şükela:  tümü | bugün
  • rainer maria rilke'nin f.x. kappus adındaki bir gence yolladığı 10 mektuptan müteşekkil kitabın adı.
  • rilke'nin, okuduğu askeri okulun sonraki dönemlerinden genç bir şair adayına (bu çocuğun şair olamayacağını mektuplardan anlıyorsunuz) yazdığı mektupları derleyen bir kitap. türkçeye kamuran şipal çevirmiş. başka mektuplar da var mıydı kitapta şimdi hatırlamıyorum. daha iyi çevrilebilirmişin ötesinde biraz ruhsuz, ruhsuzlaştırılmış, hatta tarafgir bir çeviri. bu mektupların ve daha pek çoğunun almancaları internette (rilke.de) mevcut.

    biraz deforme edilmiş haliyle en sevdiğim bölümleri -maalesef türkçe karaktersiz olarak- aşağıda.

    belki kadin ve erkek cinsleri sanildigindan daha akrabadir birbirine;
    dunyada o buyuk devrimi gerceklestirecek sey, belki de erkekle kadinin
    duygu cikmazlarindan ve isteksizliklerden kendilerini kurtararak
    karsit cinsler degil de, kardes ve komsular olarak birbirlerini
    aramalari, insan kimligiyle bir araya gelmeleri, kendilerine dogustan
    yuklenen o tasinmasi guc cinsiyeti agirbaslilik, sabir ve sevincle
    tasimalaridir. gunun birinde oyle bir kiz, oyle bir kadin ortaya
    cikacak ki, ismi artik erkek sozcugundeki anlamin karsitini
    icermeyecek, erkekten gorece bagimsiz bir tanim olacak bu, oncelikle
    bir butunleme ve siniri akla getirmeyen, yasamayi ve var olmayi
    dusunduren bir yaratik; kadin-insan olacak.

    oyleyse, yalnizliginizi sevin ve onunuze cikardigi acilari yakisik
    alir sizlanislarla goguslemeye calisin. kimseyi kendinizle birlikte
    cekip icerisine alamayacaginiz bir degismenizden oturu aci
    duyuyorsunuz. bundan oturu sevinin de ama! ve geride kalanlara insafli
    davranin! yureklerine urkuntu salayim demeyin! size yabanci bir
    bicimde yasamalarini sevin insanlarin. insanlara yabanci bir bicimde
    yasayisinizi sevin. aranizda oyle bir ortaklik olsun ki, siz zamanla
    surekli degisseniz de, onun ille de degismesi gerekmesin. o zamanla
    degisse de, sizin ille de degismeniz gerekmesin.

    topu topu bir tek yalnizlik vardir aslinda. buyuktur, kolay kolay
    katlanilacak gibi degildir. oyle saatler olur ki, insan yalnizligi
    verip, ne denli yavan ve ucuz olursa olsun, bir beraberlik almak ister
    karsiliginda. iyi kotu ilk rastlayacagi kisiyle, en siradan bir
    kisiyle sozde birazcik bir anlasma ugruna yalnizligi elden cikarmak
    ister… ama belki de yalnizligin buyudugu, yetisip olgunlastigi
    saatlerdir bunlar. tipki baharin ilk gunlerinin bazen huzunle dolup
    tasmasi gibi. seven kisiyi cogalmis, derinlesmis bir yalnizlik bekler.
    bir kez sevgi, bir baskasinda erimek degildir. kendini bir baskasina
    sunmak, bir baskasiyla birlesmek degildir. sevgi, kisi icin
    olgunlasmanin, kendi icinde bir sey olmanin, dunya olmanin, bir
    baskasi ugruna kendisi icin bir dunya olmanin yolunda yuce bir
    firsattir.
  • kamuran şipal'in türkçeye çevir(e)mediği kitap, ortaya çıkan o işe siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben çeviri diyemem, kötü şeyler derim, o yüzden şimdi susuyorum.
  • (bkz: #23716252)
  • “herkesin yaşamında öyle saatler vardır ki, insan yalnızlığını verip ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister... ama belki de yalnızlığın büyüdüğü saatlerdir bunlar, çünkü onun büyüyüşü de tıpkı oğlanların büyümesi gibi birtakım acı ve sancılarla gerçekleşir ve baharın ilk günü gibi hüzünle dolup taşar. ancak, şaşırtmasın bu sizi. bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık. kendi içine yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak..."
  • sayın bay kappus,

