*

şükela:  tümü | bugün
  • ya$amın ya da bilincin kaynağı gibi,bilim tarafından kolaylıkla ve doyurucu bir biçimde açıklanamayan konularda tanrı kavramına, tanrının mutlak gücüne ba$vuran, açıklar gibi görünmekle, ilahiyatçılara göre, teizme sağlam ve geçerli bir destek sağlamaktan uzak olan görü$ ve açıklamalar için kullanılan terim.
    (bkz: deus ex machina)
  • biz bilgimizdeki eksikliklerle değil, artan bilgimizle allah'ın sanatına tanıklık ederiz.
    caner taslaman

    konuyla ilgili şunlar izlenebilir:

    http://www.youtube.com/watch?v=wiezgkeaucs

    http://www.youtube.com/…ure=player_detailpage#t=72s

    http://www.youtube.com/…sb4nx3zzq0&feature=youtu.be
  • bu konuda bkz.:

    - the great courses
    - the inexplicable universe (with neil degrasse tyson)
    - episode 1

    tema:
    (bkz: bilim felsefesi /@derinsular)
  • bu argüman ingilizce’de “god of the gaps” (boşlukların tanrısı) diye bilinir. argümana göre, insanlar bilim yoluyla açıklayamadıkları, yani “boşlukta” kalan doğa olayları için “allah’ın işi” demekte, ancak bilim ilerledikçe boşluklar dolmaktadır. bilim bir gün her şeyi açıklayacak, böylece hiç boşluk kalmayacak, ateizm tam egemen olacaktır.”

    ateizmin iddiasına göre eskiden insanlar doğa olaylarını, mesela gece-gündüzün birbirini neden bu şekilde takip ettiği, yağmurun nasıl yağdığı, depremlerin nasıl oluştuğunu anlayamadıklarından bu olayları doğrudan tanrı ya da tanrılar ile açıkladılar. oysa günümüzde birçok olayın hangi sebep-sonuç ilişkileri içinde gerçekleştiğini artık biliyoruz. bu da sonuçta tanrı inancını ortadan kaldıracaktır.

    acaba gerçekten öyle mi?

    17. yüzyılın sonunda newton “havaya atılan cisimlerin neden yere düştüğü” sorusuna yerçekimi kanununun keşfi ile cevap vermişti -ama argümanda iddia edildiği gibi bu cevap newton’un inancını sarsmadığı gibi aksine böyle mükemmel ve bilinçli bir düzenin var edicisine olan hayranlığını artırmıştır. yani o, bilimin verdiği cevabı tanrının yerine koymadı.-

    derinlemesine düşünmeyen pek çok insan için bu cevap soruyu açıklamakta oldukça yeterli, makul, sonucu açıklayıcı ve anlaşılır gelir. fakat bu cevap sorulan sorunun tüm yönlerini açıklamakta gerçekten yeterli midir?

    bu anlayış hazır/yapılmış/çalışan/mevcut bir arabanın gaz, fren, vites-debriyaj sistemi, motor aksamları gibi işleyen mekanizmalarının işleyiş kurallarını çözen birinin “gaza bastığımda araba gidiyor. vites arabanın devrini ayarlıyor. motor arabanın gücüdür vb., demek ki araba bu kurallara göre çalışıyor. başka türlü de olmazdı zaten. o halde araba zorunlu olarak kendini bu şekilde yapmış” demekten farksızdır. böyle düşünmek hiçbir şekilde soruya cevap olmaz. bilakis daha karmaşık yeni sorular oluşturur. bu örnekte asıl sorulması gereken sorular farklıdır. örneğin;

    - bu araba neden var? ve nasıl var oldu? (yer çekimi neden var ve nasıl var oldu?)
    – bu araba kendi kendinin sebebi olabilir mi? onu birisi mi yaptı yoksa kendiliğinden mi meydana geldi?
    – bu arabanın mekanizmasındaki çalışma prensipleri, kuralları hem birbiriyle uyum içinde, hem bir amaca hizmet ediyor, hem de her yönüyle tam olarak bir insanın kullanımına uygun tasarlanmış gibi duruyor. acaba tüm bunlar tesadüf mü? ya da insan vücudunun bu şekilde olmasının bir zorunlu karşılığı olarak araba da kendini bu şekilde mi evrimleştirdi. yoksa hem insanın anatomik yapısını hem de araba/mekanizma tasarımını yapan ikisini de çok iyi bilen bir tasarımcı mı var? vb.

    elbette bu sorular çoğaltılabilir. görüleceği üzere bilimin evrenin işleyişi ile ilgili bir takım kurallar bulması asla tanrı/allah inancını zayıflatmadığı, ortadan kaldırmadığı gibi aksine daha da güçlendirir. zira bilimin bulduğu her yenilik “neden, nasıl?” sorularını da beraberinde getirecektir ve akl-ı selimle düşünen herkes bilim tarafından keşfedilen mükemmel tasarımın, ince hassas ayarların, hayatın vb. bilinçli bir var ediciye işaret ettiğini rahatlıkla görecektir.

    yani ortada araba ve insan gibi birbirleriyle uyumlu iki varlık varsa;

