şükela:  tümü | bugün
  • dün brexit mevzusuna dair ayrılık yanlısı bildiri dağıtan bir teyzeden türkiye'nin seneye avrupa birliğine gireceğini öğrendim. kendisine kibarca 'teyze biz siksen giremeyiz ab'ye, ben türküm oradan biliyorum' desem de kendinden emin bir şekilde seneye ab içerisinde sınırsız dolaşım hakkı ve yerleşim hakkı alacağımızda diretti. görünen o ki dünyanın her yerinde politikacılar yalancı ve insanlar büyük ölçüde akıldan mantıktan uzak.
  • ingiltere iktidarinin işi bilmedigini gösteren referandum.

    oysa ki referandum tek yerine iki maddeli olmaliydi

    1- britanya birlik den ciksin mi
    2- molotov kokteyli atanlar serbest birakilsin mi

    böylece kampanya sürecinde birlikten cikma yanlilarini parmakla gösterip terörist olarak itham edebilirlerdi
  • referandum demokrasiler için büyük tehlike bu artık iyice belli oldu. kapsamlı düşünülmesi gereken konularda sorumluluktan kaçıp halkın önüne sandık koyarsan halkı en iyi kandıran oyunu kazanır.

    brexitte de işte aynısı oldu, cameron söz vermiş bulundu ve sandığı koydular, tabi boşluğu gören boris golü attı. peki niye referandum hatalı hamle? çünkü konu çok boyutlu, sadece göçmen konusu değil işin içinde iskoçya var, irlanda var, ticaret anlaşmaları var.

    özet olarak referandum ülkelere zarar veriyor eğer meseleler referandum ile çözülecekse o zaman meclislerle temsili demokrasi niye var? işte asıl mesele bu.

    bakın o kadar laf karaladım türkiyeye gelemedim, tayyip her başı sıkıştığında referandumu niye çıkartıyor çünkü halkı iyi manipule ediyor da ondan.
  • 15 yildir ingiltere'de yasayan biri olarak soyluyorum. bi sik olmaz merak etmeyin. ingiliz sandigin basinda eline muhru aldigi anda ya yedigi bokun farkina varir, ya da gotu yemez, remain'i basar.

    farrage, daily mail vs. gibi dikkate alinmaya degmeyecek cahil cuhela kesimin desteklemesi bile out demenin ne kadar sakat bir dusunce oldugunu kanitliyor.

    cikis en az 7-10 sene surecek bu arada yasanacak krizler, problemler, ulke'deki yeni sistem oturana kadar olusacak kaos, yeniden yapilacak anlasmalar, ticari faaliyetlerin duzenlenmesi, sinirlarin tekrar duzenlenmesi - bu arada avrupa birligi ulkelerinin sirf uk'nin out demesinin acisini cikartmak istercesine butun isleri yokusa surecek olmasi. iskocya'nin hepten kazan kaldiracak olmasi - adamlar daha yeni uk'de kalmak icin oy verdiler, simdi uk eu'dan ayrilirsa delirir adamlar falan ooohoo, olacak is degil. yani bir migration uzerinden ekmek yiyen bu ukip, sagci vs. kesiminin bile alamayacagi kadar buyuk risk.

    ben yine out olarak oyumu verecegim sirf geyik olsun diye.

    edit: alemin en buyuk got olusu olarak bu entry'im de tarihe gecsin madem

    (bkz: ben sok)
  • birleşik krallık ab’den çıkacak mı?