    mektubunuz ancak birkaç gün önce elime geçti. gös-termiş olduğunuz büyük ve içten güveninize var olun de-mek isterim; daha çoğu da elimden gelmez. dizeleriniz üzerinde duramayacağım; çünkü eleştirmek, benim işim değil. sanat eserlerini eleştirmeye kalkınca da birçok an-laşmazlıklar doğar.

    iç olaylar, çoğunlukla bizi inandırmaya çalıştıkları halde, elle tutulup sözle söylenemiyor, çoğu da anlatılamıyor. bunlar, sözcüğün hiç giremediği yerde olu-yorlar, ölümlü hayatınız yanında ölümsüzlük kazanan bü-yülü varlıklarıyla sanat eserleri açıklanamıyor.

    öncelikle bunu belirttikten sonra, size, sadece, dizele-rinizin kendine özgü bir biçimi olmadığını, ama kişiliğini-zi bulma yolunda sessiz, gizli ipuçları verdiğini söyleyebi-lirim. bunu en belirgin şekilde "ruhum" adını verdiğiniz son şiirinizde sezdim. burada dile gelmek isteyen bir özel-lik göze çarpıyor.

    "leopardi'ye" adlı güzel yazınızda da belki, bu "büyük yalnız" ile bir yakınlığınız olacak. ama yine de, şiirleriniz, henüz özel, size özgü değil. sonuncu-su, leopardi'nin olanı bile değil. şiirlerinizle birlikte gön-derdiğiniz mektup, dizelerinizi okurken hissettiğim ama söyleyemediğim birçok eksiği açıklıyor.

    dizelerinizin güzel olup olmadığını soruyorsunuz. bu-nu bana soruyorsunuz, belki benden önce başkalarına da sordunuz. onları dergilere gönderiyorsunuz, başka şiirler-le karşılaştırıyorsunuz. yazı kurumları bu çalışmalarınızı beğenmeyince de canınız sıkılıyor. peki öyleyse (öğüt ver-memi siz istediniz) size yalvarıyorum, bütün bunlardan vazgeçin. siz dışa bakıyorsunuz ve bunu yapmamalısınız. size hiç kimse öğüt vermez, hiç kimse bir yardımda bulu-namaz.

    yalnız bir tek yol vardır: içinize dönün. size yaz diyen nedeni araştırın. kökleri, yüreğinizin en derinliklerinde dal budak salıyor mu, buna bakın. yazmanız yasak edilin-ce, artık yaşayamayacak mısınız? bunu söyleyin. en çok da, gecenizin en sessiz bir anında, yazmalı mıyım diye kendi kendinize sorun. buna içinizin derinliklerinden bir karşılık bulmaya bakın.

    eğer bu karşılık "evet" ise, bu ağırbaşlı soruya, bütün gücünüzle, sadece yazmalıyım di-yebiliyorsanız, o zaman yaşamınızı bu gereksiniminize uygun olarak kurun. yaşamınız en uçarı, en başıboş anı-nıza kadar bu içgüdünüzün bir belirtisi, bir belgesi olmalı. işte o zaman doğaya yaklaşmış olursunuz. o zaman da ilk insanlar gibi, gördüğünüzü, yaşadığınızı, sevdiğinizi ve yitirdiğinizi söylemeye çalışın.

    aşk şiirleri yazmayın. her şeyden önce de bilinen, hiç-bir özelliği bulunmayan biçimlerden kaçının. bunlar en güç olanlardır; çünkü bol bol vardır, sonra da iyileri, hem de çoğu parlak olanların yanında, öz yaratıcılık için bü-yük, olgun bir güç ister. bunun için genel konulardan ka-çının ve günlük yaşamınızdan gelen konulara sığının.