    - her akl- selim tam da insana göre yapılan arabanın “tasarlandığına” hükmedecektir. (evren-dünya-insan-yaşam ilişkisi)
    – arabanın yapılış amacı onu yapanın “bilincine ve zekâsına” işaret edecektir. (evrendeki şeylerin, olayların amaçlılığı, ekolojik denge ve düzenin var olması vb.)
    – arabanın cansız, şuursuz, mekanik aksamlardan (evrendeki atomlar) ve bu aksamların bir araya gelmesinden oluşması, onların kendiliğinden değil de bir tasarımcı tarafından bir araya getirildiğine işaret edecektir.
    – arabada gaz pedalı, fren pedalı, vites gibi görünürde arabayı işleten bir takım mekanizma ve sistemlerin olması (yağmurun yağması, depremlerin olması, tabiat kanunları adı verilen bilim yasalarının olması) arabayı var edenin sebepler değil, sadece arabayı tasarlayanın böyle bir düzen öngördüğüne ve bu şekilde tasarladığına işarettir.
    – o halde hiçbir şekilde arabanın işleyişi ile ilgili bulunan işleyiş kuralları onu yapan bilinçli tasarımcısının olmadığına işaret olamaz. aksine bulunan her düzenli sistem onu yapanın bilincine, ilmine, iradesine, kudretine işaret eder.

    konuyla ilgili bir başka örnek daha verelim:

    bir alışveriş merkezindesiniz. karşınızda demir parayla çalışan bir içecek makinesi var. bu makinenin 3 düğmesi var. parayı attıktan sonra; birinci düğmeye bastığınızda siyah kola, ikincisine bastığınızda sarı kola ve üçüncüsüne bastığınızda beyaz gazoz gelmekte. bunu yüzlerce kez denemenize rağmen bir kez dahi şaşmadı. ateizm mantığına göre düşünürsek buradan hareketle şu sonuca varırız.

    - her seferinde 1,2 ve 3. düğmelere bastığımda hiç şaşırmadan olması gerektiği gibi siyah, sarı ve beyaz kola/gazoz/içecek gelmekte.
    – o halde bu içeceklerin meydana getiricisi/var edicisi bu sebeptir. yani düğmelere basılmasıdır. ya da düğmelerin kendisidir.
    – şimdiye kadar hiç şaşmadan hep aynı şey olduğuna göre bu değişmez bir kuraldır (kanundur) ve bu kanun mekanik sistemin bir gereği olarak kendiliğinden oluşmuştur.
    – bunun başka açıklaması olamaz.

    hâlbuki söz konusu olayda gözden kaçırılan ve açıklanması gereken noktalar şunlardır:

    - neden karşımızda tam da bize göre ayarlanmış (makinenin boyu, para atma yeri, düğmeleri vb.) ve bizim içecek ihtiyacımızı karşılamak üzere hazırlanmış, belirli bir takım kurallara göre işleyen bir mekanizma var? (evreni, evrendeki yaşamın oluşmasına ve devam etmesine yönelik hassas ayarları, dünyayı, suyu, yiyecek, içecek, oksijeni vb… tüm bunların bizim yaşamımıza uygunluğunu düşününüz.)
    – 1,2 ve 3. düğmelere bastığımızda her seferinde belirli içeceklerin gelmesini sağlayan mekanizma kendiliğinden mi oluştu? böyle bir mekanizma hiç ortada yokken kendi kendinin sebebi olarak birden bire bir patlama ile var olabilir mi? (big bang ile meydana gelen evren ve yaşam) yoksa bu mekanizmayı bu şekilde tasarlayan ve yapan biri mi var? (tabiat kanunları denilen yasalar big bangle birlikte daha en baştan tasarlanmış olarak var mıydı? yoksa kendilerini de var edecek şekilde, tesadüfen, kendiliğinden mi oluştular?)
    – bu mekanizmadaki kanun değişebilir mi? yani eğer tasarımcı isterse 3. düğmeye bastığımızda beyaz yerine siyah gazoz gelebilir mi? eğer değişebilirse o halde bu kural/kanun kendi başına herhangi bir yaptırıma, güce sahip midir? (herhangi bir sonucu meydana getiren, var eden kudret sebepler midir? yoksa o sebeplerle birlikte sonucu da var eden bir tasarımcı mı?)
    – mekanizmadaki düğmeye her basıldığında siyah, sarı ve beyaz içeceklerin geldiğini görmekteyiz. bu içeceklerin var olmasının gerçek sebebi düğmeye basılması mıdır? yoksa düğmeye basmak bu şeylerin sadece meydana gelmesi/ortaya çıkmasının bir sebebi midir? diğer bir ifade ile düğmeye basmak içeceği var eden/yaratan gerçek sebep midir? yoksa var olan, tasarlanmış bir şeyin (içecek) makineden çıkması, düğmeye basma sebebine mi bağlanmıştır? (burada dikkat edilirse düğmeye basmak içeceğin var olma sebebi değil sadece onun meydana gelmesini/ortaya çıkmasının bir sebebidir. mekanizmayı tasarlayan, içecekleri yapan ve makineye yerleştiren otorite bu içeceklerin ortaya çıkması için böyle bir kural/adet/kanun koymuştur ve isterse bu kuralı değiştirebilir)