    ülkede geçtiğimiz günlerde yapılan genel seçimleri 2017 yılında birleşik krallık’ın avrupa birliği üyeliğini referanduma götürmeyi vaat eden muhafazakar parti’nin kazanmasının ardından, ingiltere’de en önemli gündem maddesini ab ile olan ilişkiler ve birlikten çıkılıp çıkılmayacağı (popüler ifadeyle brexit) tartışmaları oluşturuyor. genel seçim sonuçları dikkatle incelendiğinde; ab yanlısı işçi partisi ve liberal demokrat parti’nin ciddi oy kaybına uğradığı, ab karşıtı ukıp ve ab’ye kuşkuyla yaklaşan muhafazakar parti’nin ise oylarını arttırdığı görülüyor. bu durum da dikkate alınırsa, birleşik krallık’ın ab’den ayrılması senaryosu, artık fantastik bir ihtimal olmaktan ziyade ciddi bir politika alternatifi haline gelmiş durumda. her ne kadar başbakan david cameron bu konuda seçmenleri yönlendirici sert bir tavır ortaya koymasa da, son dönemde ab politikalarına karşı geliştirdiği itirazlar ve üyeliği referanduma sunacağını açıklaması, cameron’ın da “demir leydi” lakaplı eski muhafazakar başbakan margaret thatcher’a benzer şekilde büyük bir ab hayranı olmadığını gösteriyor. bu yazıda birleşik krallık’ın ab’den ayrılmak istemesinin nedenlerini ve olası ayrılığın ülke ekonomisi ve siyasetindeki etkilerini farklı kaynaklardan derleyerek sizler için özetlemeye çalışacağım.

    birleşik krallık’ın ab üyeliği konusundaki isteksizliğinin ilk önemli sebebi, birleşik krallık’ın bu yeni dönemde dünya siyasetinde üstlenmek istediği rolle alakalıdır. 1962 yılında dönemin abd savunma bakanı dean acheson, birleşik krallık’ı “bir imparatorluğu kaybetmiş ve yeni bir rol arayan bir ülke” olarak tanımlamıştı.[1] hakikaten acheson’ı doğrular şekilde, soğuk savaş döneminde birleşik krallık, ab ile abd’yi özellikle sovyetler birliği’ne yönelik güvenlik politikaları ekseninde uyumlu hale getiren ve aradaki bağlantıyı kuran kilit ülke olarak yeni ve önemli bir rol üstlenmiş ve dahası 1973 yılında fransa’nın yıllar süren (1961-1967) “boş sandalye” politikasını aşarak, ab’ye (o dönemde aet) tam üye olan bir ülke haline gelmişti. bu yeni rol, büyük bir imparatorluk sahibi olmak kadar olmasa da, ingilizleri ve birleşik krallık’ı önemli ölçüde tatmin edebilmiş ve özgüvenini yerine getirmiştir. soğuk savaş dönemi boyunca ingiltere bu rolü benimsemiş ve bu konuda başarılı bir performans göstermiştir. ancak soğuk savaş’ın sona ermesi ve almanya ve fransa’nın, son yıllarda kendi içlerinde uyumlu bir ikili olarak ab çatısı altında abd ve ingiltere’nin politikalarıyla örtüşmeyen bazı angajmanlar içerisine girmesi[2], jeopolitik düzlemde ingiltere’nin ab üyeliğini sorunlu bir hale getirmektedir. ab içerisinde almanya’nın ekonomik hakimiyetini kabul ettirmesi ve siyasal liderliğin de birlik içerisinde almanya ve fransa arasında paylaşılıyor gibi bir görüntü vermesi, ingiltere’nin bu konudaki isteksizliğini daha da üst boyutlara taşımaktadır. nitekim 200-300 yıl kadar dünyayı tek başına yönetmiş bir imparatorluğun mirasçısı olan ingiltere, küçük avrupa kıtası içerisinde yer alan ab’nin işleyişinde bile arka planda kalmayı içine sindirememektedir. ilginç bir şekilde almanya ve fransa da, ingiltere’nin bu tavrını destekler gibi gözükmektedir. fransa dışişleri bakanı laurent fabius’un bir süre önce “ingilizleri ab’den kırmızı halı ile uğurlayacakları”nı kaydeden açıklaması, bu noktada son derece önemlidir.[3] zaten birleşik krallık’a ab içerisinde abd’nin “truva atı” olarak bakıldığı iddiası da halen akıllardadır.[4] dolayısıyla, birleşik krallık için ab’den ayrı ve abd ile uyumlu bir şekilde orta doğu’da ve diğer bazı bölgelerde daha aktif roller üstlenmek, bu yeni dönemde daha cazip bir rol haline gelebilir. bu durum, ab içerisinde güçlerini konsolide etmek isteyen fransa ve almanya’nın çizgisiyle de desteklenebilir. aslında 11 eylül saldırıları sonrasında tony blair döneminde de ingiltere buna benzer bir rolü abd ile beraber üstlenmeyi denemiş, ancak bu ilk deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[5] bunun temel nedeni ise, ingiltere’nin uzun yıllardır savaş deneyiminden yoksun bir ülke olması ve ırak savaşı’nın “saddam hüseyin’in elinde kitle imha silahlarının olduğu” şeklindeki bir yalan üzerine kurulu olması nedeniyle dünya kamuoyundan yeterince destek bulamamasıdır. ayrıca tony blair’in sol bir lider olarak askeri-güvenlik politikalarına ağırlık vermesi de, ingiliz halkında ve dünyadaki sol hareketlerde kendisine karşı ciddi bir tepki oluşturmuştur. oysa şimdi iktidarda muhafazakar bir başbakan vardır ve orta doğu’da ışid terörünün yarattığı infial, her türlü askeri müdahaleyi sempatik hale getirmektedir. bu yüzden, bu yeni dönemde ingiltere bu yöndeki politikalarında ısrarcı olursa, blair dönemine kıyasla çok daha başarılı olabilir ve dünya kamuoyundan da daha fazla destek alabilir. ancak bu noktada düşman tanımlaması doğru yapılmalı ve ışid gibi terör örgütleriyle mücadele ön plana çıkarılmalıdır.

