şükela:  tümü | bugün
  • stefan zweig romanlarından biri.

    --- spoiler ---
    gavat bir çocuğun hikayesi.
    --- spoiler ---
  • stefan zweig yine güzel betimlemelerle mest etmiştir.

    - "sadece mayıs ve haziran aylarında görülen o beyaz, huzursuz bulutlar gökyüzünde uçuşmaktaydı. bu genç ve hareketli oyunbazlar, göğün masmavi meydanında birbirleriyle yarışırken aniden yüksek dağların arkasına saklanarak kucaklaşıyor, sonra kaçışıp kâh mendil gibi buruşuyor, kâh şeritler halinde dağılıyor ve sonunda muziplik ederek dağların tepesine beyaz kasketler gibi yerleşiyorlardı."

    - "tek başınayken kutusunda çıkartılmayan bir kibrit kadar soğuktu ve kendine bile yararı yoktu."

    ayrıca ilk entry'deki gibi değildir.

    --- spoiler ---

    anasını ayartmaya çalışan bir şerefsizin ekmeğine kan doğrayarak gönlümüzü kazanan bir çocuğun hikâyesidir.
    --- spoiler ---
  • kitabı okurken kendi kendime "acaba bu kitap zweig'in ilk kitaplarından mı?" diye düşündüm ki gerçekten de ilk yazdığı öykülerden biriymiş. haddim olmayarak söylüyorum ama yazdığı ilk öykülerden biri olduğu kitabı okurken bariz bir şekilde belli oluyor.
  • stefan zweig'in 1913 yılında yazmış olduğu, tek başına tatil yapan çapkın bir adam ile küçük oğluyla tatile gelmiş bir kadının hikayesinin anlatıldığı kitabıdır.

    bir çocuğun ergenliğe geçişini, annesiyle, toplumla ilişkisinin evrilmesini zweig'a özgü biraz kötümser, biraz da detaycı bakış açısıyla ortaya koymasının yanı sıra yazarın kendi yaşam öyküsünün izleri de kitapta görülmektedir.

    "oyunun hakkını veren biri için çekici olan, mücadele etmek, karşısındakini o her şeyin farkındayken ele geçirmektir."

    --- spoiler ---

    kısa bir tatil için avusturya alplerine giden bir baron, zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık kurarak işe koyulur. yakıcı sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikayesidir aslında. ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara büyüklere göründüğünden çok daha berrak görünmektedir…
    --- spoiler ---
  • türkçe'ye yakıcı sır olarak çevrilmiş bir stefan zweig öyküsü.

    (bkz: stefan zweig)
    (bkz: yakıcı sır)

    genel olarak, anlatılan konuya; bir çocuğun gözünden yetişkin ilişkilerine bakış açısı dersek yanlış olmaz sanırım. bu yetişkin ilişkileri spesifik olarak; annenin aldatması, daha doğrusu çapkınlık denemesi üzerinden ilerleyince, merak unsurunu da sürekli ayakta tutuluyor. daha vurucu geliyor kulağa.

    fakat anlatım tarzı, standart bir zweig okuyucusuna; satranç, amok koşucusu, muhteşem bir gece, bilinmeyen bir kadının mektubu gibi aklıma bir çırpıda gelen öykülerden sonra, yavan gelebilir. belki çeviriden dolayı böyle düşünüyorum, bilemiyorum ama okurken, bu nasıl zweig öyküsü ya dediğim dönemler oldu.

    okuyalım.

    bu arada, kitabı internet siparişi ile kargo ücretsiz olsun diye, sepeti gerekli tutara tamamlamak için almıştım. ( bu kısım da zweig kitapları için artık klişe hale evriliyor maalesef) maviçatı yayınları'nın bir baskısıydı. açık söyleyeyim, 70-80 sayfalık bir öyküde 5 tane falan yazım hatası buldum. belki kaçırdıklarım da vardı. hani yazım hatası dediğim de direk yanlış harf falan. imla hatası değil. bu yayın evinden uzak durun özetle. acayip özensiz.
  • yukaridaki saskinlikla okudugum yorumlara ragmen gene heyecani her sayfasinda azalmadan artan, bir cirpida okunan, size karakterlerin hislerini yogun sekilde yasatan bir zweig oykusu daha. bence kadin - erkek bakis acisi farkliligini ortaya cikaran turden bir oyku. zira bakis aciniza gore kitaptaki cocuga olan hisleriniz degisim gosteriyordur diye dusunuyorum.
  • zweig beyin vasat kitabı.

