şükela:  tümü | bugün
  • günümüzde "bayık film" janrını yeniden yücelten yönetmen john singleton'dan doksanlı yılların en iyi yirmi beş filmi arasında gördüğüm ilk filmi-23 yaşındayken kendisini en iyi senaryo ve yönetmen dalında oscar adayı bulmasıyla biraz "edge"ini kaybediyor. ama geriye kalanlar bu zırhın sonsuzluğunda bir sinema aydınlığının ay parçaları. bu günlerde city of god'a tapınmak dışında eli kolu bağlı olan insanlık-sanırım referans noktalarını kaçırınca, elinde kalan çıplak bir hayranlık ve unutulan klasiklerin arkasındaki hayalet gülücükleri oluyor.
  • cenci milletinin nasil birbirini kirdigina sahit oldugumuz kendi dalinda basarili film.

    (bkz: menace 2 society)
  • ghetto kulturunu en iyi anlatan filmlerden biri. icindeki insanlarin umutsuzlugu, kurtulmak icin kivranislari, uyusturucu, silah ve daha fazlasi. cuba gooding jr'dan normalde 6 yas buyuk olan morpheus abinin genc baba rolu gayet guzel. aslinda filmin ilk cumlesi filmin kendisini ozetliyor:
    her 21 afrika kokenli erkek amerikalidan 1'i hayatini oldurulerek sonlandiracak ve bunlarin bircogunu sonlandiran eller yine siyah erkek olacak.
  • yönetmenini 24 yaşındayken en iyi yönetmen oscarına aday eden film. yönetmen de bugüne kadar bu ödüle aday olan tek zenci olmuş bu film sayesinde. yani ne demek bütün bunlar. anlatam sene: bu doksanların başında amalikenin hood film dediği bir dalga türedi. işte nedir efendim? zenciler. amelikada. los angeles south central bölgesi. compton falan. ben bilmiyom oraları tabi de. filmlerden öğrendik. meğersem en fakir fukara. en belalı. en çeteli. herkeste silah. teksas sanki amına koyum. zencili teksas. crack. koko. uyuşturu. esrarı nefes çekenler. kalaşnikofla drive by yaparak ölüm. falan. bunların hepsi varmış orada. çok bela bir yer yani. annen göndermez. ben ufaktım o dönem. sonradan wikipedia'dan öğrendim bunları okuyarak. çünkü wikipedia allah kelamıdır. diyor ki oradaki maddede: eley polisi çok pis. dövüyor zencileri. öldürüyor. sonra onlar da yo men diyerek 1992'deki los angeles isyanlarına başlıyor falan. yani adamlar zenci olarak demiş ki: amk biz fakiriz. bizim ecdadımızı sikiyorlar beyaz adam. alayına isyan. inadına özgürlük. ölümüne çarşı falan demişler. sonuçta çok pis olaylar çıkmış dükkanların camına taş atmalar olmuş. şu anda da zaten los angeles dedikleri yer amerikanın bence de en boktan şehri. sokaklar pis. bokum gibi ortam. kediler bile haraç soruyor. anca işte hollywood flick sektörü kurtarıyor götü. ama geneli sik gibi olan pis bir yer. çete savaşları var. şehirlere bonbalar yağıyor her gece. neyse doksanların başındaki hood film dalgasında ney var bir bakalım: south central'de geçen boyz n the hood ve menace 2 society zaten arketip gibi. sonracığıma öbür yakadan, new york'taki new jack city var. ki boktan bir film. ve hepsinden önce brooklyn'de çektiği var esas şeyin. o asabi yok mu? kemik gözlüklü 1.50 boyundaki arap. spike lee. onunsi bence en güzeli kesinlikle. benim en sevdiğim iki filmden biri. ama bir dakke? ben arap mıyım? değilim. ay yarrak ya! sikerim belasını bana ney amana kuyum amelikedeki zencinin yoksulluğu? aqqq eley polisi zenci öldürüyormuş? ben napiyim ya be? benim ebem sikiliyor istanbul'da ya? kirayı bölüşüyoz üç arkadaş yine yetmiyor bana para? ne zenci haklarını konuşuyon bana? hay sikiyim sanatını ya ben? amerika nerde ben nerdeyim ya? kültür emperyali misin ne misin be ibnur ya! kim siker senin çeteni abicim ya? amını sikiyim doğru düzgün bir futbol liginiz bile yok. anca işte los angeles galaksi (takım bile değil) gider beckham'ı alır. ulan sizi ben pes'te sikerim be. boyz n the hood, south central'da doğup büyümüş yönetmen john singleton'un adeta bir belgesel sadeliğiyle, çok duru ve çok gerçekçi olarak o yoksul mahallelerde yaşayan siyahi amerikalıların günlük mücadelesini resmetmesidir. fakat bence do the right thing bunlara sokar sokar çıkarır. hepsinden en güzel araplı film o. onu izleyin önce. sonra bunları izle. emülede var. açık bırakırsan bir gecede geliyor.
  • john singleton'ın yazıp yönettiği 1991 yapımı amerikanın arka sokaklarında yaşayan zencilerin anlatıldığı harika bir film. filmde yönetmen arka sokaklarda yaşamanın ne kadar zor olduğunu ve insanların burada şiddet ve sefalet içinde nasıl yaşadıklarını gösteriyor. babası tarafından çok iyi yetiştirilmiş olan ve sürekli üniversite hayali içinde yaşayan birinin bile burada pisliğe batabileceğini gösteriyor film. ayrıca film en iyi yönetmen ve en iyi senaryo dallarında oscar'a aday olmuş ama ikisini de alamamış, oscarı alamamasının asıl nedenlerinden biride yönetmenin zenci olması o yıllarda zencilere pek ödül vermiyorlardı. filmin oscara aday olması bile büyük bir ilerleme bence hem film zenci hayatının zorluklarını anlatıyor hemde yönetmen zenci.
  • ghettolarda yaşayan siyah insanların hayatlarındaki acıyı,zorlukları,mücadeleyi,ve daha birçok öğesini çok gerçekçi ve cesur bir dille anlatan film.aslında çoğu insanın görmediği,göstermediği veya umursamadığı şeyleri gören,gösteren ve umursayan film.