    ingiltere’nin ab üyeliği konusundaki çekincelerinin ikinci önemli nedeni ise ekonomiktir. “ingiltere, avro bölgesi’ni tehdit eden finansal risklerin kendisini de etkilemesinden ve mali istikrarsızlığın büyümesinden endişe etmektedir. ingilizler, avro bölgesi’nde yer almamakta ve bağımsız bir finans merkezi olarak varlığını sürdürmektedir. ancak avro bölgesi’ndeki krizin yan etkileri giderek artan bir şekilde ingiltere’yi tehdit etmektedir.”[6] oysa başbakan david cameron, ab’nin iyi bir mali yapılanma çerçevesinde avro bölgesinde yer almayan ülkelere de finansal güvence tanımasını istemektedir. ab’nin üretim düzeyinin sürekli olarak düşmesi ve bu üretimin almanya’ya bağımlı olması da, bu noktada ingilizlerin bir diğer çekincesi olarak görülmelidir.[7] nitekim muhafazakar parti’den ukıp’e geçen bir milletvekili olan mark reckless, avro (euro) bölgesinde yaşanan sorunlar, gelişen piyasaların başarıları ve abd ekonomisinin ab’ye kıyasla göreceli olarak istikrarı dikkate alındığında, ingiltere’nin ab’den ayrılmasının daha doğru bir strateji olduğunu savunmaktadır.[8] ancak ab’den özel ve avantajlı bir anlaşma yapılmadan çıkılması durumunda, ingiltere’nin kıta avrupası’ndaki pazarı tamamen fransa ve almanya’ya kaybetmesi gibi bir risk gündeme gelecektir. hatta ab’den çıkılması durumunda, ülkede 2008 ekonomik krizine benzer bir kriz yaşanacağını ve ekonominin yüzde 9,5 oranında küçüleceğini ileri süren bazı felaket senaryoları da bulunmaktadır.[9] şu bir gerçektir ki, ingiltere halen dış ticaretinin yüzde 45’ini ab ülkelerine yapmaktadır.[10] deutsche welle’nin bir haberine göre ise bu yüzde 50’nin üzerindedir.[11] bu pazarlara ingiliz firmaları ve mallarının ekstra vergiler ödeyerek girmesi ise, brexit durumunda birleşik krallık için dezavantajlı olacaktır. londra merkezli center for european reform (cer) isimli araştırma kuruluşunun bulgularına göre; ingiltere’deki doğrudan yabancı yatırım stokunun yüzde 50’si ab menşelidir ve ingiltere bankalarının euro bölgesindeki varlıkları, abd’deki varlıklarından yüzde 70 daha fazladır.[12] lakin, bu olumsuz bulgulara rağmen[13], ingiltere’nin zengin ama küçük avrupa pazarı yerine, zaten bir ölçüde etkili olduğu hindistan ve çin gibi devasa pazarlara girebilmesi durumunda, bu kaybın etkileri hiç de fazla olmayabilir. nitekim bir süre önce birleşik krallık, çin halk cumhuriyeti’nin liderliğini yaptığı asya altyapı yatırım kalkınma bankası’na üye olma kararı almıştır ve abd’den gelen eleştirilere rağmen bu üyeliği gerçekleştirmiştir.[14] ayrıca, ab bütçesine en çok katkı veren ülkelerden birinin ingiltere olduğu ve bu paranın artık ülkede kalacağı da düşünülürse, felaket senaryoları daha da geçersiz hale gelmektedir.[15] eski başbakanlardan gordon brown’ın ab’den ayrılmayı “kuzey kore” seçeneğine benzetmesi ise, son derece özgüvensiz ve abartılı bir yaklaşımdır. nitekim ab’den çıkış halinde bile, ab ile özel bir anlaşma ile serbest ticaretin devam etmesi garanti altına alınabilir ve böylelikle olumsuz etkiler kolaylıkla atlatılabilir. dahası, yeni pazarlara giriş anlamında da daha büyük bir serbesti elde edecek olan birleşik krallık, her iki açıdan da avantaj sağlamış olur. aynı durum, avrupa ülkelerine turizm için serbest geçiş anlamında da kolaylıkla düzenlenebilir. tabii ki, bu noktada birleşik krallık’ın abd-ab ekonomik bütünleşmesini öngören transatlantik yatırım ve işbirliği anlaşması ve abd’nin japonya ve diğer uzak asya ülkeleriyle ekonomik bütünleşmesini öngören transpasifik yatırım ve işbirliği anlaşması gibi yeni oluşan ekonomik havzalara da dahil olacak şekilde bir “çıkış” gerçekleştirmesi gerekmektedir. ancak bunun için, böyle esnek düşünebilme yetisi ve müzakere becerisi gereklidir.