    sonuç

    tabiat kuralları adı verilen “kanunlar, yasalar” kendi başlarına bir şey var etmeye muktedir olgular değil, “sünnetullah” yani allah’ın evrenin işleyişine dair koyduğu kuralları, adetleri ve işleyiş prensipleridir. bu yasalar herhangi bir şeyi var edebilecek bilgiye, bilince, güce sahip olmayan bilinçsiz bir takım süreçlerden, atomların hareketlerinden ve moleküllerden müteşekkildir. buna göre allah evrendeki hemen her şeyin meydana gelmesini bir takım kurallara, kanunlara, yasalara bağlamıştır. allah sebebi de sonucu da birlikte yaratandır. (örnekte düğmeye basıldığında içeceğin gelmesi gibi. aslında her ikisini de tasarlayan o makineyi tasarlayan kişidir) herhangi bir sebep kendi başına hiçbir şey var etme/yaratma bilgisine, bilincine, ilmine, kudretine sahip değildir. allah’ın eşyayı bir takım sebepler ile birlikte var etmesi hiçbir zaman bu kuralların, yasaların, sebeplerin, sonuçlarını yani mevcudatı var ettiği/yarattığı anlamına gelmez.

    alıntı
  • caner taslaman'ın kullandığı argümanların tamamını kapsayan mantık hatası.
    bu mantık hatasına düşmeden bir tanrının varlığını kimse kanıtlayamayacağı için, önkabul olarka tanrının varlığını ele alıp sonra boşlukların tanrısı mantık hatasını yapmadığını iddia ederek delil sunan insanlara gülüp geçmek lazım. yukarıda uzun uzun buna çabalayanlar olmuş boşlukların tanrısı mantık hatasının ne olduğunu anlamayıp caner taslamanın bu mantık hatalarını yaptığı videolar falan paylaşanlar olmuş. gülüyorum yapacak bir şey yok dogmatizme böylesine batmış insanlara açıklama yapıp başarılı olamazsınız.
  • "boşlukların tanrısı" kavramı günümüzde sadece türkiyedeki değil dünya genelinde ki ateistlerinde ciddi bir şekilde sarıldığı bir kavramdır. aynı şekilde inançlı insanlarında farkında olmadan sıklıkla inançlarını tamellendirmeye çalıştıkları bir yaklaşımdır. çoğu ateist bu yaklaşımı teistler aleyhinde kullanarak güya kendilerini onlara karşı "zeki/herşeyi bilen/ya da bilimin herşeyin tek açıklayıcısı olarak gören" kişi pozisyonuna oturtarak onları eleştirmeye sonucunda da yenmeye çalışıyorlar. bu durum karşısında teistlerin bazısıda sanki seçilebilecek tek pozisyon buymuş gibi davranarak bu yaklaşımı benimsiyorlar. bazı teistler özellikle internet ortamında gördüğümüz ateist-teist tartışmalarda ateistlerin bu yöndeki imalarında haklılık payı olduğunu görüp ya kendi inançlarını terkediyorlar ya da salt bir fideist inanç belirleyip olduğu gibi iman edip inançlarını yaşıyorlar ve bunun sonucunda da çoğunlukla bilimsel gelişmelere kendilerini kapatıyorlar. bu entry boyunca iki tarafında bu yaklaşıma ("boşlukların tanrısı") olan tavırları eleştirilecek ve bu argümanı teistlerin aleyhinde kullanmaya çalışan ateistlere cevap verilecektir.

    öncelikle boşlukların tanrısı argümanı(god of the gaps argument)'nı kısaca formüle ederek açıklarsam şöyle olacaktır;

    ı. insanlığın henüz açıklayamadığı bazı olaylar(mesela deprem) vardır.
    ıı. bu olayların açıklamasını an itibariyle bilmediğimiz için bunu "tanrı" yaptık deriz.
    ııı. bir gün bilim gibi herhangi bir araçsal faaliyet sonucunda bu olayın açıklaması yapılırsa(fay hareketlerinin varlığı)
    ıv. tanrı'nın yapmadığını anlarız ve artık etkinliğine son vermiş oluruz.
    v. mevcut olayı tanrı yapmamış ve bilmediğimiz boşluklarda başka faaliyetler sonucunda doldurulmuşsa
    vı. tanrı bilmediğimiz boşluklarda değildir dolayısıylada yoktur sonucuna ulaşırız.