    özetle çocukluktan arkadaş olan,zor şartlarda,uyuşturucu,şiddet ve ümitsizlik içinde doğan büyüyen küçük bir arkadaş grubunun acımasız hayata tutunuşunu,ya da tutunamayışını izliyoruz.

    şiddetle büyüyen ve şiddetle yaşayanlar,hayallerinin peşinden koşmak isteyen gençler,hayatını boş geçiren ümitsizler ve daha fazlası.hepsinin ortak özelliği ise boktan ve çıkış yolu olmayan bir hayatın tam ortasına saplanmış olmaları.

    amerikanın görmezden geldiği bu ghettoları, amerikanın bir güzel gözüne sokuyor bu film.ghettoları ve ırk ayrımıyla ilgili pek rahatsızlık duymayan devlet ve halka güzel bir ders verir nitelikte bir film kanımca.onlarla empati kurmanızı,anlamanızı ve en önemlisi düşünmenizi sağlıyor.

    neden?

    başrollerinde cuba gooding jr. , laurence fishburne , ice cube gibi isimleri barındıran.ve oyunculuk açısından bir hazine olan filmin yönetmenliğini de baby boy,higher learning,poetic justice,four brothers gibi isimlerden tanıdığımız john singleton üstlenmiş,çok da başarılı olmuş helal olsun.

    aklımda kalan quotelar ise şöyledir.

    keşke o zenci ölseydi, sokaklardan bir pislik daha azalırdı diyen siyahi polis memuruna ters bakışlarından sonra somethings wrong sorusuna...