    kendisini severim ama bu kitapta satranç veya amok koşucusu seviyesinde bir öykü yazabildiğini düşünmüyorum. ancak adil olmak gerekirse, yazar, bu kitabı satrançtan tam otuz sene önce yazmış. o yüzden üslubunda birtakım gerilikler olması normal. yine de okumaya değmez, demiyorum. fakat kesinlikle okumalısınız da diyemem.

    hikâye çok sıradan bana kalırsa. hiç ilgimi çekmedi. diğer taraftan, çocuğun zihnini anlatışı hoştu, hakeza kadının dişiliği ve anneliği arasında kaldığını söylediği kısımlardan da keyif aldım. fakat baron karakterinin biraz havada kaldığını düşünüyorum.

    uzun lafın kısası, bir oturuşta bitirilen, çok da fena olmayan bir kitap. otobüs+metrobüs yaparken bitirdim kendilerini.
  • belki 100 yıl önce yazılırken çok daha nitelikli bir konuydu kitapta anlatılan ama 21. yüzyılda bırakın kitap olmayı, sıradan bir dizinin bir bölümü ancak olabilir.

    annenin çevirdiği film fırıldak, heyecan arayışı, ikilemi ve oğlunun bu şehvet oyunlarını anlama çabaları maalesef bugünler için çok sıradan bir muhteva.

    yine de zweig’dan ustaca tabirler mevcut elbette.

    --- spoiler ---

    kadının güzelliği, çok fazla hayranlık görmenin verdiği özgüvenle doygun ve gösterişli bir kıvama gelmişti.
    ...
    çocuklar hastalanmakla hep gururlanırlar çünkü bunun ailelerinin gözünde önemlerini iki katına çıkardığını * bilirler.
    ...
    fakat bu ne korkunç bir sır olmalıydı ki, yetişkinleri bir çocuğa yalan söyleyecek, bir suçlu gibi kaçıp gidecek kadar ileri gitmeye zorluyordu.

    --- spoiler ---
  • stefan zweig'ın biraz yavan kitabı. sigmund freud'a olan takdiri doğrultusunda, ergenliğin eşiğindeki bir çocuk ve kafası karışık annesinin ilişkisi psikanalistik bir yaklaşımla konulaştırılmış. özellikle son bölümde anne - çocuk ilişkisi üzerine ima edilenden daha derin çıkarımlar yapmaya müsait bir atmosfer hakim.

    --- spoiler ---

    fakat bu kadar derin bir konu işlenirken bağlı kalınan olayın tekdüzeliği ve başta hislerine ve iç dünyasına bolca yer verilen baron'un sanki sıradan bir karaktermiş gibi bir anda hikayeden çıkıp gitmesi kitabın büyüsünü bozuyor.

    --- spoiler ---
  • sırf şu kısma sahip olduğu için çok sevdiğim bir kitap:
    --- spoiler ---

    yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında daha önceki gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıklarının yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir. yaşanmamış duygular burada birikerek aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiye karşı alabildiğine boşalır. edgar da karanlıkta hem mutlu hem de karmaşık duygularla yatıyor, gülmek isterken gözlerinden yaşlar akıyordu. çünkü baron'u, bir arkadaşını veya anne babasını hatta tanrı'yı hiç sevmemiş olduğu kadar seviyordu. ( iş bankası 7.basım/ 14.sayfa)
    --- spoiler ---

    ben de hep böyle düşünmüşümdür. o yüzden okuyunca epey heyecanlanmıştım.