şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • yeni nesil erkekler babalarımızdan daha iyi koca oldu evet buna okeyim fakat yeni nesil kadınlar annelerimizdeki naiflikten yoksunmuşlar yani daha iyi kadın olamamışlar. neye göre kime göre? peki eski nesil kadınlar çalışıyor muydu? evde kocasına hizmet etmek çocuk bakmak dışında başka bir meşgalesi var mıydı yok. peki biz yeni nesil kadınlar? misal ben yeni nesil bir kadın olarak ne yapıyorum annemlere nazaran? çalışıyorum. eve en az 5-6 bin para sokuyorum. aslında hem erkeğim hem de kadın. niye erkek gibi çalışıp eski kadınlar gibi de ev hanımıyım. artı eski kadınlarda olmayan özenle çocuk büyütüyorum. bunlar benim sırtım da hep bir yük.
    ben çalışıyorum ben işten dönünce evimi çekip çeviriyorum. ben çocuklarım daha iyi bir insan daha akıllı bir birey olsun diye çaba gösteriyorum. eski kadınlar gibi karnı doysun yatsın uyusun tv başında çizgi film izlesin mantığında değilim. daha çok sabırlıyım daha öğreticiyim çocuğuma karşı. bakın ben artık eski kadınlardan çok daha fazlasıyım. evet belki onlar gibi hamur açıp kocama hizmet edemiyorum belki ama hayata çok daha fazla emek verip daha fazla yoruluyorum. hal böyleyken kocam kişisinden de eski erkeklere nazaran daha fazla aktivite bekliyorum. çalışıp eve gelsin yesin içsin yan gelsin değil “babaları gibi”. ben nasıl çalılıyorsam eve para getiriyorsam o da eve çocuklarına emek versin. öyle çok şey de beklemiyoruz biz kadınlar evi silsin süpürsün diyen kadın nadirdir. nedir kadının beklentisi salata yapsın bulaşığını kaldırsın çöp atsın markete gitsin ne bileyim çamaşır assın çay doldursun gibi ufak tefek şeyler.
    sen bu gibi ufak şeyleri bahane ederek boşamayı hak göremezsin kadını. yok aldatmıyormuş da dövmüyormuş da bir de aldat döv! sanki saydıkları çok sıradan şeyler. zaten aldatmamalısın zaten dövmemelisin. yahu o senin karın sevdiğin insan ne demek aldatmak ne demek dövmek. bunları yapmaman marifet değil olması gereken.

    bakın yeni yüzyılda hiç yabana atmayacağınız bir gerçek var ki evin de çocuğun da evliliğinde yükünü çeken kadınlar. artık kadınlar çok bilinçli çok üretken. sen erkek olarak o kadını maddi manevi desteklemezsen boşanma aşamasına kolay geçersin.
    erkeklere sözüm insan olsunlar bu kadınların da bir canı var ve sizden daha narin daha kırılgan daha çabuk yorulan. ne kadar yükünü alabiliyorsanız o kadar alın. yazıktır günahtır bize.
  • şiddet uygulamadığı ve aslında zaten ev işlerinin yarısı kendine ait olduğunu bilmeden, kendine modern diyen primatlar var. babası gibi değilmiş... eşi ona şiddet uygulayacağını hissetse zaten öyle davranmazmış. yavrum evladım eşinle yaşadığın problem senle onun arasındadır, eşinin yaptıklarını anlatmayıver. ve şiddet göstermemeyi bir lütuf olarak gösteren kişiden zaten ne beklenir? haklı olduğun yanların varsa bile bu anlatımla bu kafayla sıçtın, içine ettin. evlilik bir sözleşmedir. her şey eşit halledilmeye çalışılır. zaten yükün yarısının senin olduğunun farkında değilsen git kazandığın paraya temizlikçi tut. evini temizlesin, yemek yapsın. kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara kişisel problemlerinden dolayı genelleyerek bok atmasından yoruldum. bu kadar acınası olmayın. siz bazı şeyleri algılama problemi yaşıyorsanız, komik derecede bir şeyleri lütuf sayıyorsanız, eşinizle geçinemiyorsanız lütfen genellemeden, halka seslenir gibi konuşmadan halledin.
  • 2020 ocak ayında yaptığımız başvuru sonrası şubat ayında görülen duruşma ile boşandık. şu an sanırım isteseniz de virüs nedeniyle davanız görülmeyecektir. herşeyin ötelenmeye başladığı gibi bu durumu da ötelemeniz gerekecek. sonuçta zaman herşeyin ilacı...
  • burda kadınları anlamakla ilgili problem yaşayanlar için attığım yazıyı ve siteyi incelemenizi öneririm herkes için bir başlık olduğuna eminim
    erkekadam
  • mantik evliligi nedir. evlilik ve mantik kelimelerinin yanyana gelmesi sizi hic killandirmadi mi?
  • edith piaf; bir sürü destek mesajı aldık ve her biri için hepinize çok teşekkür ederiz. yalnız olmadığımızı bilmek, biraz olsun empati yapabilen ve okuduğunu anlayan insanların varlığını görmek bizi çok mutlu etti.

