şükela:  tümü | bugün
  • bir necip fazıl kısakürek, edgar allen poe karşılaşması. fevkalade ürkütücü bir şiir.

    şu karşı evin boş odalarında,
    duvarlara sinmiş bir hayalet var.
    elinde mum, gece ortalarında,
    oda oda gezinip birini arar.

    camlar tutuşurken, eski kafesler,
    beyaz duvarlarda aksetmiş durur.
    dağınık sürüyü çağıran sesler,
    her akşam o paslı tokmağı vurur.

    sonra işitilir sert bir hıçkırık,
    basar odaları belirsiz cinler.
    karanlık avluda döner bir çıkrık;
    sanki kundaktaki bir çocuk inler.

    akşam dağılırken yerli yerine,
    bu evin önünde ürperiyorlar.
    içlerinden, kendi kendilerine;
    şu karşı ev tekin değil, diyorlar...
  • (bkz: sarı odalar)
  • huzunbaz seylerdir bunlar, yalnizlik alametlerindendir hatta. bir de bu boz odalarin cirilciplak olanlari vardir, misal perdesiz bos odalar... sanki baska bir hanenin, uzak odalaridir onlar, pek oksuzdur halleri, pek iptidai... oysa yavas yavas onlarin da iclerine sinmek gerekir zira bir hanenin bos odalari hane halkini ele gecirebilir.
  • trabzon devlet tiyatrosu'nun bu sezon sahneye koyduğu oyun. fatih topçuoğlu'nun mükemmel ötesi bir performans sergilediği oyunun konusu aslında izleyiciyi çok cezbetmese de oyuncuların eforlarıyla sahnede kalıyor gözler. fatih topçuoğlu ağlarken ağlamak isteyebilirsiniz, yanınızda bir mendil olması uygun olacaktır.

    edit: 2. kez izledikten sonra felsefe açısından göndermelerini daha net gördüm. kafka göndermeleri ile doluydu oyun. şunu da gördüm ki bu oyuna uykusuz gitmemek lazım. harika göndermeleri, harika oyunculukları ile sezonun en iyi dramalarından biri.

    --- spoiler ---

    ya afrika'daki aç insanlar
    --- spoiler ---
  • stanislav stratiev tarafından yazılıp trabzon devlet tiyatrosu'ndaki uyarlamasının bilge emin tarafından yönetildiği son derece etkileyici bir oyun. yazarı bulgar olduğundan sosyalist rejim dönemlerine ait ufak göndermeler içeriyor ancak konusu aslında teslim olduğumuz sıradanlık ve varoluş üzerine.

    --- spoiler ---
    alex başkalarının beklentilerini karşılarken kendi istediklerini yapamamıştır ve kendi kendini mahkum ettiği bu sıradan hayatın yükü onu mutsuz bir insan yapmıştır. bu yüzden de kendi mutsuz olduğu gibi hayatındaki insanları da mutsuz etmiştir. mutsuz ettiği ve kaybolmuş bu insanlar alex için birer duvar olarak betimlenmiş ve hepsi üzerine yıkılmak üzereyken o hayatını sorgulamaya başlar. sonundaysa omuzlarında daha fazla taşıyamadığı bu duvarların altında kalır.
    --- spoiler ---
  • yaşadığın hayatı sorgulatan oyun. kendin olmayı başaramamakla ilgili.

    seyirciye göre sağda kalan ve duvarın üzerine iliştirilmiş resim, her şeyi özetler nitelikte. evrimsel süreçte homo sapiens'e, ondan da barkotlara dönüşmek... (bunu ikinci kez ve önden izleyişimde fark ettim. balkondan izlemek, sahneyi kuş bakışı görmek açısından hoşuma gidiyor ama detaylar net olmuyor)

    ilave: oyun tanıtımında "her şey barkottan ibarettir. satın aldıklarını korumaya çalışırken, eve giren hırsız da ondan çalmaya çalışır ve bu, aleks'in hayatla hesaplaşmasını tetikler" olarak geçiyor.

    stratiev oyunu 98'de yazmış. bulgaristan'ın o zamanki konjonktürünü bilmiyorum. hoş, öncesini de bilmem ya, neyse. ama bir zamanlar sosyalist rejim disiplininin, insanların özellikle kariyer planlamalarında epey etkisi olduğunu tahmin ediyorum. oyunu da bu gözle izledim. sanki toplumsal mühendisliğin acılarını hisseden bir kalemden çıkmış gibi.

    ilave: ben böyle bakarken, oyunun kendi kataloğunda aleks'in, ailesi tarafından manipüle edildiğinden bahsediyor

    sürekli çalışmaya, daha güçlü olmaya itmiş onları içinde bulundukları koşullar. onları pasifize etmiş ve seçim yapma şansı tanımamış. ne olmalı? ideal nedir? oyuna göre bir mühendis olup kendi gibi bir eş seçmek, çocuğunu da yine seçim şansı tanımadan mühendisliğe yönlendirmek. ama hayaller bunlar değil. zaten bu yüzden dayatmanın yaptırdığı seçimlerle, "vazgeçişlerin" oluyor ya... ve ıskaladıkların da canını yakıyor. üstelik kendisi de aşık olduğu kadında ve oğlunda bu acıya neden oluyor.

    yani seçimlerini, hayallerin ve mutluluğun üzerinden mi; yoksa irade ortaya koyamadan, sırf uyum sağlamaya çalıştığın ortam sana güçlü olmayı empoze ettiği şekilde mi yapmak... insan olmak ve hatta kalmak mı, yoksa bir hamam böceğine dönüşmek mi...

    oyuncu fatih topçuoğlu... balkonda oturuyorum. oyunun başından beri, "o mu ya?!" diye soruyorum kendime. katil joe'dan beri, hiçbir tiyatro oyunu ya da film hakkında ön araştırma yapmamayı alışkanlık edindim. başkalarının yorumlarıyla izlemek istemiyorum hikayeleri. çıkışta kataloğa baktım, evet o. yastık adam'ın ariel'ı. o rolde de muhteşemdi, dün akşam da harika bir performans sergiledi. sandalye bilet ayarlayıp yeniden izlemeyi planlıyorum. böyle oyunları ve oyunculukları izleme şansı her zaman ele geçmez.

    ilave: ve bu akşam önden izlerken, oyuncuların gerçekçiliklerine hayran oldum. özellikle utku ölmez ve fatih topçuoğlu'nun baba-oğul konuşması ve gözyaşları nefesimi kesti (gerçekten).
  • fatih topçuoğlu'nun duvarlar altında ezilirken sahnede devleştiği oyun.

    verilen mesaj, hayatın bize seçim hakkı tanımadan toplumsal baskılar yüzünden kendi iç sesimizi dinlemeden mecbur olduğumuz seçimler.. bu baskının altında adeta bir hamamböceği gibi hissetmek..

    franz kafka'nın die verwandlung'una göndermeler olduğunu düşünüyorum. baskı, baskının altında ezilme, dayanamayacak hale gelme ve sonunda bir böceğe * dönüşmek. bunu kabullenerek insancıl duyguları unutmak. herkesten soyutlanmak ve hayatını bu seçimleri kabullenip insancıl duyguları unutarak bir böcek olarak sürdürmek...

    baba ve oğulun diyaloğu hüzünlendirici ve verilen mesajlar çok anlamlıydı.

    --- spoiler ---

    ya afrika'daki aç insanlar?
    --- spoiler ---