şükela:  tümü | bugün
  • dogu beyrut'ta, "ermeni soykirimi"ndan sonra buraya yerlesen ermenilerin kurdugu, gayet canli ve sanayilesmis bir mahallenin adinin fransizca imlasidir. bolgedeki sokaklarin isimleri (marash, adana, arax gibi...) nufusun kokenleri ile ilgili yeterince bilgi verirken, yasanan memleket ozlemini de isaret eder.
  • beyrutu ille istanbulun semtleriyle anlatacağım diyorsanız burası beyrutun kurtuluş'tan dolapdere'ye inen yokuşudur ve biraz da küçükçekmece cennet mahallesidir görüntü olarak. demografik olarak da kurtuluş caddesi...
  • --- alıntı ---

    eski dost düşman olmaz
    ayşe böhürler
    gazetem.net
    9 mayıs 2005

    beyrut caddelerinde 24 nisan anma günü panolarında türkiye’nin soykırımı kabule davet edildiğini okuduğumuzda buruj el hamud mahallesinde elli binden fazla ermeni yaşadığını henüz bilmiyorduk. mahalleye girdiğimizde ise aşina kokularla, görüntülerle, tatlarla karşılanacaktık.

    türkiye’de benzerini çokça görebileceğimiz pek çok dükkanın yan yana dizildiği kadınların camlardan sarkarak sokakları seyrettikleri komşuluğu, semt kültürü ile bizden bir mahalle buruj el hamud …

    mahallenin dedeleri antep’ten gelmiş bir ermeni tatlıcıdan, türkçe olarak “eski dost düşman olmaz” atasözünü, içinde yer yer düşman öfkeler taşısa da çoğunlukla hasreti anlatan bir sohbette dinledik. bizim artık kaybettiğimiz ortak bir geçmiş bambaşka şehirlerde buluşturmuştu bizi..

    hasretle ile sitem arasındaki tereddütü kendisi yerine tatlılarını kameraya almamıza yol açıyor. yan dükkândaki manifaturacı agop ise bizi çok güzel bir türkçe ile buyur etti. türkçeyi annesinden babasından öğrenmişti. onlar ölene kadar evlerinde hep türkçe konuşulduğunu söylüyordu. hatta dedeler ve nineler ermenice hiç bilmezlermiş. dükkanda ona yardım eden oğlu ve kızı da babaları kadar olmasa da türkçe biliyorlardı. mahalledeki bütün evlerde neneler dedeler sağken tamamen türkçe konuşulduğu için, kuşak gençleştikçe dil ermeniceye dönüşse bile hala hiç değilse anlayacak kadar türkçe canlı kalmış. türkçe aksanlarda antep, mardin , maraş şiveleri kolayca yakalanıyor.

    ve hasret sözlerinde, bakışlarında, sokaklara verdikleri isimlerde kendini belli ediyor. işte diye gösteriyor hagop sırabonyan “karşıdaki yeni maraş sokağı, öbür taraftaki yeni mardin, yeni antep.. uzun göç sonrası geldikleri bölgelere göre bir araya toplanmışlar sokaklarının adını da bıraktıkları yerlere adayarak koymuşlar.

    lübnan’da 1932 den beri nüfus sayımı yapılmıyor. bu nedenle lübnan ermenilerinin sayısı tahminen yüz bin olarak söylenebiliyor.

    arap sürücümüz, türk yolcularını ermeni mahallesine götürmeyi hayli cüretkar bulduysa da çaresiz kabul etti. bizim mahalleye daha önce gelen türk gazetecilere göre iki kat daha kusurumuz vardı. televizyon ekibiydik ve başları örtülü gazetecilerdik.

    mahalleye girdikten ve türk olduğumuz fark edildiği andan itibaren üzerimizde izleri yakalanmayan bir gözaltı ve hafif bir gerginlik hissetmeye başlıyorduk. müfettiş taşnaklar bu ziyaretçilerinden hoşlanmamışlardı. türkçe konuştuğumuz bir kuşak esnaf konuşmalarının kameraya kayıt edilmesini istemiyorlardı.

    çarşının önünde oturan ve pek çoğu altın ve gümüş işçisi olarak çalışan gençler ikinci sohbet halkamızdı. dediklerine göre, lübnan’ı çok sevmek , evlenirken çok şey isteyen lübnanlı kadınlarla evlenmeye yetmiyordu. “ermeni kadınlar daha çelebiydiler.”

    aralarında ermenistan’a giden neredeyse hiç yok. hatta ermenistan’a gitmek isteyenlerin sayısı da bir hayli az. ermenistan’a gidenleri ise bunu bir görev bilip oraya ekonomik olarak katkı sağlamak amacını güdüyorlar. varuj “ermenistan’a gidip biraz para haşlayıp yardım edip geliyorum” diyor. çarşıda ticaret ile uğraşan esnaf türkiye ile ticaret yapmak istediklerini açıkça ifade ediyorlar.

    sohbet uzadıkça, ilgimiz ortak kültür üstüne yoğunlaşırken, ilgileride hayli renkleniyordu. araya kayserililere, maraşlılar, karslılar da dahil oldu. bu arada camlardan ve balkonlardan sarkanların sayısı da giderek arttı.

