şükela:  tümü | bugün
  • istanbul-bükreş arası çalışan tcdd'nin uluslarası ekspresi.
  • vagonlari degisik demiryolu idareleri tarafindan saglanan, ve yol boyunca vagonlari dagita dagita (bukres-istanbul yolculugu boyunca da toplaya toplaya) giden tren. tcddnin babasinin mali degildir, ortak bir isletmenin urunudur.
  • vagonlarını dağıttığı kentler belgrad (sırbistan), eski adı kişinev olan chişinau (moldova) ve budapeşte (macaristan)'dır, yani diyebilirizki bu kentlere ve yol üstündeki diğer bazı kentlere (örneğin sofya, bulgaristan) sirkeci'den direkt (vagon değiştirmeden manasında kullanıyorum direkt kelimesini burada) tren seferi vardır.
  • yemekli vagonu olmayan bu yuzden tedbirli binilmesi gereken tren. 3-4 saat rotar yapabiliyor, planlar ona gore yapilmali. ayrica degisik demiryolu idarelerinin bu trene ellerinde bulunan en kotu vagonlari verdigini belirtmek isterim.
  • sirkeci'den kalkan, türk sınırları içindeki yerlerden sadece çerkezköy, alpullu, edirne ve kapıkule'de yocu alışverişi yapan tren (sirkeci'den bu kasabalara gitmekte mümkün bu trenle, her ne kadar uluslararası ekspres te olsa). saat 22:00 veya 23:00'te falan kalkar.
    trenin geneli bulgar ve romen vagonlarından oluşur (ki türk vagonlarının en döküntüsünden [banliyö vagonları hariç] 80 kat daha döküntüdürler), 1 macar, 1 sırp ve 1-2 türk vagonu da bağlıdır aynı zamanda.
  • bosfor ekspresi bağlantılı olarak istanbul - budapeşte seferleri yapan tren için (bkz: transbalkan ekspresi)
  • (bkz: bosphorus)
  • içinde yolculuk ederken büyük sıkıntı duyacağınız, aradan yıllar geçtikten sonra ise 'ne maceraydı ama' diye hatırlayacağınız türden yolculuklar yapılabilen bükreş treni.
  • - http://www.muziboo.com/cancan5/music/unknown -

    kadikoy vapuru son kez seslendiğinde istanbul’a yolcuların yerleşme telaşında olacak bu tren..güzel bir akşam yemeği yemiş olacağım da yine de garın köşesindeki çekingen buğulu gözlü abiden bütün yolu tuvalette geçirme pahasına da olsa midyeler yiyeceğim..en ucuz kompartmanda olacağım ya yanımda yolluk bir şeyler olmalı..simit olmaz..hem doğruyu söylemek gerek istanbul simidinin bir fırın ekmek yemesi gerek şöyle yemeye doyulmayacak bir simit olması için..hem kokar yolda..ayran da dayanmaz..güzel peynirli bir börek yapmalı.. birkaç dilim değil bir yoğurt kabı dolusu ki paylaşabileyim hayallerimi paylaşan bir kompartman dolusu insanla..sonra içecek bir şeyler gerek..meyve suyu olmalı küçüklerinden..bir de su şişesine biraz votka kalbim dayanamayacak gibi olduğunda biraz yatıştırmak için..bir süre bir şeyler konuşamayacağım kimseyle. kolay değil hayallerimin yatışması gerek..işte bu süreyi en son vagonun küçük kapısının penceresinin önünde geçireyim diyorum..ne kadar sürer şimdiden bir şey söyleyemem ama yeni yüzleri, renkleri önüne katarken tren ben geride kalanları selamlayayım istiyorum..şehir telaşından uzaklaşıp dağları göreceğiz önce, dikkatlı kulaklar mericin sesini duyacaklar eminim.ben taa burdan duyuyorum mesela.. koca sinan uykuda olacak yanından geçerken..sonra sabaha karşı suyun öte yakası işte taş bir köprü..isimleri dışında herşeyleri aynı olan iki ülkenin kardeş insanlarını birleştiren heybetli taş köprü.. sınıra yaklaşırken votkayı çantanın içine saklamak gerekecek.. pasaport kontrolünde de çok konuşmamalıyım ki votkanın tatlı kokusu ürkütmesin sınır memurlarını..gülümseyeceğim sevinçten boyunlarına sarılma istediğimi tutarak. uzun sürebilir bu bekleyiş ama zorba’nın çanta içindeki kalp atışlarını nasıl susturacağım onu bilmiyorum şimdilik. düdük çalacak sonra bir kez daha..sonra ver elini bilmediğim ama bir o kadar tanıdık topraklar..bu saatten sonra göz kırpmak dahi yok. her istasyonda umut dolu yolcularını bekleyenler el