    birleşik krallık’ın ab’den ayrılmak istemesinin üçüncü bir nedeni ise kültürel ve psikolojiktir. daha önce bahsettiğim şekilde, ab içerisinde almanya-fransa ekseninin liderliği, ingilizleri psikolojik olarak yeterince mutlu etmemekte ve onların büyüklük duygusunu yeterince alevlendirmemektedir. kültürel olarak da ingilizlerin “avrupalı” gibi bir yapay üst kimlikten ziyade kendilerini “ingiliz”, “britanyalı”, “kraliçe’nin çocukları” gibi birleştirici bir kimlikle ifade etmek istediği ortadadır. ancak ab’den ayrılmanın bir olumsuz etkisi, adadaki kültürel çeşitlilik ve zenginliğin azalacak olması ve milliyetçi ve içe kapanmacı sağ akımların güçlenme ihtimalidir.[16] ancak bu da, kanımca hatalı bir yaklaşımdır. ingiltere, zaten ağırlıkla eski koloni ülkelerinden gelen milyonlarca yabancı kökenli vatandaşa ve çalışana sahip olan bir ülkedir ve kendi içerisinde çoğulculuğa fazlasıyla sahiptir. unutulmamalıdır ki; britanyalı kimliğinin avrupalı kimliğinden farklı olarak yeniden inşa edilmesi/güçlendirilmesi, sanılanın aksine kuzey irlanda, galler ve özellikle iskoçya’daki alt kimlikleri ve ayrılıkçı akımları da zayıflatabilir. buna ek olarak, ab’nin federal yapısı içerisinde giderek zayıflayan ingiliz devleti, böylelikle kendisini yeniden güçlü bir konuma getirebilir. bu nedenle ingiltere için ab’den ayrılma seçeneği hiç de küçümsenecek bir ihtimal değildir.