    24 nisan anma gününün tartışılmasına sıra gelince ketum gençlerde sert bir pervasızlık başlıyordu. yaşlılar da ise olgun bir sukunet... genç kadınlar daha kin yüklü, yaşlı kadınlar bu kadar kızgınlığı yararsız ve yorucu buluyorlar. türkiye’ye akrabalarını ziyareti daha çok önemsiyorlar.

    önce anılar anlatılıyor, türkiye’de dedelerinin geride bıraktıkları güzelliklerin ardından tehcir esansında yaşanan acılara geliyor sıra. soykırım tezine...

    “türkiye bu tezi kabul etmiyor, bu durumda ne yapacaksınız?” sorusuna ” kabul etmek zorunda. çünkü avrupa ve tüm dünya bunu istiyor!” cevabını veriyorlar.

    yaşlılar acıya çok tanıdık olmanın itidali ile, “aramızda sorun yok yaşananlar geçmişte kaldı, biz aynı kültürün insanlarıyız,” ögüdünü telkin etmelerine rağmen gençlerin keskinliğini yatıştıramıyorlar. kuşkusuz temel eğitim müfredatlarında “24 nisan” anma gününün yeri bu keskinliği belirliyor. minik bir kız çocuğu, “buruj el hamud’da bütün öğrenciler bir aydır türkiye’nin soykırım iddiaların kabul etmesini isteyen tişörtler giyiyorlar. okullarda resim yarışmaları, kompozisyonlar son bir hafta her şey 1915’te yaşananları hatırlatmaya yönelik.” diye açıklıyor.

    “yakın günde bir arada oturup birbirimize ihtiram etmeliyiz,“ diyen kundura ustası, “ siz yetmiş milyon türk, biz beş milyon ermeni! ne konuşacağız? ama sizinle kavga da etmeyeceğiz, bekleyeceğiz yeni nesli yetiştireceğiz.” diyen kuyumcu, “küçük çocuklarımız kiliselerde, okullarda büyük dedelerinin tarihini zikrederler ve unutmazlar.” diyen esnaf.

    “türk gardaşlarımız yeter ki bunu gabul etsinler yeter,bacım sade ticaretle iş bitmez! “ diyen birecikli. hepsi ermeni, hepsi bir acı dönemin fırtınası ile karmakarışık..

    inanılır gibi değil ama türk televizyonlarının müptelası hepsi. 12 yaşındaki elenike “sihirli annem’i” sevdiğini söylüyor. amcaları ise türk televizyonlarını seyrettiklerini söylerken gururlanarak garo mafyan’la övünmeyi de unutmuyorlar. nisan ayında ise taşnakların organizesi ile türk televizyonlarına sansür var.

    ibrahim tatlıses başlı başına bir ilgi ekseni. yaşlı bir ermeni, tatlıses’in kasetini cebinden çıkarıp, gösteriyor.

    1935 ‘de ikinci göçte fransızlar tarafından lübnan’a getirilen en yaşlı ermeni çocukluğunu hatay’da türk askerlerin şefkatini, türklerden gördüğü iyilikleri hatırlıyor. her zaman türkiye’ye gelmeye hazır… derken ermeni bir ağızdan türkiye özleminin anlatılmasını zararlı bulan sert bir taşnak görevli konuşmacımızı kameralarımızın önünden aldığı gibi götürüyor.

    türkiye aleyhine konuşmamasına sitem ediyor ve mahalleyi terk etmemiz için uyarılıyoruz. itirazlarımız işe yaramıyor ve buruj el hamud’ u terk ediyoruz.

    tarihi gerçekler, tarihi belgeler, tarihsiz iddialar, tarihsiz redler... bir dizi yukarda hayatın kendi yükünü görmemiş güç savaşları.. doğrusu hiç ilgilenmiyorum.

    bir aşina yürekten , bir ihtiyar sevgili bakıştan aldığım izleri yanımda götürüyorum. “bacım eski dost düşman olmaz” diyen yürekleri de…

    düşmanlığın sahtesi yer etmiyor içimde. nasıl yer edebilir ki? kendimi yabancıların arasında hissetmedim ki!

    --- alıntı sonu ---

    ek olarak, bourj hammoud'da doğup büyüyen maraşlı profesör artin arslanian'ın mahallenin 1950'lerdeki durumu hakkında da kısaca bir şeyler söylediği bir röportajı için bkz.: http://www.todayszaman.com/…nd-us-of-ourselves.html

    bourj hammoud hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: http://en.wikipedia.org/wiki/bourj_hammoud

    tema:
    (bkz: ermeni soykırımı/@derinsular)

    ana tema:
    (bkz: soykırım/@derinsular)
  • türkçe konuşmasanız bile ingilizce konuşmanızdan türkiye’den gelmiş olduğunuzu anlayabilecek gönüllerin yaşadığı ermeni ghettosu.