sallayacaklar mesela ha bir de gözü nemli ayrılanlar..kimseciklere haber vermeyişim ondan olacak işte sirkeci’de..zaten paylaşacağım ayrılıklarının acılarını onca insanın bir de kendiminkini nasıl kaldırabilirim? içimden bir ses bir akordion sesi duymak isteyecek bir ihtimal arka vagonlardan şenlikli melodiler gelecek. yanlarına gidip bir şarkı da ben patlatacağım. içimdeki çingene coşacak, gel diyecekler dönüşte diyeceğim müzikle, işaretle son börekleri onlarla paylaşacağım.buruşuk kağıtlara adresler yazılacak, gözlerimizde birkaç saatlik bir ömre bedel dostluğun ışıltısı birbirimize el sallayacağız. tren durucak irili ufaklı kasabalarda..burada da inmek yok..gezi planım da olmayacak ne zaman içimden bir ses burası derse oraya kadar inemeyeceğim. sonra adını henüz bilmediğim oraya geleceğim. kasabayı yukarıdan gören bir tepesi olacak o kadarını rüyamda görmüştüm. tepenin arkasından selamlayacak mı derebilmiyorum ama o olmazsa bir su olacak mutlaka. yaslanacağım cılız bir ağacın gövdesine..çok yaslanmamam gerek taşıyamaz, eğilebilir. aksamüstü güneş batmadan rüzgar esecek yüzüme doğru..ruhum kanatlanıp kucaklayacak toprakları. kimin söylediğini, hatta neler anlattığını, adını bile bilmediğim bu şarkıyı dinleyeceğım. sonra mı? o kasabada kalmam gerekecek bir gece. küçük bir restoranda patlıcan yemekleri yiyeceğim. güzel olacak mı benim yaptığım kadar bilmiyorum. sonraki gün erken kalkmak gerekecek. mezarları oldum olası sevmesem de ihtiyar dostuma bir küçük rakı sözüm var her nerede olursam olayım bir üsküp treni bulacağım. sonra ver elini butel. çok durmayacağım orada anlatıp da büyüsü bozulmasın diye yazmıyorum şimdi. sonra yeni bir trende yeni dostlarım olacak yolda. hep beraber geçmişin izinde pek de aşınagelmiş kalabalık şehirlere gideceğiz. onlardan ayrılıp sokak aralarında kaybolmam gerekecek. kayboluşlar yeni keşiflere yelken açacak. atlayıp denize yüzmek isteyeceğim karşı kıyıya kadar ya da tunaya sesleneceğim geçir beni karaormandan karadenize bırak diye ama onun yerine oturup bir yerlerde sarhoş olacağım, sabaha kadar dans edeceğim. ne zaman ki düdüğü getirecek istanbul’un hasretini o zaman bineceğim tekrar. bu sefer bileceğim de yolları çok dışarıya bakmama gerek kalmayacak. anıları damıtıp düzenlerken, yorgun bedenim sevinç dolu kalbimin yanında utanıp ses çıkaramayacak. her zamanki gibi uyumayacağım bütün gece. bir iki kez gülümseyen yolculara uzun uzun bakıp ne rüyalar gördüklerini tahmin etmeye çalışacağım. trenleri geceleri otobüsler gibi karanlık yapmadıkları için teşekkür edeceğim. taş köprüye geldiğimde yine aynı memurun sırasına gireceğim o bunun farkında olmayacak. sert yüzüyle pasaporttaki resimle gördüğü insanın aynı olup olmadığına bakarken gerçek ile resim arasındaki farkı da düşünmeye vakti olamayacak. saatler kavuşmanın heyecanıyla geçmek bilmeyecek trakya’da. sonra son bir düdük tanıdık daha cüretkar bir düdükle karşılacak. o an bir kez daha ağlayacağım sevinçten. bu sefer dönüş saatimi haber vereceğimden koşarak inmem gerekecek vagondan. sonra yine konuşmaya başlarım sanırım. ama birkaç dakika beklemelerini isteyeceğim. çekingen hüzünlü midyeci abinin uzosunu yanında bir küçük şekerini vermek için. o da hatırlamayacak muhtemelen. sevinecek, sonra düşünecek ne zaman gördüğünü. bulamayacak ama, belki, o hüznü atacak gözlerinden. bosfor ekspresi taşıdığı umutlardan yorgun ağır ağır devam ederken suyun öte yakasını birleştirmeye, ben de yeni hayallerde bu trenin tadını arayıp duracağım. bu arayış, belki de, hiç bitmeyecek..

    -içimdeki çingene düşünsel gezi notları nomero n-
  • uçakların uçamaması nedeniyle türkiye'den avrupa şehirlerine bükreş ya da belgrad üzerinden ulaşmak isteyenler tarafından full çektirilen tren.