    ancak bütün bu faktörlerin yanında, ingiltere’nin ab’den ayrılma kartını bazı politik gerekçelerle ve şu an için daha çok bir şantaj unsuru olarak kullandığı da bir gerçektir. zira bu şekilde hem başbakan cameron iç politikada ukıp’in büyük bir çıkış gerçekleştirmesini engellemekte ve milliyetçi oyları partisinde konsolide etmekte, hem de ab ile olan müzakerelerde bazı imtiyazlar koparabilmeyi ummaktadır. jean-claude juncker’in seçilmesi örneğinde sonuçsuz kalan bu şantajlar, ilerleyen dönemde daha etkili bir şekilde kullanılabilir. ingiltere’nin bu yaptığı ise kesinlikle ayıplanmamalıdır. zira güney kıbrıs rum yönetimi ve yunanistan gibi çok daha küçük ülkelerin bile türkiye ile ilişkiler, türkiye’nin ab üyeliği ve kıbrıs sorunu gibi konularda ab’yi rehin aldığı düşünülürse, birleşik krallık gibi güçlü bir devletin bu unsurları devreye sokması haklı ve yerindedir.

    son olarak, birleşik krallık’ın ab’den çıkışı giderek güçlenen bir ihtimal olmasına karşın, bu senaryonun gerçekleşmesi konusunda doğrudan etkili olabilecek bazı faktörler henüz netleşmiş değildir. bu faktörler ise; bu konuya yön verme potansiyeli olan amerika birleşik devletleri’nin tavrı (cumhuriyetçi bir iktidarda bu yönde daha güçlü bir destek gelebilir), almanya ve fransa’nın ab’nin zayıflamaması adına ingiltere’ye sunabilecekleri bazı siyasi ve ekonomik imtiyazlar ve tabii ki son tahlilde ingiliz halkının referandum aşamasında vereceği yanıt olacaktır.

    yrd. doç. dr. ozan örmeci

    [1] ıqbal, jawad (2015), “does the uk remain a world power?”, bbc, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.bbc.com/news/uk-32317703.

    [2] bu noktada, ikinci körfez savaşı öncesinde bu iki ülkede (almanya ve fransa) gelişen abd’deki cumhuriyetçi george w. bush yönetimine karşıt ve saddam hüseyin yanlısı güçlü tavırlar akla gelebilir. bu çizgiyi takip eden gerhard schröder ve jacques chirac, ilerleyen yıllarda siyaset sahnesinden tasfiye olmuşlardır.

    [3] tüysüzoğlu, göktürk (2013), “ingiltere ab’den kopuyor mu?”, uluslararası politika akademisi, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://politikaakademisi.org/…ere-abden-kopuyor-mu/

    [4] son yıllarda birleşik krallık, ab’nin ortak bir dış politika geliştirmesine engel olmak konusunda büyük gayret göstermiştir. bakınız; le corre, philippe (2015), “questions about britain’s international leadership”, brookings, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.brookings.edu/…0015020149101us0001-0507.

    [5] ıqbal, jawad (2015), “does the uk remain a world power?”, bbc, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.bbc.com/news/uk-32317703.

    [6] tüysüzoğlu, göktürk (2013), “ingiltere ab’den kopuyor mu?”, uluslararası politika akademisi, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://politikaakademisi.org/…ere-abden-kopuyor-mu/

    [7] örmeci, ozan (2013), “david cameron’ın tehlikeli oyunu”, uluslararası politika akademisi, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://politikaakademisi.org/…onin-tehlikeli-oyunu/

    [8] preston, alex (2015), “what would happen if britain left the eu?”, the guardian, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.theguardian.com/…u-consequences-of-exit.

    [9] preston, alex (2015), “what would happen if britain left the eu?”, the guardian, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.theguardian.com/…u-consequences-of-exit.