    yani mistik olarak görülen bir takım olaylar var ve onları an itibariyle anlamlandıramıyoruz. bu tip olaylar hep karanlıkta kalıyor. bilimin ışığı bu karanlık olayları açığa kavuşturdukça tanrı kavramı ve dinlerde bu karanlık taraflara doğru kaçıyor. karanlık yer kalmadığı zaman tanrı ve dinlerde bu dünyadan yok olacak ateizm tam egemenlik sağlayacaktır. örneğin eski çağlarda güneş nasıl doğup batıyor bilinmediğinden ya güneşe bir tanrısallık atfedilmiş ya da güneşin kendisi dışında daha kuvvetli bir yaratıcısı var denmiştir. aynı şekilde vücuttaki kalbin nasıl çalıştığı, beyinle ilişkisi, nereye kan pompaladığı, kapakçıkların nasıl çalıştığı bilinmediğinden yani bir boşluk görüldüğünden o boşluk tanrı'yla doldurulmuştur. evrimsel süreçteki mekanizmaları bilmediğimizden ya da veriler eksik olduğunda(akıllı tasarım) onuda tanrı yapmıştır dersek, yıldızların ışığının nasıl üretildiğini bilmiyoruz, demek ki tanrı yıldızları aydınlatmış gibi yaklaşımlar gösterirsek bunların hepside "boşlukların tanrısı" tipinde ki yaklaşımlara örnek olur. böylesi yaklaşımlar açısından bilimsel her ilerleme daha önce bilinmeyen bir hususu, yani bir boşluğu açıkladığı için tanrı'ya atıf yapmayı gereksiz kılmaktadır. bu yaklaşım adeta evreni bilmekten değil bilmemekten medet umulur hale getirmektedir. dolayısıyla öğrenilen her bilgi, açığa kavuşturulan her fenomen tanrı'yı gereksiz kılar sonucuna bizleri ulaştırır.

    bu düşünce modern zamanlara özgü bir düşünce değildir. mesela tıp biliminin babası olan hipokrat’ın bir yazısında açık ve net bir şekilde görülüyor ki antik çağlarda da "boşlukların tanrısı" düşüncesi vardı. "insanlar epilepsinin ilahi olduğunu çünkü epilepsiye neden olan şeyle ilgili bir fikre sahip olmadıklarını söylerler. fakat inanıyorum ki insanlarda epilepsiye neden olan şeyin ne olduğunu bileceğiz. ve bu anda onun ilahi olduğuna dair inancımız son bulacak. ayrıca evrendeki her şey için de" derken tam olarak bunu kastediyor. richard dawkins'te "dinin gerçekten kötü etkilerinden biri bizi anlamadan tatmin olmanın bir üstünlük olduğunu öğretmesidir" diyor. yani onun düşüncesinde inanç sanki anlamadan tatmin olma durumu gibidir. yani bir yerde biz inançlılar boşlukların içerisine tanrı’yı koyduk artık orda bıraktık başka hiç birşeyi araştırmamıza gerek yok diye bir algısı var. bu tip yaklaşımlar ateistlerin genelinde gözlemlediğim birşeydir. boşlukların tanrısı argümanı "tasarım delili" aleyhinede kullanılıyor. ama "akıllı tasarım" ile "tasarım delili" aynı şey değildir. çünkü tasarım delili kökeni itibariyle bilginin üzerinde yükseliyor ve kendini geliştiriyor. dolayısıyla boşlukların tanrısı argümanı tasarım delili için hiçbir anlam ifade etmiyor. ama akıllı tasarım aleyhine kullanılabilir. akıllı tasarım düşünceside bilmediklerimizden hareket ettiğinden dolayısıyla boşlukların tanrısı argümanı ile benzer özellikler taşıdığından bu entry boyunca aynı şeylermiş gibi ele alınıp bu argümanın değerlendirmesine devam edilecektir.

    boşlukların tanrısı argümanının değerlendirmesini şu birkaç maddede kısaca yapalım:

    1-) öncelikle her teist inanca sahip kişi böyle bir tanrı anlayışı benimsememektedir. benimseyenler olabilir yani bilmediği boşlukları tanrı ile dolduranlar ve bununla mutmain olanlar olabilir ama bu durum bütün teistlere maledilemez. tanrı'nın varlığıyla ilgili argümanlar ileri süren günümüz teist felsefecilerinin ve teologlarının hemen hiçbiri "boşlukların tanrısı" yaklaşımlarını benimsememektedirler. günümüzde ileri sürülen kozmolojik delillerin veya tasarım delillerinin hepsi modern bilimin sunduğu verilere dayandırılmaktadır. evren konusundaki cehaletimize bağlı olarak tanrı'nın varlığına dair üretilen argümanları zaten ne bilim camiası nede felsefe camiası ciddiye almamaktadır. tüm bu argümanlarda bilimin sunduğu veriler hammadde olarak değerlendirilmekte ve onlardan hareket edilmektedir. eğer gerçekten teizm inancını eleştirmek isteyen bir ateist varsa bu yoldan gitmek ona hiç birşey kazandırmaz. sosyal medyada ya da şurda burda sıradan tartışmalarda üstünlük sağlayarak kendi egolarını şişirmeleri hariç.

    2-) "boşlukların tanrısı" argümanını teistlerin benimsediği tek yolmuş gibi gösterip, onu eleştirerek mağlup edenler ve sonuçta sanki tanrı fikrini mağlup etmiş gibi zannedenler çok sık yapılan bir mantık hatası olan straw man fallacy(saman adam safsatası)'i işlemiş olurlar. korkuluk hatası'nı işleyenler, karşıt görüşün gerçek fikrini göz ardı etmekte, onun yerine karşıt görüşün kötü veya abartılı bir örneğine karşı -sanki gerçek pozisyonları oymuş gibi- eleştirilerini yöneltmektedirler. o kötü örneği mağlup ederek sanki arkasında ki gerçek fikri mağlup etmiş sayarlar. bu argümanı teistlerin aleyhinde kullananlarda sıkça görülen bir mantık hatasıdır.