    şiddeti meşrulaştırma ve masumlaştırma çabasında değilim. bu konuda yapılan eleştirileri samimi bulmuyorum.

    gel bakalım sevgili sözlük gel.
    bugün sana boşanmayı bir türk erkeğinin gözünden anlatacağım.
    yahu bir dur!
    bir dinle önce sonra söylersin kimin haklı olduğunu, sen yapma bari.
    on yıldan aşkın bir süredir tanıdığım bir arkadaşıma ait bu hikaye, gel bakalım.

    kişiler hakkında kısa bir bilgilendirme vereyim, arkadaşım hakan 10 yaşından beri yaşamadığı zorluk, sıkıntı kalmamış, hayatın sillesini suratının tam ortasına yemiş, sahip olduğu her şey için savaşmak ve mücadele etmek zorunda kalmış, problemli bir aileden gelen ve bu doğrultuda ‘bir ailede nelerin yapılmaması gerektiğini’ iyi bellemiş, eşine sadık, çevresi tarafından sevilen ve saygı duyulan tahsilli bir arkadaşımız.
    eski eşi yıldız hakkında söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok, biraz bencil, biraz şımarık ve küstah, ailesi tarafından el bebek gül bebek büyütülmüş, rasyonellikten biraz uzak birisi. çok anlamsız öfke nöbetlerine falan girer ve hayatı fevri davranışlar üzerine kuruludur, sinirlen-yak yık-pişman ol ve özür dile döngüsü hiç şaşmaz.