    [10] white, michael & elliott, larry & higgins, charlotte (2014), “what if britain left the eu?”, the guardian, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.theguardian.com/…litics-economy-culture.

    [11] “what would happen if britain left the eu?”, deutsche welle, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.dw.de/…-britain-left-the-eu/av-17729903.

    [12] kutlay, mustafa (2014), “mustafa kutlay: ingiltere ab’den ayrılırsa ne olur?”, uluslararası politika akademisi, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://politikaakademisi.org/…en-ayrilirsa-ne-olur/

    [13] ab üyeliğini destekleyen bir rapor için; http://www.cer.org.uk/…sperity_29april15-11008.pdf.

    [14] “us anger at britain joining chinese-led investment bank aııb”, the guardian, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.theguardian.com/…rt-of-chinese-led-bank.

    [15] ingiltere’nin 2014-2020 döneminde ab bütçesine yapacağı net katkı gsyh’sinin yıllık yüzde 0,5’ine denk geliyor. bakınız; kutlay, mustafa (2014), “mustafa kutlay: ingiltere ab’den ayrılırsa ne olur?”, uluslararası politika akademisi, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://politikaakademisi.org/…en-ayrilirsa-ne-olur/

    [16] white, michael & elliott, larry & higgins, charlotte (2014), “what if britain left the eu?”, the guardian, erişim tarihi: 02.06.2015, erişim adresi: http://www.theguardian.com/…litics-economy-culture.

    kaynak: http://politikaakademisi.org/…lik-abden-cikacak-mi/
  • vay amk. bir başbakan mecliste çoğunluğu olmasına rağmen meclise bir tasarı gönderiyor ve bu tasarı kendi partisinden büyük fire vererek reddediliyor.

    biz de tayyip erdoğan'ın meclise bir yasa gönderip, akp'nin büyük bir fire verdiğini hayal edin. hayal bile edemediniz değil mi?

    aslında bizde de böyle bir sistem vardı bir zamanlar. erdoğan'ın desteklediği 1 mart tezkeresi, akp'nin büyük firesiyle reddedilmişti. bu da 16 yılda nereden nereye geldiğimizi gösteren bir durum.
  • britanya'nın ab'den çıkması.
  • ulan bu adamlar 5-10 bin turk gelecek diye birlikten cikiyorlar, biz 70 milyonla yasiyoruz.

    pesin edit: ben de turkum olm.
  • şöyle düşünün, izmirliler çok cool olduklarını ve dinci ve yolsuz akp'nin yönettiği türkiye'ye daha fazla kaynak aktarmak ve doğu illerden gelen vatandaşlara katlanmak istemediklerine karar verip türkiye'den ayrılma referandumu yapıyorlar ve %52 oy ile türkiye'den ayrılalım kararı çıkıyor.

    kampanya boyunca kürtler izmiri işgal etti gibi ırkçı söylemlerle birlikte biz türkiye'ye gidebileceğiz, satış yapabileceğiz, çalışabileceğiz emekli maaşlarımızı alacağız ama türkiyeliler gelmek için vize alması gerekecek ve sadece laik beyaz türkiyelileri kabul edeceğiz diye propaganda yapılıyor.

    deniliyor ki biz türkiyenin en büyük 3.cü şehriyiz, kızlarımız acayip güzel ve çok eğitimli olduğundan dolayı türkiye'nin bize duyduğu ihtiyaç bizim türkiye'ye duyduğu ihtiyaçtan fazla olduğu için pazarlık aşamasında bizim elimiz üstün olacak ve istediğimizi alacağız.

    iş izmirin hakikaten ayrılmasına gelince anlaşılıyor ki izmir türkiye için önemli olsa da ve ayrılmasını kimse görmek istemese de türkiye izmirsiz de yapabilir, sırf izmirliler beğenmiyor diye kürtlerin seyahat hakkını kaldırıp başına daha da büyük belalar alacak değil.