    3-) ayrıca "boşlukların tanrısı" argümanının gelişimi başarılıda olsa sonucunda tanrı yoktur fikrine ulaşmak mantıksal olarak bir başka hataya yol açar. latincede bu mantık hatası "non sequitur" diye adlandırılıyor ve şu anlama geliyor: "falan sonuç filan öncülden çıkmaz." şöyle ki;

    ı. eskiden falan şeyin açıklaması bilinmiyordu.
    ıı. artık o falan şeyin açıklaması biliniyor.
    ııı. bu yüzden bir yaratıcı yok.

    şimdi bunu bir örnek ile açalım. ford ismindeki araba markasını düşünelim. bu arabayı henry ford isminde bir adam icat etmiştir. eskiden bu arabanın motorunun çalışma prensibi tam olarak bilinmiyordu. bilimin ilerlemesi sayesinde bugün bu motorun çalışma prensibini anladığımız bir noktaya geldik. şimdi bunun açıklamasını bulduğumuz için henry ford ismindeki adamın varlığını inkar mı edelim? elbette hayır. "boşlukların tanrısı" argümanında ki mantık adımlarını izlersek bizi götüreceği yerde artık henry ford'un varlığına inanmaya gerek olmadığı sonucudur. bu büyük bir mantık hatasıdır. aynı şekilde evrenin çalışma prensibini ya da herhangi birşeyi açıklarsak bu bizi doğrudan tanrı'nın varolmadığı sonucuna götürmez.

    4-) bu argümanı savunan ateistlerde ki çifte standartıda görmemezlikten gelemeyiz. mesela henüz tam olarak işlevini bilmediğimiz bir organı ateistler kusur olarak ya da gereksiz olarak görüyorlar. yani tasarlayan yoktur demeye getiriyorlar. birçok işlevini bilmediğimiz organın gereksiz olmadığı zaman geçtikçe bilim tarafından kanıtlanmıştır. mesela apandis eskiden gereksiz bir organ diye biliniyordu. daha sonra işlevi olduğu tespit edilmiştir. şimdi tanrı'ya inananların bazısı bilmediğimiz çok karmaşık şeyleri tanrı'nın ispatı olarak sunuyorlar(söylediklerim yanlış anlaşılmasın bunun doğru olduğunu söylemiyorum sadece belli oranda da olsa var olduğunu söylüyorum) ateistlerde bunu "boşlukların tanrısı" olarak değerlendiriyor. peki bir teist işe yaramayan bir organın niçin varolduğunu ateiste sorduğu zaman onlarda genelde bu kişilere bunu henüz bilmiyoruz belki bilim adamları ilerde bulurlar diye itiraz ediyor. hemen evrime ya da tasarım hatasına bağlıyorlar. yani ateistlerin bazısıda(hatta türkiye ateistlerinin çoğu) görünmeyen bir "boşlukların bilimi"ne inanıyorlar. bu ne yaman çelişkidir? bugün açıklayabildiğimiz şeylerin sayısı daha fazla olduğundan tanrı'ya inanmamak için bu tip şeylerin arkasına sığınılıyor. eskiden sığınacak bir şey olmadığı için mecburen tanrı'ya inanmak zorunda kalıyorlardı. halbuki önceki örnekte değindiğim gibi tanrı'ya inanmanın bir şeyin açıklanabilirliği ile alakası olmaması gerekiyor.

    5-) "boşlukların tanrısı" argümanının başka bir sorunu ise, doğanın sadece işleyişinin değil, kökeninin de doğal etkenlerle açıklanabileceğine dair, erken ve son derece dayanaksız bir öngörüyle yola çıkmasıdır. bir başka deyişle, bu argümanın sahipleri, evrenin ve canlıların nasıl ortaya çıktığı sorusunun, doğal etkenlerle cevaplanabileceğine, ortada böyle bir kanıt olmamasına rağmen inanmaktadırlar. eğer canlılık hakkındaki bilgimiz arttıkça, onun doğal etkenlere indirgenebilir olduğu yönündeki veriler de artsaydı, o zaman "boşlukların tanrısı" argümanının bu yönünü inandırıcı bulabilirdik. oysa son 2 asır boyunca olan, bunun tam tersidir. canlılık hakkındaki bilgimiz arttıkça, onun daha önceden hayal bile edilmeyecek kadar kompleks olduğunu görüyoruz. yani bilim kozmos'u inceledikçe "boşluklar" küçülmemekte, aksine büyümektedir.