    acı-larınızı, arzularınızı, aklınızdan geçenleri ve her hangi bir güzelliğe karşı olan inancınızı, anlatın bütün bunları, iç-ten, usul usul, alçak gönüllükle, açıkça anlatın; anlatabil-mek için de, çevrenizdeki eşyaları, düşlerinizin görülerini, anılarınızın konularını kullanın.

    günlük yaşamınız size zengin görünmüyorsa, bundan yakınmayın. kendinizden yakının, zenginliklerinizi göre-cek yeterlikte sanatçı olmadığınızı söyleyin; çünkü yara-tan için yoksulluk olmadığı gibi, yoksul, verimsiz bir yer de yoktur. duvarları, dünyanın hiçbir gürültüsünü duyur-mayan bir cezaevinde bile olsanız -gene hiç değilse bir ço-cukluğunuz, anılarınızın bu değerli, görkemli zenginliği-niz, bu hazneniz yok mudur? gözlerinizi oraya çevirin.

    bu uzak geçmişin uyumuş duygularını canlandırmaya bakın.
    o zaman kişiliğiniz oturacak, yalnızlığınız da büyüyecek ve yavaş yavaş aydınlanan, başkalarının gürültüleri de uzaktan, içinde bir yankı bulmadan gelip geçen bir saray olacaktır. bu içe dönüşten, bu kendi dünyanıza dalmak-tan dizeler doğarsa, o zaman siz, bunların güzel dizeler olup olmadığını sormayı aklınızdan bile geçirmezsiniz. artık sanat dergilerini de, sizinle ilgilenmeleri için uğraş-tırmazsınız; çünkü siz, onlarda, sevgili ve sizde içkinleşmiş olanları, yaşamınızdan bir parçayı görecek, yaşamı-nızdan bir ezgi duyacaksınız.

    sanat eseri ancak yaratma gereksiniminden doğarsa güzeldir. onun yargısı, doğuşunun bu türündedir: bunun bir başka yolu yoktur. bu yüzden, sayın herr kappus, si-ze şundan başka bir öğüt veremeyeceğim: içinize dönün, yaşamınızın kaynadığı derinlikleri yoklayın; onun kayna-ğında siz, yaratmanız gerekiyor mu sorusunun karşılığını bulacaksınız.

    içinizdeki ezgileri, size seslendikleri gibi alın. belki sanatçı olarak doğduğunuzu tanıtlar. boyun eğin o zaman alınyazınıza, yükünü ve büyüklüğünü de dıştan gelebilecek bir karşılık beklemeden taşıyın; çünkü yaratan, başlı başına bir dünya olmalı ve her şeyi bağlandığı doğada bulmalı.

    ama belki, içinize, yalnızlığınıza bu inişten sonra ge-ne, şair olmaktan vazgeçmek zorunda kalırsınız dediğim gibi, yazmamak için, insanın yazmadan da yaşayabilece-ğini duyması yeter. o zaman da gene, sizden dilediğim bu içe dönüş boşuna değildir. yaşamınız, o andan başlayarak öz yollar bulacaktır. bu yollarında iyi, zengin ve genişli-ğinin sözle ifade edebileceğinden çok olmasını dilerim.

    size daha ne söyleyeyim? hepsini, değerine göre be-lirttiğimi sanıyorum.

    sonunda, gönül hoşluğu içinde, ağır-başlılıkla gelişerek, kendinizi olgunlaşmaya bırakmanız için öğüt vermek istiyordum. bunu da, soruları, ancak iç-ten, duygularınızın, hem de en sessiz anlarınızda ancak yanıtlayabileceği soruları, dışa bakıp, dıştan yanıtlamasını beklerseniz, kösteklemiş olursunuz. yazınızda, profesör horacek' in adıyla karşılaştığıma çok sevindim. bu alçak gönüllü bilgine karşı olan büyük saygım, yıllar boyunca da sönmeyen gönül borcumu içimde saklıyorum.

    yalvarı-rım, kendisine benim bu duygularımı söyleyin. onun bu güne kadar beni düşünmesi kendi iyiliğindendir; ben de bunu değerlendirmesini biliyorum.