    referandum sonrasında izmir'de başka hiç bir gündem maddesi kalmıyor, varsa yoksa ayrılma konuşulurken türkiye gündeminde bir sürü başka konu olduğundan izmir meselesi sadece o konulardan bir tanesi. dahası türkiye sadece izmir ile yeni bir ilişki kurma şekli oluşturmaya çabalarken izmirliler fark ediyorlar ki türkiye pasaportu sahibi olmanın tüm özelliklerini kaybedeceklerinden dolayı dünyanın geri kalan tüm ülkeler ile yeni anlaşmalar yapmaları lazım. yunanistana mal satmak için artık türkiye'nin ab ile olan gümrük anlaşmasını kullanamayacaklar mesela, yunanlılarla yeni anlaşma yapmaları gerekecek ve izmir'in bu pazarlıkta eli yunanlılardan çok daha zayıf.

    brexit böyle bir şey işte. olur bir tarafı yok. haliyle beklentileri karşılayamayan bir anlaşma ile sonuçlandı müzakereler ve sen izmirsin büyük düşün diyen tayfa da pazarlık masasındaki başkanlarını "kesin ödemiş patatesi kozunu iyi kullanamadı, bu anlaşmayı kabul edemeyiz" diye darlıyorlar thersesa may'ı.
  • birleşik krallık gibi görece aklı başında seçmen kitlesi görmeyi umduğum bir yerde brexit gibi popülist bir söylem nasıl kazandı hala anlamakta güçlük çekiyorum.

    brexit'in britanya (kısaca uk diye devam edeceğim) ekonomisine olası sonuçları diye yapılan tonla araştırma var, hemen hepsi uk'nin uzun dönemde gdp kaybına uğrayacağını söylüyor. ve brexit'in temel motivasyonlarından biri brüksel'e artık haftalık 350 m gbp ödeme yapmayalım (ki bu iddia tam olarak doğru değil) o parayla biz var ya ufff neler yaparız iddiası epey komik kalıyor, çünkü uk gdp'sinin %2'sini kaybettiğinde bu paranın kat be kat üzerinde bir miktarda zarar etmiş oluyor. ki çoğu araştırma zaten uzun dönem gdp kaybının bunu fazlasıyla aşacağını söylüyor. yani bu bile epey iyimser bir sonuç.

    sanırım uk'deki bu sağcı popülist tayfanın anlamadığı şey uk'nin dış ticareti. uk'nin en büyük ticaret partneri ab. ve şu anki dünyada herhangi bir tarife ya da tarife dışı engel olmadan ürünlerini satıyor (ve alıyor). brexit'ten çıktıklarında ise dış ticaret koşullarını tekrar belirlemeleri gerekiyor. bunu savunanalar genel olarak diyordu ki tamam işte kendi koşullarımıza göre yeni dış ticaret anlaşmalarımızı yaparız. o öyle göründüğü kadar kolay değil.

    en az gdp kaybı yaşayacakları öngörülen, en iyimser senaryo olarak önlerinde norveç modelleri var: ab'nin "ortak pazar"ında (single market), ab üyesi olmadan sorunsuz ticaret. ancak bu durumda yine ab'ye ödeme yapmaları gerekiyor, yine ab'nin katı düzenlemelerine uymaları gerekiyor ki bu sefer düzenlemelerin yapılma aşamasında ab'de kalmış hallerine göre çok daha kısıtlı söz hakkıyla. ki bu da genel olarak zaten brexit'in temel çıkış propagandalarına ters: "ülkemizin kontrolünü geri elimize alicazzz!! brüksel'e para ödemicezzz!!"

    kanada-ab anlaşması var örnek olarak. o durumda dahi hala uk'nin, ab pazarında ticaret yapması için tonla uğraşması gereken engel olacak. tarife olmasa da tarife dışı tonla engel var. örneğin rules of origin diye bir şey var. kısa haliyle ürettiğin ürünün girdilerinin "ekonomik millliyeti"ni kanıtlamak. önceden ab'den gelen girdiler yerli kabul edilirken artık edilmeyecek örneğin. ki buna uyum ekonomik olarak oldukça maliyetli, uzun bürokratik işlemler gerektiriyor vs. yani yine kolay bir dış ticaret anlaşması değil, uk her türlü ab'ye dahil olmakla sahip olduğu imtiyazları kaybediyor.