    6-) bu karmaşıklığın beraberinde getirdiği daha karmaşık felsefi sorunlar vardır ve buradan hala teolojik yorumlar yapılabilir. bilimin bir olguyu doğa olayları ile açıklaması, aslında o olgunun ilahi bir niteliği olmadığını göstermez. bu nedenledir ki, eğer evrendeki tüm olgular için fiziksel açıklamalar bulunsa bile, aslında teizmin tanrı'nın varlığına dair rasyonel kanıtları ortadan kaldırılmış olamaz. örneğin boşlukların tanrısı argümanını benimseyen birisi hazır/yapılmış/çalışan/mevcut bir arabanın gaz, fren, vites-debriyaj sistemi, motor aksamları gibi işleyen mekanizmalarının işleyiş kurallarını çözmüş olsun "gaza bastığımda araba gidiyor. vites arabanın devrini ayarlıyor. motor arabanın gücüdür vb." diyerek bütün sistemi açıklamış olsun. demek ki araba bu kurallara göre çalışıyor. başka türlü de olamazdı derse o halde araba zorunlu olarak kendini bu şekilde yapmış/varetmiş demekten hiç bir farkı yoktur bu söylediğinin. fakat bu ne kadar tutarlıdır? gerçekten arabanın içindeki mekanizmayı açıklayabilmemiz arabanın bir tasarımcısının olmadığı anlamına gelir mi? aynısını evren içinde düşünürsek gerçekten öyle midir? böyle düşünmek hiçbir şekilde mevcut problemlere cevap olamaz. bilakis daha karmaşık yeni sorular oluşturur. çünkü bu örnekte asıl sorulması gereken sorular farklıdır. örneğin;

    - neden hiçbir şey değilde çalışan bir sistem karşımızda duruyor?
    - bu sistemin kendisinde bilinç var mı? yoksa kendi kendini bilinçsiz olarak nasıl var etmiştir?
    - bu araba kendi kendisinin sebebi olabilir mi? onu birisi mi yaptı yoksa kendiliğinden mi meydana geldi?
    - bu arabanın mekanizmasındaki çalışma prensipleri, kuralları hem birbiriyle uyum içinde, hem bir amaca hizmet ediyor, hem de her yönüyle tam olarak bir insanın kullanımına uygun tasarlanmış gibi duruyor. acaba tüm bunlar tesadüf mü? ya da insan vücudunun bu şekilde olmasının bir zorunlu karşılığı olarak araba da kendini bu şekilde mi evrimleştirdi. yoksa hem insanın anatomik yapısını hem de araba/mekanizma tasarımını yapan ikisini de çok iyi bilen bir tasarımcı mı var? vb. gibi yüzlerce soruyu meydana çıkarıyor ve bunlarında yanıtlanması gerekli.

    şimdi bu tartışmaların ilk ortaya çıktığı önemli bir hususa dikkatleri çekmek istiyorum. bilim insanlarının her ifadelerinin altında salt bilimsel veriler yoktur. maalesef birçok insanda bilimsel bir dergide, bilimsel bir sitede yayınlanan her makale ya da akademik derece sahibi bir kişi tarafından dile getirilen her beyanın doğru olduğunu düşünme gibi bir yanılgısı vardır. her bilimsel makale kesinlikle doğru veya güvenilir değildir. bir makalenin güvenilirliğini anlamak için birçok yol vardır. günümüzde bilimsel bir site kurup bilimsel makale formatında bir makale yazmak zor değildir. bu yüzden elbette her gördüğümüz makaleye güvenemeyiz. öncelikle kaynağının güvenilir olması şarttır. tabi buda yetmez. daha pek çok kriter vardır. link

    ya da bilimde yetkin birisinin ağzından duyduğunuz herşey doğru değildir. kendi felsefesi doğrultusunda şahsi çıkarımlarıda olabilir. kimi zaman bu kişiler evren veya madde üzerine konuşurken felsefe veya teoloji gibi alanlara geçmekte, fakat kişileri söylediklerinden ziyade akademik kimlikleriyle değerlendirenler, birçok zaman, bu geçişi anlayamamakta ve bu söylenenleri bilimin deneysel ve gözlemsel verileriyle karıştırabilmektedirler. fizikte ki bilimsel keşiflerle tanrı'ya yer kalmadığını ünlü bilim insanlarıda beyan etmiştir.(mesela stephen hawking) şimdi hawking böyle diyor diye bu söylediğini kesin bilimsel veri olarak doğru mu kabul edelim. tabi ki hayır. çünkü hawking böyle bir şey diyerek bilim değil artık felsefe yapmaya başlamıştır ve kötü bir felsefecidir.

    bilim ve felsefe birbirleriyle etkileşimde bulunabilir. hatta bilim yapmak için felsefi muhakeme şarttır. ama bu ikisinin farklı alanlar olduğunu, bilimsel bir buluşun çıkarımının bilim insanı tarafından yapıldığında bunun %100 doğru olduğu sanısında bulunanlar bu işte %100 yanılırlar. mesela cern'de bulunan higgs bozonu buna iyi bir örnektir. 1964 yılında bu parçacığın alanının varlığı teorik olarak ileri sürülmüştür ve bu parçacık kadar popüler olmasalar da alternatif bazı kütle verici fiziksel mekanizmaların varlığı da ifade edilmiştir. fakat bu tarihten önceki veya sonraki, teist ve ateist fizikçilerin, filozofların ve teologların tutumlarını incelediğimizde; bu parçacığın var mı yok mu olduğu hususunda, teistler bir tarafta ateistler bir tarafta şeklinde bir bölünmeye rastlamıyoruz. işte bu olaya bilimsel bir yaklaşımdır. çünkü salt bilimsel veriler tartışılmış. bulunması için deneysel hazırlıklar yapılmış, yığınla işlem yapılmıştır. ama bu parçacığa aynı zamanda "tanrı parçacığı" isminin verilmesi ve popüler kültüründe etkisiyle olay sanki tanrı'nın varlığı ya da yokluğu gibi hiç bilimsel olmayan bir kalıba sokulmuş ve tartışılmıştır. işte burdada artık felsefe yapılmaya başlanmış olup taraflar kendi aralarında bölünmüştür. aslında tüm bu tartışmaların odak noktalarından biri bu "god of the gaps" yaklaşımının yeterince anlaşılamamış olmasıdır. tanrı parçacığı'nın bulunmasıyla bir boşluğun daha tamamlandığını, böylece tanrı’nın varlığının gereksiz olduğunu veya tanrı’ya ihtiyacın azaldığını söyleyenler yukarıda saydığım tüm nedenlerden dolayı bir yanılgı içerisindedirler. özetle, bir yaratıcı’nın varlığını kabul etmenin, bir "god of the gaps" argümanı olduğu şeklindeki klasik ateist görüş, bilimsel yönden dayanaksızdır. bu görüşe inanılabilir tabi; ama dayanağı bilim değil, bilimden bağımsız bir dogma olarak ateizmdir.

