şükela:  tümü | bugün
  • bir playoff maçı mı izledik bir hollywood filmi mi yoksa brandon roy'un rüyasında nolan vari bir dalış mı yaptık... hiç bilemiyorum...

    sevdiğiniz oyuncuların yahut sevmediğiniz lakin saygı duyduğunuz oyuncuların eskisi gibi olmadıklarını görmek, yapabildikleri şeyleri artık yapamıyor oldukları görmek üzücüdür. umumiyetle yaşlılık sebebiyle bir performans kaybı söz konusu olur. içlenirsiniz bir ah çekersiniz.. doğanun kanunu der geçersiniz. bazen mesele yaşlılık olmuyor, sakatlık ve hastalıklar bir oyuncunun potansiyelini gerçekleştirmesine engel oluyor. oyuncu üzülüyor, sevenleri üzülüyor elden bir şey gelmiyor....

    roy tam da bu noktadaydı... büyük bir oyuncu olacağının sinyallerini vermiş, bir efsanenin doğuşuna tanık olduğumuzu hissettirmişti. siyah bir ginobili derken, bir amerika'lının hem fiyakalı hem delikanlı hesabı hem atlet hem de oyun zekasının yüksel olmasına dem vuruyordum. dizleri roy'u yarı yolda bıraktı. iki dizinden birden ameliyat oldu ve henüz yapabileceklerini yapamamışken, potansiyelini gerçekleştirememişken bir veteran oyuncu olma noktasına geldi. yedekten oyuna giriyor, şuta dayalı hücum ediyor ve kendisinin iyi zamanlarını izlememiş biri için sıradan bir oyuncu gibi gözüküyordu.

    dallas eşleşmesinin ikinci maçında ağlamaklı oldu. evet ağlıyorum demdir bu hesabı ağlamalık oldu zira kendisi gibi bir oyuncunun az süre alması, bir kenara atılması, sanki artık senden geçti noktasına gelinmesi kanına dokunmuştu. nasıl ağlamaklı olmasın biz bile ah ulan diyorduk, kendi nasıl dağılmasın... iki dizinden birden olduğu ameliyat ve sonrası roy'u bu noktaya getirmişti. koçunu eleştiriyor ve daha fazla oynamalıyım diyordu. o böyle dedikçe hem amerikalı nba yorumcuları hem de kaan kural, roy ile dalga geçiyor ve karakterinin erozyona uğradığını söylüyordu. bir şey oynayamadığın için, eskisi gibi olamadığın için oynamıyorsun... oynamayı bekleme....

    roy, bütün bunlara iverson vari bir cevap verdi. playoff birinci tur dördüncü maçında dallas'a karşı son periyot oynanırken portland 18 sayı gerideydi maç ve dolayısıyla seri bitme noktasına gelmişti. o vakit meşhur sazı eline alan brandon roy oldu. son periyotta 18 sayı atarken 3 asist yaptı. takımının maçı kazanmasını sağladı ve yine gözleri doldu. bu sefer kederden değil mutluluktan.... bakın ben sadece sakatlandım hala büyük bir oyuncuyum diyebildiği için, bunu bütün dünyaya gösterebildiği için...

    rudy tomjanoviç, starwars göndermesi yapıp bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın demişti, brandon roy; bir winnerın yüreğini asla hafife almayın deme noktasına geldi, dese başı ağrımayacak kıvama geldi. brandon roy; manu ginobili, dejan bodiraga ve michael jordan gibi winner bir oyuncuydu... hala da öyleymiş... aşkolsun.

    oyuncu bu akşam itibariyle tarihe geçti. bitmiş denen bir oyuncuyken şovunu yaptı ve maçı aldı. belki bir daha asla böyle oynayamacak belki böyle oynamaya devam edecek... bilinmez. bildiğimiz şu; brandon roy, 2011 nba playofflarına damgasını vurdu.
  • sadece basketbol tarihinin değil, tüm spor tarihinin en büyük "winner"larından biri olacaktı. eğer sağlıklı bir şekilde devam edebilseydi kariyerine şu an basketbolunun en olgun çağında izliyor olacaktık onu. potanın filesinden çıkan "şırk" sesi kadar kusursuz şutlarıyla elimizi yumruk yapacaktık.