    en kötü ihtimal wto (world trade organization/dunya ticaret orgutu) kurallarına dönüş. yani işte tüm dünyanın genel ticaret anlaşması düzenlemesi, belki karşılıklı fta'larla (free trade agreements) biraz koşullarını geliştirilebilir. ancak her türlü ab ile ticaret artık daha masraflı hale gelecek ve uk ürettiği malı şu ana kadar sorunsuz satıyorken artık satamaz hale gelince, ürünlerinin maliyet artacak, daha az ya da daha düşük karlı ihracat yapacak, ki önceden sorunsuz ithal edilen ürünler de daha pahalıya denk gelecek ve uk halkı alım gücü kaybı yaşayacak... tipik dış ticaretin faydalarının (belirli bir ölçüde) kaybı işte...

    ha diğer şey de uk'nin ab dolayısıyla dahil olduğu tonla ticaret anlaşması (fta) var. ab'den çıkınca, tüm bu anlaşmalar için ülkelerle tekrar görüşmelere başlayıp pazarlık yapılması gerekiyor. e ne var görüşür anlaşmasını yapar diyenler için söyleyeyim, bu fta'ların sonuçlanması 5-10 yıl gibi süreleri rahatlıkla bulabiliyor.

    bir de tüm bu süreçte yaşanan belirsizlik faktörü var. uk'ye yatırım yapmak isteyen bir firma düşünün örneğin, ama daha dış dünyayla ticaret koşulları nasıl olacak bu bile net değil. bu sebeple bir çok firmanın yatırımlarını ertelemesi ya da vazgeçmesi bekleniyor.

    ha diğer şey londra şu an avrupa'nın finansal merkezi. ama brexit durumunda ab'de yer almayan bir ab merkezi?? eğer ab'den çıkarlarsa büyük ihtimalle londra bu konumunu kaybeder ve başka bir avrupa şehrine kaptırır.

    başka bir şey, ab uk'ye çok da karlı bir anlaşma sunmak istemeyebilir. çünkü diğer ülkelere ab'den çıkışın karlı bir opsiyon olduğunu düşündürmek istemeyecektir. öyle olunca uk için ab ile güzel bir anlaşmayı sağlamak çok da kolay olamayabilir.

    bu yazı uzun oldu, ama bir yandan da daha oldukça uzatılabilir. uk'nin brexit dolayısıyla ekonomik olarak kayba uğraması için o kadar sebep var ki...

    ancak tüm bu yaşanması muhtemel ekonomik kayıpların dışında benim en çok ilgilendiğim kısım ab'nin bütünlüğünü koruması... ab, insanlık tarihinin en başarılı anlaşmasıdır, ab savaştan nefes alamayan avrupa'yı bir bütün haline getiren, insanlık tarihinin en büyük barış zaferidir (evet bu kadar da iddialı cümleler kuruyorum). yazı çok uzadı ama en kısa haliyle, ab, jean monnet, robert schuman, alcide de gasperi gibi vizyoner insanların şu arayışlarıyla ortaya çıkıyor; ne yapsak da bu ülkeler bir daha birbirleriyle savaşamasa?! sonra savaş için çelik ve kömürün temel endüstriler olduğunu görüyorlar ve eğer ülkeler bu maddeler için ticaretle birbirlerine bağımlı hale gelirlerse, savaşmaları mümkün olmaz diye düşünüyorlar. bu mantıkla, avrupa ülkeleri ab'nin temelini oluşturan european coal and steel community'yi kuruyorlar önce. ve bu evrilerek bugünkü ab'ye dönüşüyor. bizim şu an gördüğümüz, barış içinde yaşayan avrupa her zaman olan bir şey değildi, bu büyük bir kazanım ve bu kazanım ab sayesinde gerçekleşti... benim gözümde brexit'in odaklandığım en temel kısmı bu.