    'somethings wrong?yeah.its just too bad that you dont know'

    neden siyahların yaşadığı fakir mahallelerinde her köşede bir alkol dükkanı ya da bir silah dükkanı var?bunu beverly hillste göremezsiniz.
    çünkü kendimizi öldürmemizi istiyorlar.

    'they want us to kill ourselves'

    ve kardeşi ölen kahramanlardan biri sabah televizyonu açtığını,ama ne kardeşi ne de ghetto olan bitenlere dair hiçbirşey görmediğini söylerken

    'either they don't know,don't show,or don't care'

    izlenmeli.
  • '' her 21 siyah amerikalı erkekten biri cinayete kurban gidecek çoğu bir başka siyah erkeğin ellerinde ölecek'' sözüyle açılış yapan film. filmde neredeyse hiç beyaz yok, siyahi amerikalıların gündelik hayatlarını ve birbirleriyle mücadelesi anlatan, ölümün sıradan bir olay olduğunu gösteren film.
  • izledikten sonra sözlerine dikkatle bakmak şartıyla, 2pac - changes parçasının dinlenmesi gerektiğini düşündüğüm filmdir.
    filmin yapımı, 2pac bu parçayı kaydetmeden önce tamamlanmış. ama eğer film sonradan yapılsaydı, filmin bir yerlerinde bunun çalacağına kalıbımı basarım. çünkü birbirini bu kadar tamamlayan bir film-müzik ilişkisi zannediyorum çok az vardır.
    film 1991 tarihli. parçanın kaydı 1992 yayımlanma tarihi ise 1998. siyah devlet başkanı bile geldi ama hiçbir sikim değişmedi.yani değiştirilmedi.
  • 112 dakikalık, 1991 yapımı film.

    2 oscar adaylığı da bulunan yapım, zamanına damga vurmuş filmlerden. amerikan sinema tarihi açısından da önemli bir yere haiz. dönemin ve şartların atmosferi direk olarak hissedilebiliyor; yüklü olarak da sosyal mesaj var doğal olarak. ( aids muhabbeti sahnesinde olduğu gibi )

    fakat şunu da eklemeli; ( uzun yıllar sonra tekrar izleme sonrası açıkça farkettim ki ) aslında oyunculukların yüzde doksanı pek fena, türlü hata var ( aralarında yaşlanmayan polisler, diyalog esnasında donup kalmalar gibi komikleri de var ) türlü kusur var, teknik anlamda sahneler sanki ayrı ayrı çekilip birleştirilmişçesine yapay; ama netice itibari tuhaf bir şekilde göze batmıyor ya da filmin yerine saygıdan farkedilmek istenmiyor.

    amerikan sosyal ve kültürel tarihine getto gerçekçiliği ile bir bakış fırsatı sunan film tavsiye olunur.

    7 / 10.

    her eve imdb
  • son derece yalın bir film olmasının yanında, kendisinden henüz iki yıl önce çekilmiş olan do the right thing gibi, şahsi fikrimce bugüne kadar yapılmış en iyi "hood" filmin konumlandığı noktaya ulaşamamış ve daha yüzeysel kalmış '91 yapımı john singleton filmi. daha doğrusu, yüzeyselden ziyade kişisel desek daha doğru olur sanırım. filmdeki bazı sahnelerin, yönetmen tarafından kişisel tatmin için çekildiğini düşündürdü bana. mesela, tre'nin annesiyle ya da kız arkadaşıyla yaşadığı ve buna benzer birçok ikili ilişki senaryoya hemen hiç katkı yapmaksızın belgesel havası kattı filme. işte yüzeysellikten kastım buydu. izleyiciyi ilgilendirmeyen bir takım kişisel ilişkiler ağı... oysa ki do the right thing'den tek bir kare bile çıkartılabileceğini düşünemiyorum. hatta yine spike lee'in clockers'ı da bu açıdan daha iyi diye düşünmekteyim. bi de ice cube iticiliği diye bi şey var. belki de bu yüzden de ısınamamış olabilirim.