    bu adamın daha 20'li yaşlarında basketbola veda etmek zorunda kalması spor tarihindeki en büyük boğaza oturan yumrulardan biridir benim için. basketbolu bırakışı, yılmayıp geri dönüşü, sonra tekrar bırakışı... o, basketbola yâr olamayı çok istedi ama basketbol ona yâr olmadı. maalesef.
  • şanssızlığın piç yerine efendi adam tercihinin son kurbanı olmuştur. 6-7 ay önceki son play off da dallas karşısındaki 4. maçta yaptıkları en güzel play off anılarının başlarındadır.
  • siyah bir ginobili. manu ginobili'yi özel kılan; siyahlar gibi atletik olması, avrupalılar gibi basketbol bilgisinin üst düzeyde olmasıdır. avrupalı ile amerikalı oyuncuların hücumda en belirgin farkları; avrupalının savunmacısının zaafına hücum etmesi, amerikalının ise kendi iyi olduğu konuyu zorlamasıdır. gücü, hızı, şutu gibi nesi iyiyse onu kullanır amerikalı. brandon roy avrupalı gibi oynayan bir amerikalı. rakibini karşısına alıyor ve rakibine göre hücum şeklini belirliyor. rengini görmesek, adını bilmesek dejan bodiraga tedrisatından geçmiş derdik. yine avrupalılar gibi şutu çok iyi ve pas yetenekleri üst düzeyde. son oynadığı orlando maçında kendisini sırasıyla; pietrus, bogans ve hidayet savunmaya çalıştı. üç farklı oyuncu, üç farklı şekilde savunma yapmaya çalıştı. üç farklı oyuncu derken, baskısına, atletik yeteneklerine ve fiziksel özelliklerine güvenen üç ayrı oyuncu. üç benzer değil. roy önüne çıkan savunmacıya göre hücum şeklini değiştirdi ve her seferinde sayıya ulaştı. greg oden günün birinde nba'de sayı atabilirse sayı pasını muhtemelen roy verecek. pek yakında doğudaki lebron james'in karşısına çıkmak için chris paul ile üstüste batı finalleri oynamaya başlayacaklar. ben avrupa basketbolu seviyorum ve ginobilllli hayranıyım diyorsanız bir de dünya gözüyle bu muhteşem oyuncuyu izleyin derim.
  • o sakatlıklar olmasaydı, portland rebuilding sürecine girmeyecek ve lillard başka diyarlarda oynayacaktı. greg oden lamarcus aldridge nicolas batum brandon roy andre miller 5i kağıt üstünde çok dengeli ve etkili bir 5 olabilirdi ama sakatlıklar buna engel oldu.
    kendisine gelecek olursam, ginobili'den sonra ne sevdiğim sg idi. doğum günümde basketbola geri dönüp beni mutlu etse de minny'de oynadığı 2 maçı acı içerisinde seyretmiştim. çok özel bir karakterdi. kendisi de basketbola geri döndükten sonra yanlış hatırlamıyorsam "bir gün oğlum bana neden bıraktın derse, ona cevabım olsun diye tekrar denedim" demiştir. dizlerinden geçirdiği çok ağır ameliyatlar yüzünden çok net hof potansiyeli sahibi roy'u verimli olarak sadece 3,4 sene izleyebildik.
    yarım kalmışların, tamamlanamamışların oyuncusu, dallas maçı performansı ise kariyerindeki son resmi maçıdır benim açımdan. ondan sonra 3 buçuk maç daha oynamıştır ama sahada roy'un dizleri yoktur.
    belki de portland şehrinin basketbol organizasyonunu kurtarmış adamdır, keşke yarım kalan şeylerini tamamlayabilseydi.
    the natural
  • adını ne zaman görsem içimi tarif edemediğim bir hüzün kaplayan büyük yetenek.

    çok büyük oyuncu olacaktı çok.

    "did it!! yes he did! oh yeahhh!"*
  • dün yine parkeyi terk etmek zorunda kaldı dizi yüzünden. yeniden ameliyat olmasının yararı olmayacağını söylemiş doktorları. iki menisküsünde de kıkırdak doku kalmamış çünkü. şimdilik ağrı kesici, iltihapla savaşan ilaçlarla sahaya çıkıp daha az süre alacakmış. geleceği ise meçhul, kariyeri boyunca kurtulamayacağı kronik bir illet çünkü bu.

    kariyerinin geri kalan kısmında fiziksel mücadeleden kaçmak zorunda kalan, sürekli şut üzerinden oynayan bir brandon roy görmemiz çok muhtemel. bu durumun roy'un oyununu ne kadar aşağıya çekeceğini dile getirmek bile gereksiz tabi. böyle bir sakatlık kimin başına gelirse gelsin üzücü ama hele roy gibi efendi karakterli bir süperstar adayının başına gelince insan daha bir küfrediyor şanssızlıklara.
  • dün gece trail blazers'ın lakers'ı 107-98 yendiği maçta kobe bryant karşısında ders niteliğinde bir oyun oynamış cool shooting guard. iki oyuncu da maçı 32 sayıyla bitirdi ancak atlanmaması gereken bir detay var ki o da şu: roy 32 sayıyı sadece 11 şutla yaparken, kobe'nin 32'ye ulaşması için 37 şut kullanması gerekti. roy bu işi kobe ve artest tarafından savunuluyorken başardı üstelik. roy'un ilk defa yaptığına tanık olduğumuz bir şey de değil bu, verimlilik konusunda son yıllarda lige gelmiş en iyi oyuncu belki de bu adam.
  • kendisinin bu aksamki performansi, herhangi bir insana herhangi bir konuda ilham verebilecek cinstendir. gözlerim doldu ulan.
  • saat farkından dolayı şanssız bir konumdayız. fedakarlıklar yaparak izliyoruz nba maçlarını senelerdir. kimisi anlayışla karşılıyor ama büyük bir kısmı içinden "manyak mısın?" diye geçiriyordur muhtemelen.

    derken bir adam çıkıyor ve sakat diziyle öyle bir başkaldırış sergiliyor ki, onca uykusuz geceyi unutuyorsunuz ve bu olaya tanık olduğunuz için kendinizi ayrıcalıklı hissediyorsunuz.

    nba'in ve hatta sporun en büyük büyüsü budur.

    roy n'aptın sen ya?