    gerçek bir teist "bir konu açıklanamıyor" diye onu tamamıyla tanrı'ya havale edip yüzüstü bırakmaz. burada sadece tanrı'nın ilim ve kudreti karşısında hayret ve şaşkınlığını ortaya kor ve araştırmaya devam eder. zannediyoruz ki "boşlukların tanrısı" argümanı teistlerin bilime karşı cephe almak durumunda kalması sonucu ortaya çıkmış bir refleks olup gerçek pozisyonununda bu olması şarttır. ama neden böyle olsun ki? henry drummond "gelecekte tamamıyla tanrı tarafından doldurulacak boşlukları araştırmak için doğayı ve bilim kitaplarını durmaksızın tarayan saygın beyinler vardır. tanrı boşluklarda yaşıyormuşçasına." demiştir. bilimin bir olguyu doğal yasalarla açıklaması hiçbir zaman tanrı düşüncesini olumsuzlamaz. aksine tanrı'nın varlığı argümanını güçlendirir. bunun gerekçeleri kozmolojik, teleolojik ve antropik delillerde tartışılmıştır. "tanrı eserleriyle bilinir" diyen newton yerçekimini keşfettiğinde bu onun inancını sarsmadı. aksine böyle mükemmel ve bilinçli bir düzenin var edicisine olan hayranlığını arttırmıştı. yani o, bilimin verdiği cevabı tanrı'nın yerine koymadı. ibn-i rüşd’ün ifade ettiği gibi akıl ve vahyi (bu bağlamda din ve bilimi) aynı memeden süt emen öz kardeş şeklinde düşünürsek daha uzlaşmacı, diyaloğa, gelişmeye ve ilerlemeye imkân tanıyan çoğulcu bir süreç oluşturulabilir.

    islami perspektiften duruma bakarsak kur'an'ın evrendeki fenomenleri incelemeye ve düşünmeye sevk eden ayetleri, cehalet üzerinde yükselen yaklaşımlar yerine bilgi üzerinde yükselen yaklaşımları destekler. evrendeki fenomenlerin incelenmesi yıldızlar, dünyamız, canlılar gibi birçok varlık hakkındaki bilgimizi arttıracaktır, bu bilgilere dayalı olarak geliştirilecek yaklaşımlar ise "boşlukların tanrısı" yaklaşımları yerine tasarım delilleri türünden argümanlar olacaktır. bu tarz argümanlar ileri sürmeyi amaçlamak da bilimsel faaliyet için ciddi motivasyon kaynağıdır. 12. yüzyılda yaşayan ünlü islam felsefecisi ibn-i rüşd, varlığı inceleme faaliyetinin allah'ı tanıttığına dikkat çekmiş, bunu yapan felsefenin ("felsefe" ifadesini, bugün "bilim" diye anılan alanları da kapsayacak şekilde geniş anlamlı kullanmıştır) zaruretine dikkat çekerek felsefe-bilim yapmaktaki motivasyon kaynağını ifade etmiştir: "...allah'ın varlığına ancak yapılarının iyi bilinmesi sayesinde tanıklık ederler; ayrıca varlığın yapısı iyi bilindiği sürece allah hakkında bilgi de tam olur. din de, var olanların incelenmesini tavsiye ve teşvik ediyorsa, açıktır ki felsefe kavramının delalet ettiği şey din açısından zorunlu ya da tavsiye edilen bir husustur. dinin var olanları akılla değerlendirmeye ve onları akılla bilmeye çağırdığı, şanı yüce allah'ın kitabı'nın birçok ayetinde apaçıktır..." görüleceği üzere bilimin evrenin işleyişi ile ilgili bir takım kurallar bulması asla allah inancını zayıflatmadığı, ortadan kaldırmadığı gibi aksine daha da güçlendirir. zira bilimin bulduğu her yenilik "neden, nasıl?" sorularını da beraberinde getirecektir ve akl-ı selimle düşünen herkes bilim tarafından keşfedilen mükemmel tasarımın, ince hassas ayarların, hayatın vb. bilinçli bir var ediciye işaret ettiğini rahatlıkla görecektir. allah'ı boşluklarda aramak kur'an'ın temel ruhu ile çatışır. çünkü bir mü'min için allah sadece boşluklarda beliren bir varlık değildir; o evrenin her yeri ve her anına nüfuz eder. doğadaki her olgunun arkasında izi vardır. dolayısı ile hiçbir müslümanın "boşlukların tanrısı" yaklaşımlarını benimsememesi gerekir. özetlemek gerekirse, islam inancında inandığımız allah, boşlukların allah'ı değil, bizim allah'a iman etmemizdeki yegane sebeplerden birisi evrende henüz bilimsel olarak açıklayamadığımız şeyleri açıklamak için ve o boşluğu doldurmak için değildir. bilim allah'ın varlığına dair apaçık deliller sunar, bizi allah'a inanmaya yönelten asıl şey ise bilimsel olarak anlayamadığımız şeyler değil, bilimsel olarak anlayabildiğimiz şeylerdir.

