şükela:  tümü | bugün
368 entry daha
  • “boşluğa uzun süre bakarsan boşluk da sana bakar.” friedrich nietzsche

    bedene ya da beyne belirli uyarımlar verildiğinde ya da belirli şeyleri düşünmemiz istendiğinde beyinde, baktığımız nesne ile ilgili bölümler aydınlanır. peki ya boşluğa baktığımızda?

    her insanın boşlukla yüz yüze gelme biçimi farklıdır; çoğunlukla kendi derinliklerinde olagelen bireysel bakışı yansıtırlar. belirsizlik içinde, kararsızlıktan felç olmuş, kendi kendiliğin -bilinci içinde yıkılmış ve dünyaya olan inancını yitirmiş birinin boşlukta bulabileceği şey en iyi ihtimalle psikolojik problemleri olur. babası ile aynı kaderi paylaşan nietzsche’de gerçekleştiği gibi; söz konusu problemler ile bütünleşmiş bir beyin, insanın kendinden haberi olmaksızın kurduğu her bağlantı, signifying chain türünden bir kesinti ya da delusion olarak etki edebilir.

    boşluk, iki ucu, ebediyete dalan, bu dünyadan çıkan ve hiçliğe giden bir şeyin başı ve kuyruğu gibi. önce zihninin üretici bütün unsurlarını, boşlukta büyük bir belirsizlik içinde bırakıyorsun, sonra içindeki tüm enerji ve ışığı boşlukta sıkıştırıyor, kişisel iç dünyana yönelmiş olmanın ve eşsiz ayrıntılara odaklanma imkânı bulmanın keyfini çıkarıyorsun. boşlukta düşünmeye başlamak ve boşluktan doluluğa hareket etmek; doluluğa vardığında gerisin geriye boşluğa düşmek... somuttan soyuta değil, soyuttan somuta gitmek; sartre’ın bulantısında sözü edilen doruk sahnesinde ortaya çıkan şey gibi bir “yoksullaşma” anı; “salt varlık olgusu” bir anlamda alabildiğine soyut, bir anlamda alabildiğine sayısız nesneler arasında bir nesne ya da olgu değil -varlığın her şeye tekabül etme gücü; bizi boşluğun doğasını anlamaya götürüyor.
  • asılıp kaldığım yer.
  • (bkz: natura abhorret a vacuo)

    en yeşil dallarını psikolojiye ve felsefeye doğru sarkıtmış olan bu kelime, soyluluğu derecesinde çapkın olmasıyla, giacomo casanova’yı andırıyor.

    yoksunluğun, yokluğun soyluca ifade edilmesi, çoğu kez boşluk. yokluk gibi, alternatifi de yok; ikinci hâlin imkânsızlığı diye havalı bir mantık ilkesine de olanak tanıyor. istemek, elde etmek ve sahip olmak saikleriyle tanınan insana, hiçbir şeyi ellerinde tutamasa bile bir şeyleri okşayabileceğini hatırlatıyor.

    nietzsche’nin aforizmasında geçen “abyss” sözcüğünü, bu sözcüğün yunanca kökünün şahitliğinden ayrılmadan okumak daha heyecan verici olabilir (a+bussos, a- :olumsuzluk ön eki, bussos: derinlik). “karanlık” gibi bir başka berbat çeviriyle de kullanılan abyss sözcüğünün, doğrudan türkçe’ye geçen teknik çevirisi olarak abis, “bir okyanusun en derin noktası” anlamına sahip. dipsizlik ve sonsuzluk sözcükleri şu hâlde, bu çeviri için daha heyecan verici tercihler olabilir. olumsuz nietzche’nin bu sözle, iman sahiplerine umut aşılamadığını kim iddia edebilir? sonsuzluğa fazla dalarsan sonsuzluk da senin içine dalar.

    boşluk çok daha çapkın olduğu için ona tav oluyor zihinlerimiz. eli kolu her yerde; her konuda bilgi sahibi ve varlık hususunda kurulan her ilişkiyle bir şekilde ilgili. yokluğu acı vereni, geride bıraktığı boşlukla anmamız, şu hâlde boşluğu kendi boyutlarımızla ölçmek sayılmaz mı? yas, kahramanlık hikâyeleriyle doludur.

    en içten duygular dile getirilirken, sözden önce, bu duygulara yönelik olası saldırıların hesaplandığı, süptil bir koza vardır. önce koza, rahim ve bazen de rahmân vardır. kabullenmek zor olsa da, doğanın görmekten hoşlanmadığı boşluk, biz ona bakarken, yerini daha mütevazı ve cazip alternatiflere bırakıyor.