    ana karakterimiz, arkadaşım hakan ve şuan boşanma sürecinde olduğu yıldız 8 yıllık sevgililik ve nişan süreçlerinden sonra geçen yaz evlenme kararı aldılar, 8 yıl boyunca hem ‘her an her şey olabilir’ kartını cebinden çıkarmadan hep biraz tetik üzerinde ilişkiyi sürdüren hakan ilişkinin bu doğrultuya evrilmesi neticesi ile kartları açık oynamaya karar verir ve maddi manevi her şeyini yıldız’ın üzerine kurmaya başlar, yıldız’ı hayatının merkezine koyar ve adeta kendisinin hiç görmediği mutlu aile tablosunu kendisi çizmek için kolları sıvamıştır. iş imkanlarından dolayı hiç kimseyi tanımadığı bir şehire gider, sıfırdan bir düzen kurmaya başlar, cebinde düzgün bir birikimi olmadığı halde sevdiği kadın için varını yoğunu ortaya koyarak koparır bir şeyleri hayattan, ömrü zaten çarpışarak geçmiştir, hem bu sefer motivasyonuda sağlamdır, ben bir ev kurayım, ikimiz buraya başımızı sokalım, dünya yıkılsa dahi biz birbirimizi kollarız kafasındadır.
    velhasılı gittiği şehirde iş bulan, ev düzenini oturtan hakan eşini de yanına alır ve belirli bir çevrenin katılımıyla geçtiğimiz yaz düğünü gerçekleştirirler ve hakan’ın düzeni kurduğu şehire taşınırlar.
    çiftimiz artık büyüdükleri şehire kıyasla çok daha büyük, devasa popülasyona sahip bir yerde, adeta kurtlar vadisindedirler.
    hakan’ın oldukça uzun çalışma saatleri ve yorucu iş temposuna kıyasla kızımız yıldız epey uzun bir süre çalışmadan evde oturur, kah iş bulamamakta kah bulduğu işlerdeki şartları beğenmemektedir. bu arada ufak ufak pürüzler çıkmaya başlar evlilik hayatında, yıldız’a ağır gelmiştir bir evin sorumluluğunu almak. hem bütün gün evde oturmak, hem daha iyi şart ve imkanlara sahip olmak hem de hakan’ın kendisine ev işlerinde yardım etmesini istemektedir.
    bu tür konulardan çıkan pürüzler neyse ki yıldız’ın işe başlaması ile son bulur gibi olur ama gibi olur işte. yeri geldiğinde günde 18-19 saat çalışan hakan’dan hep biraz daha fazlasını istemekte olan yıldız’ın tavrı sözüm ona maddi bağımsızlığını kazanması ile birlikte bazen iyice coşmakta, başkalarının önünde hakan’ı azarlayabilecek kadar küstahlaşmaktadır. lakin hakan bu ilişkide mantığı temsil ettiğinden ve genel olarak sakin bir yapıya sahip olduğundan dolayı hem alttan alarak hem de bugünlerin illa ki geçeceğini düşünerek eşini kırmak istemez, her seferinde onu sakinleştirip karşısına alarak olayları mantık çerçevesinde kendisine açıklar, bu şekilde yıldız belki bin kere özür dilemiştir hakan’dan.
    tam bir amber heard ve johnny depp tarzı ilişkiye geçiş yapan çiftimiz evlilik hayatları yıldız’ın çalıştığı yerdeki bir erkeğin kendisi ile şımarık ve laubali mesajlaşmalarının hasbelkader hakan tarafından fark edilmesiyle ciddi bir çatırdama yaşar.
    büyük bir tartışma vuku bulur, aileler gelir ve kendileri ile görüşülür, boşanma lafı ortada dolanmaya başlamıştır zira yıldız ortada bir şey olmadığını iddia etse bile evli bir kadının “naber fıstık” diye mesaj alması hoş bir şey değildir, muhatap kişisi bu mesajı atacak haddi kendinde görmemeli, görememelidir.
    uzun süren tartışma ve konuşmalardan sonra yıldız gene özür diler, göz yaşları döker ve daha dikkatli davranacağının sözünü vererek hakan’ın güven oyunu alır.
    lakin ilişkinin üç temel ayağından birisi olan güven hasar almıştır bir kere.

