'yla hala beraberiz. yakında eve çıkıcaz.
    +hmm..
    -sen?
    +ben?.. ee..
    *pause*

    işte o "ben??" diyip lafı uzatmak ve ezilmemek adına kafada üretilmeye çalışılan cümleciklerdir boş hissetmenin en büyük kanıtıdır. o sırada arkadaştan kaçıp halıya kayıveren gözlerdir. çay kupasını kurtarıcıymış gibi sıkıca avuçlamaktır.
  • hissetmemenin dolu olmayan hali
  • hayatın kavrandığı an, içine girip de nefes alamamak.
  • duyguların en iğrencidir.
  • günde bilmemkaç tane antidepresan almanın verdiği his.
  • hislerini hissedememek.
    geceleri gelir daha çok. hani bir de yalnızsanız tamam bırakmaz da kolay kolay. kendinizi bulamazsınız o karanlığın içinde ama kötüsü karanlığı da bulamazsınız sonra, saçma sapan bir boşluk...