    dostça inanarak göndermiş olduğunuz dizeleri size ge-ri verirken, bir daha, bu büyük ve içten inancınıza teşek-kür ederim. açık ve güvendiğim bilgilerime dayanarak, sorularınıza verdiğim bu yanıtımla, belki de kendimi oldu-ğumdan üstün göstermeğe çalışmışımdır. özür diler, duy-gularınızı paylaşırım.

    paris, 17 şubat 1903, rainer maria rilke

    (çevirmenin adı yok)
  • herhangi bir yazarın kendisine çalışmalarını gönderen ve yorum bekleyen birine karşılık vermesi çok büyük bir lütuf bir kere. rilke'nin; yalnızca kappus'un yazdıklarını değerlendirmeyip, mektuplaşmaya devam ederek onunla, sanat ve edebiyatla ilgili düşüncelerini ve yaşama dair sıkıntıları -yalnızlık, ilişkiler, seçimler, geçmiş filan- paylaşması ise bambaşka bir olay. hele; "...kendi çalışmasını yabancı bir el yazısıyla yazılmış görmek insan için ne denli önemlidir, insanın yüreğini yeni yaşantılarla nasıl doldurup taşırır, bilirim çünkü." diyerek mektuba kappus'un kendisine yolladığı soneyi eklemesi var ki; oturup ağlayabilirsiniz böyle bir incelik karşısında.
  • "genç şaire mektuplar", sırf şair olmaya değil, insan olmaya dair de birçok işaret barındıran mektuplar... mektup... kimsenin kimseyi harbiden tanımak için uğraşmadığı bir zamanda değeri daha çok anlaşılan bir yazma faaliyeti... yazmak, şiir olsun öykü olsun, bir insanın tüm dünyaya yazdığı baştan aşağı bir mektup değil mi zaten? muhatabını bekleyen bir mektup... kişinin özlemlerini, hasretlerini, duygu ve düşüncelerini ifadeye çalıştığı; karşısındakine kendini anlatmaya, tanıtmaya uğraşırken kendini kendine anlattığı, tanıttığı virgülller, noktalar, esler ve kelimelerle dayalı döşeli bir oda... bir dünya... sadece, o mektubu severek okuyanın gezebileceği, görebileceği, ikamet edebileceği bir dünya...

    neyse, ne diyorduk, kalın dudaklı ve yay burcu rilkemizin* o kendine has diliyle insan olmayı anlattığı mektuplar... siz de, şairin aşağıdaki pasajını okurken sanatçı gördüğünüz yere insan kelimesini koyunuz:

    "... bir duygunun etkisini ve özünü içte, karanlıkta, söylenemeyende, bilinçaltında, akılla erişilemez olanda olgunlaşmaya bırakmalı, büyük bir alçakgönüllülükle hiç ses çıkarmadan durup yeni bir aydınlığın yere ineceği anı beklemeli: sanat yaşantısı denilen de budur işte. anlamak için, yaratmak için gereken sanat yaşantısı budur. burada zaman ölçüsü yoktur, yıl yoktur. on yıl hiçtir. sanatçı olmak, hesaplamamak, saymamak demek değildir. sanatçı olmak demek, özünü zorlamadan, rahatça, bahar fırtınalarına göğüs gererek, ya ardından bir yaz gelmezse diye kaygıya düşmeyen bir ağaç gibi olgunlaşmak demektir. yaz yine de gelir ama yalnızca sabredenlere, önlerinde sonsuzluk varmış gibi tasalanmadan, sessiz ve yürekleri geniş olanlara gelir. ben bunu günden güne daha iyi anlıyorum. onu, gönül borcu duyduğum acılar içinde öğreniyorum: sabır her şeydir."

    nitekim, dostumuz malte'ye* de şu güzelim cümleyi söyletmiştir:
    "çünkü mısralar sanıldığı gibi duyguların değil (duygu erkenden vardır birçok kişide), yaşamış olmanın verimidir."
  • "bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık. kendi içine yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak..."

    ah rilke, bunu o kadar çok istiyorum ki.