    bu olayın üzerinden 2 hafta geçtikten sonra hakan çevre illerden birisine gider iş için ve orada konaklayacaktır, gün ortalarında yıldız ile konuşur, gece konuşur ve mesajlaşır, hakan’a söylediğine göre yıldız evde kedi ile ilgilenmekte, bir şeyler okumakta ve bir şeyler izlemektedir.
    belli bir saatten sonra karşılıklı olarak iyi geceler dilenerek yatılır. ertesi gün hakan eve gelir ve günlük hayatlarına devam ederler, bunu takiben iki üç gün içerisinde yıldız’ı işe uğurlayan hakan evde tek kaldığında can sıkıtıntısından icloud’a sarar, fotoğraf albümlerine bakarak eskilere dalmaya başlar fakat bir anda gördüğü bir fotoğraf ile beyninden vurulmuşa dönmüştür. hakan’ın şehir dışına gittiği gün evde olduğunu söyleyen yıldız, aralarında kendisi ile laubali bir ilişki olan eril şahısın da bulunduğu bir grup ile dışarı rakı içmeye çıkmıştır. defalarca özür dilemesine rağmen bu kadar kısa süre içerisinde bir yalanlar zinciri oluşturmuş, bunu büyük bir soğukkanlılık ve vicdansızca yönetmiştir yıldız.
    hakan fotoğrafı gördükten sonra ufak çaplı bir sinir krizi geçirerek yıldız’ı beklemeye başlar, yıldız eve geldiğinde karşısına oturtarak durumu kendisine belirtir. yıldız’ın açıklaması insanı çileden çıkartacak cinstendir;
    - “kızarsın diye söylemedim.” der yıldız.
    bunu duyan hakan adeta çıldırarak yerinden fırlar yıldız’a bir tokat atar ve masanın üzerinde bulunan bıçağı eline alarak;
    - “neden bana bunu yapıyorsun? ne yapayım kendimi mi öldüreyim? seni mi öldüreyim?” diye yıldız’a bağırır.

    bu cümlenin ardından yıldız kendisini bir odaya kapatır, polisi arar. can güvenliğinin olmadığını ve şiddet gördüğünü telefonda belirtir. oldukça kısa bir süre içerisinde polisler eve gelerek hakan’ı yaka paça karakola, yıldız’ı hastaneye darp raporu almaya götürürler. belli belirsiz bir tokat izi doğrultusunda yıldız darp raporu alır, ifade verir ve silah ile tehdit edildiğini belirtir.
    bu sebeple hakan geceyi nezarette geçirir ve sabahın erken saatlerinde savcılığa götürülür. ne ifade alan polis, ne fezlekeyi yazan komiser, ne savcı, ne hakim hiçbirisi hakan’ın suratına dahi bakmamaktadırlar.
    kendisini açıklamasına izin dahi verilmemekte sanki terör suçlusu gibi muamele görmektedir bu adam. yıldız’ın tüm söylemleri net doğru olarak kabul edilerek süreç ilerletilir, hakan resmen yargısız infaz mağduru olmakta nikah masasında imzayı attığı günü sinkaflı küfürler ile anmaktadır.
    velhasılı hakan şimdilik denetimli serbestlik alır, kendisine yurtdışı çıkış yasağı verilir, herhafta karakola imza vermeye gitmekte ve şuan ailesinin yanında olan ve boşanma süreçleri devam eden yıldız’ın eve gelip “hakancığım siktir olup gider misin bu evden?” deme ihtimaline “hayır gitmiyorum burası benim evim” cevabını veremeyecek olma durumunu düşündükçe sinirlenmekte, hukuk, adalet, yargı, kadın erkek ilişkileri ve evlilik müessesesine kallavi söylemlerde bulunmaktadır.
    hakan mağdurdur sayın sözlük, hakan pozitif ayrımcılığın, linç kültürünün, toplumun kendisine yüklediği sıfatların mağdurudur, hakan bu olaylardan sonra bir daha asla kimseye güvenemeyecek bir daha asla eskisi gibi bir heyecan hissetmeyecektir, hakan’ın bir parçası el birliği ile koparılıp şehir çöplüğüne atılmıştır, hakan bunların kıymetini hiç anlamayacak bir güruhun temsilcisi ile mutlu bir aile kurmak adına köpek gibi çalışıp, eşek gibi kendisinden taviz veren binlerce türk erkeğinden birisidir.
    sürekli ortalığı ayağa kaldıran psikolojik şiddet aktivistleri, dernekler, sivil toplum kuruluşları neden erkeği el birliği ile boğmaya çalışmaktadırlar?
    21. yüzyıl dünyasının sarı öküzü erkektir sayın sözlük ve dünya bu sarı öküzün boynuzları üzerinde durmaktadır. bu gerçeği istediğiniz kadar red edin.
    dünya biz dönmüyor desek de dönüyor!
  • hakan kardeşimize allah kurtarmış demekten başka bir şey düşmüyor. lakin tokat atmasını doğru bulmadım, direkt boşanabilirdiniz. hem olay çok yanlış hem de karşı tarafın eline koz vermiş oluyor böylece.

