şükela:  tümü | bugün soru sor
57 entry daha
  • insanların 'boykot'tan ne anladıklarını bilemiyorum ama türkiye'de sürekli şu cümleleri duyuyoruz;

    'boykot ettin de ne oldu, battı mı şirket?'

    bilhassa sözlükte o kadar çok okuyorum ki bu cümleyi, yazmak istedim.

    hayatta yaptığımız her şey bir seçimdir. ve yaptığımız seçimlerle belirli sistemleri besleriz. mevcut düzenden rahatsız olan pek çoklarımız dahi düzenin bir parçası olmak durumunda kaldıkları için, 'mümkün olduğunca' soyutlanmaya çalışırlar. yani hayatta bazı şeyler vardır, alternatifi mümkündür, 'daha iyi' bir başka seçenek vardır, onu seçersin. bazı şeyler vardır, daha iyi bir alternatifi yoktur, sen de o ürün ve/veya hizmetten tamamen vazgeçersin çünkü onsuz da yaşayabilirsin. bazı şeyler vardır, mecbursundur. öncelikle bunun ayrımını iyi yapmak gerekir.

    hepimiz şu ya da bu şekilde hayatta kalmak için mücadele veriyoruz. zamanımızı ve emeğimizi vererek para kazanıyoruz; bu parayı da bazı seçimler doğrultusunda harcıyoruz. bu seçimlerin sonunda da mevcut sistemde bize ürün ve hizmet sunan firmaları ekonomik olarak büyütüyoruz. bu noktada da işte işin içine kişinin etik değerleri giriyor. bu kitlesel de olabilir, bireysel de olabilir. en popüler birkaç örnek üzerinden gidelim.

    pınar ürünlerini boykot edenler şimdi ne yapıyor hede hödö diye başlıklar dönüyor örneğin. ben malum olaydan sonra cebimden bir kuruş çıkarmadım pınar'a. arkadaşlarım vardı tüketen, onlara da durumu anlattım. bazıları tüketmemeyi seçti, bazıları problem etmiyorum ben diyerek kullanmaya devam etti. kimseye bir 'boykot uygula lan!!!1!!' baskısı yapmadım, hiç bir zaman 'pınar batacak sayemizde!!11!' tribinde de olmadım. ben, zamanımı ve emeğimi vererek kazandığım paradan pınar'a pay etmemeyi seçtim sadece. zira çok kolay bir şekilde alternatifini bulabiliyorum bunun. ama çalıştığım şirket ofise pınar marka süt alıyor anlaşması gereği ve benim tüketmem ya da tüketmememden bağımsız olarak pınar almaya devam edecekler. bunlar değiştiremeyeceğim şeyler. bu, şirketin kimliğiyle, şirketin etik değerleriyle, kurumsal ilişkileriyle alakalı bir durum. 'kurumsal kimlik' hak getire pek tabi ülkemizin pek çok şirketinde. hala turkcell kullanmıyorum mesela ben. turkcell battı mı? hayır. fakat ben çocuk tecavüzünü dolaylı olarak dahi destekleyen bir şirkete yıllık birkaç lira dahi kazandırmak istemiyor ve dolaylı olarak dahi bu işin bir parçası olmak istemiyorum. aynı mantık kızılay'ın son rezaletindeki bütçe fazlasının başka stk'lara aktarılması gibi akıl almaz durumlar için de geçerli.

    bir de alternatifi olmayanlar var, mesela devletin içkilere yaptığı akıl almaz vergiler. bilen bilir, anormal şarap tüketen bir insanım. üstelik anadolu toprakları üzerinde keyifle alıp içtiğim, bildiğin brand loyaltynin bokunu çıkardığım birkaç bağ mevcut. fakat ben bugün yurt dışından 18 tl'ye fr/it şarabı alabiliyorsam, aynı segmentteki şarabı türkiye'de 49tl'ye almam. ben bugün yurt dışından 56tl'ye bir litre uzo alabiliyorken türkiye'de bir litre rakı için 156tl sadece vergi ödüyorsam, türkiye'den rakı almam. çünkü oha yani. şaraba verecek param olmadığından değil, hiç problem değil benim için şarap parası batmaz. bana koyan içtiğim 4 kadehin 3'ünün vergi olması. şarap içmesem ölür müyüm? ölmem. dolayısıyla bu ürünü/hizmeti almayı tamamen kesmeyi hedefliyorum. amaç o yönde daha doğrusu. elbette mümkün değil böyle bir şey, 'daha gerçekçi olanı' ise minimize etme. derdim anadolu bağlarını batırmak mı? asla değil. ama kendimce tüketmiyorum. çünkü bence herhangi bir tüketim ürünü olması gereken alkol üzerinden dönen devlet sömürüclüğü benim etik değerlerimi hayli hayli aşıyor.

    kalkıp bu hareketlerime 'boykot' da demiyorum. bence boykot olmadığından değil, millete 'abi ben şirketi batırmaya çalışmıyorum ki, kurumsal kimliklerini beğenmediğimden...' diye laf anlatamıyorum, sebep o.

    aldığımız her ürün, tükettiğimiz her hizmet bir yerlerde başka mikro ve makro sistemleri destekliyor, belki de ayakta tutuyor. mühim olan, bu -zaten çivisi çıkmış- dünyada, iyiliği mi yoksa kötülüğü mü çoğaltmak istediğiniz.

    ha bir de şey var, en çok ona hastayım, 'e o zaman hiç bir şey tüketmemen lazım!'. çok doğru! zaten 'tüketim'in sorgulanması gereken bir sistemdeyiz tatlım, tanıştırayım, kapitalizm. keşke hiç tüketmesek. ama daha güzeli var, tüketiciden almak mesela. girişimler ve sosyal girişimler var. sosyal medya çağında 'temiz tüketim' yapabileceğiniz o kadar çok alternatif var ki! tek kriter etik değerlerinizin nerede durduğu ve elbette gerçekçi olmak gerekirse maddi gücünüz.

    favori şarabım 50+ olmuştur son vergiyle. üzücü. ne yapalım, coğrafya kadermiş, öyle diyorlar.