    sonuç olarak "boşlukların tanrısı" düşüncesi belki tanrı'yı ispatlamak adına bir argüman olarak sunulabilir. kendince makul yanları olmakla ve bazı teolojik problemlere çözüm üretmekle birlikte daha çok duygusal bir refleksten hareket etmektedir. tanrı'yı indirgemekte; özgürlüğünü ve faaliyet alanını daraltmaktadır. böyle bir tasavvur teizmin rasyonel tanrı tasavvuruna da aykırı görünmektedir. islam inancının aşkın ve içkin olan geleneksel tanrı tasavvuruyla da uyuşmadığı görülmektedir. nihayetinde tanrı'yı boşluklarda ve gizemlerde değil de evrenin her yerinde mutlak bilgi ve kudretiyle fail ve muktedir olarak tanımlamak mükemmel olarak tasavvur edilen tanrı'nın doğasına daha uygun düşmektedir. bu bağlamda bu tarz yaklaşımlar ne teistlerin körü körüne sarıldığı, ne de ateistlerin körü körüne saldırdığı bir alan olmaktan çıkarılmalı ve her iki tarafında daha farklı yaklaşımlar üzerinde tartışması daha sağlıklı olacaktır.
  • şu ana kadar dünyada varolmuş bütün tanrı'ların ortak özelliği nedir?

    ''hepsi boşlukların tanrı'sıdır.''

    insanlar kişisel şaşkınlıkları karşısında doğa üstü gücü akıllarına getirirler.
    bu, sorulardan kaçan insanların pratik çaresidir. biz insanlar gerçekten oldukça tuhafız. anlamadığımız bir bulguyla karşılaştığımızda yaptığımız ilk şey onu açıklamaya çalışmak oluyor. önce bilimsel metotlarla ispatlamaya çalışıyoruz. mantıklı bir açıklama arıyoruz. ama bir izahını bulamadığımızda, işte o zaman daha mantıksız olan birşeye, bir olağanüstülüğe kucak açıyoruz.

    televizyonda kaşık bükme numarası yapan bir hokkabazla karşılarştığında zeki bir insan nasıl tepki verir? bunun paranormal bir olay olduğu sonucuna atlayanınız varmı aranızda? varsa okumayı burada bırakabilir. çünkü az sonra psişik güçlerimle zihninizi ele geçirebilirim. bu size ne kadar komik geliyorsa, her bilinmeyenin ilahi bir güçle ilişkilendirilmesi de bana o ölçüde komik geliyor. insanların muammalardan kurtulmak adına mizahtan yoksun tanrılar yaratmasına anlam veremiyorum. tarihe bakarsanız bana hak vereceksiniz. eski zamandan bu yana insanlar geliştikçe tanrılar da çağa ayak uydurmaya başladı.

    ilk tanrıları hatırlayın. işi sadece fırtına yaratmak, yağmur başlatmak gibi sıradan şeyler olan tanrılar vardı. fakat bu yetersizdi. dahası, tek yeteneği aşk dağıtmak olan bir tanrı ile insanları korkutmak oldukça güçtü. sonra birileri çıkıp bir üst model tanrı fikrini ortaya attı. bu yeni tanrı, her şeye hükmediyordu. diğerlerinin başarılı olamadığı her alanda, bu tanrı sonuna kadar gidebiliyordu. birleşik tanrı teorisi gibi bir şey...

    ilk zamanlarda insanlar, doğa olaylarını bilmemekten doğan korkuları nedeniyle sığınabilecekleri tanrılar yaratma yoluna gitmişlerdi. fakat bu insanlar, bir alevin etrafında dans etmenin, arzularını gerçekleştireceğini düşünecek kadar aptaldı. o zamandan bu yana, değişmeyen şey insanların arzuları oldu. büyük ikramiyeyi kazanmak için tanrıya da dua edebilirsiniz, bana da. sonuçta kazanma olasılığınız değişmeyecektir. ilk insanlar bunun farkında değildi. ama en azından dürüstlerdi.

    öyleyse birisi size bir şey sorduğu zaman eğer cevabı bilmiyorsanız ''tanrı bilir.'' diyebilirsiniz. bu ''bilmiyorum.'' demekle aynı anlamdadır. topu tanrıya atarsınız. nasıl işlediğini kavrayamadığınız bir şeyi bulun ve tanrıya gönderin. boşlukların tanrısı işte orada.