    evlilikte en önemli noktanın saygı olduğunu düşünüyorum. karsi tarafin da ayni kendisi gibi bir birey olduğunu idrak edemeyen, her şeye hakkı olduğunu düşünen, hep haksızlığa uğradığını sanan, hayatın onu özellikle seçerek kötülükler verdiğine inanan ve mutluluğu için başkalarının hayatlarına/yaptıklarına ihtiyaç duyan, bu gerceklesmediginde istedigi olmadigi icin olay cikartan bir insanın başkasıyla bir hayat geçirmesinin yolu yok. boşanmak kaçınılmaz oluyor.

    geçmiş olsun.
  • “bugün sana boşanmayı bir türk erkeğinin gözünden anlatacağım” diye başlayan bi entry görünce neler okuyacağımı az çok tahmin ettim tabii ki :)

    evlilik ve boşanma sürecini sadece arkadaşının ağzıyla dinliyoruz ve tabii ki karısı şımarık, el üstünde büyütülmüş bir premses iken kocası küçüklüğünden beri çileler çekmiş, huzurlu bir aile, yuva hasreti çeken bir erkek oluyor. bu hikaye hiç şaşmaz :)

    erkek sabah akşam çalışıp karısını mutlu etmek için uğraşırken karısı başka erkeklerle kırıştırıp bir de nafaka falan ister. bu hikaye de hiç şaşmaz :)

    boşanan erkekler, acınız içimi parçalıyor. sizin gibi aklı dışarıda olmayan, gözü karısından başkasını görmeyen sadık, işinde gücünde, sadece ailesi için yaşayan fedakar erkekleri bu şımarık kadınlar hiç haketmiyor.

    edit: bak eklemeyi unuttum :) dilimizde tüy bitti eşlerinizi başkalarına anlatmayın üzülürsünüz diye. yukarıdaki hikayede bi boşanma hikayesini okuduk. peki kimden ? evli adamın en yakın arkadaşı erkekten :) yani yazarımız en yakın arkadaşının karısını anlattı bize hahaha resmen rezalet. kocasını da kocasının dedikoducu arkadaşını da pişman etmeyen o kadına yazıklar olsun.
  • bu dönemin kadınları; bencillikleri, aç gözlülükleri, doymazlıkları, sürekli ilgi beklemeleri, anneleri tarafından dolduruşa gelmeleri vb gibi sebepler evde kalmaya, söz nişan atmaya, boşanmaya mahkumlar.
    sorsan kendi ayakları üzerinde duruyorlar.
    keşke sadık ve güvenilir erkeklere yaslanmayı tercih etseydiniz de yuvanızda çocuklarınızla kocanızla huzurluca olsaydınız.
    60-70’lerinize geldiğinizde halinizi ve üzerinde durduğunuz ayaklarınızı tahayyül ediniz.
    erkekler gidip eş buluyor ikinciye ama sizler annelerinizin gazı ile ailelerinizin şımarıklıkları ile 50-60-70’lerinizin karanlık yalnızlığına doğru yelken açmışsınız haberiniz yok; hala kendi ayakları üzerinde duruyom muhabbeti yapıyorsuz. ayrıca üzerinde durduğunuz ayaklar sizin ama seviştiğiniz kucaklar başka başka adamlar oluyor. iyi mi bu! çok mu güzel çocukları ile mutlu bir anne olmak varken babalarının yanında?
    neyse herşeyi anneniz babanız öldükten ve yaşınız 50 olunca anlayacaksınız.
    not: bu yüzden evlenmiyorum sırf, korktum bu karılardan