şükela:  tümü | bugün
  • sahillerinde zenci abilerin skunk var, charlie var, pills var diye fink attıkları ufak bir şehir (bir hafta sonra o abilerin büyük çoğunluğu sizi tanıyor, size fiyatta güzellikler yapıyor konuma geleceklerdir. emin olunuz). ama gitmeden önce bodrum'a benziyor, antalya'yı andırıyor diyenlere poponuzu göstermelisiniz çünkü gidip görüldüğünde bir kez daha kendi ülkenizin değerini anlamanıza yetecek bir çok unsur var. öncelikle yaşamaktan bi haber ingiliz halkının sahil diye yatıp güneşlendikleri çakıl taşları bus stationın hemen dibinde otobüsten iner inmez sizi karşılayacağı için ufak çaplı bir şok yaşamanız olası. bu yüzden ulaşım için tren'i tercih edin ki indiğinizde ilk önce ingiliz kızları filan laf atsın biraz sevinin ilk etapta. ancak destination* olayını tam çözemediyseniz trene de hiç bulaşmayın yoksa elinizde 9 bavulla üç tren değiştirmek düşündüğünüz kadar zevkli olmayabilir. sahil denilen alan uçsuz bucaksız olmayıp bir ucu marina'ya diğer ucuda hove'a kadar götürür sizi. ikisi içinde yürümeye kasmayın otobüs var.. herneyse bu sahilin olayı ülkemizdekinin aksine gündüzleri yüzüp, dondurma yalayıp, hatun kaldırma şeklinde değilde daha çok akşamüstleri ot takılıp, yetmişsekiz milletten insanla içip, hatun kaldırma şeklinde geliştiğinden mütevellit ilk başta alışma dönemi yaşanabilir ama yağız türk genci için tabii ki aşılması gayet kolay bir durum bu. evet yine sahilden devam etmek istedi canım (zaten gidilecek pek başka düzlem olmadığı için brighton'daki çoğu anınız sahil çevresinde oluyor sizin anlayacağınız) böyle kanka, manita yapıp eğlenedururken çok önemli bir meseleyi göz ardı etmemk gerek. ki o da çiş meselesi. sahile en yakın hela pier'de*bulunduğu için bayan iseniz oturduğunuz yerden pier'e koşma zamanınızı büyük bir titizlikle hesaplamanız gerekir kanaatindeyim. kendimden biliyorum o pier'deki tuvaletler kapalıysa lunapark'ın arkasından denize işemek çok hoş karşılanan bir davranış değil hem de asil ingiliz soyunun hüküm sürdüğü bu soylu topraklarda*. (dip not:ben erkeğim ve tanrıya şükürler olsun ki ayakta işeyebiliyorum. bir bağyanın koskocaman bir iskeleden aşağıya çiş yapmaya çalıştığını düşünmek oldukça korkunç üstelik) cinsiyetiniz erkekse ''abi bunun penaltysi 1000£ tur göte gelmeyelim'' diye korkmanıza gerek yok herkes işiyo salın denize, koşmaya rezilliklere hiç lüzum yok.
    ev hayatına değinmek gerekirse.. çok büyük olasılıkla dil okulu için brighton'da bulunduğunuzu varsayarak söylüyorum ki burada öyle diğer ingiliz kentlerinde bolca bulabileceğiniz çok şirin japoncuk aileler, aşmış yemekler yapan italyan ailelerle karşılaşma olasılığınız neredeyse sıfır. gözünü para hırsı bürümüş, tek kişilik odalara üç öğrenci tepeleyen*, çoğunlukla eve giriş çıkış saatlerine bile karışan, welsh aksanlı, hiç mi hiç dalaşmak istemeyeceğiniz lavuklara hazırlıklı olarak gidilmeli, kafalar güzelken eve geceyarısı kahkaha atarak girmemeli, evdeki perdeler o halde bilinçsiz şekilde yere indirilirse sabaha kadar sizinle uğraşmış olan, evdekilerin ruhu bile duymadan onları tamir eden süper kankaya sabah olduğunda binlerce kez teşekkür edilmelidir*. eve hatun atma olayına ise hiç bulaşılmaması gerektiğini söylememe gerek yok galiba ancak dünyanın en şanslı hayvanı olup evi okuldan bir finli, bir danimarkalı ve bir isveçli ablayla paylaşma olasılığınız da olabilir (var biliyorum) odalarınız yanyana olacağı için bunlara mutlak suretle şirinlik yapılması, sabahları duş sırasında centilmen olunması, türk kültürünün en iyi şekilde tanıtılması farzdır. bütün bunlara rağmen varsa öyle bir şans öğrenci yurdunda kalınması her açıdan daha güzel olacaktır. genelde bütün dil okullarının yurdu şehir merkezinde olup, okula ulaşmanız için 2 otobus değiştirmenizi gerektirmemektedir. yemek konusunda ise ingiltereye gitmeyi düşünen herkese verilebilecek en güzel tavsiye uçağa binmeden bir hafta önce hayvani şekilde yemek yemeye başlaması, imam bayıldı olur, kuru fasülye pilav olur, beyti olur... girişmesi, ingiltereye öyle gitmesidir. çünkü ülkede bulunduğunuz süre içerisinde ziyadesiyle aç kalacağınız aşikar üstü aşikardır. neden? ingilizler yemek yememektedirler daha doğrusu yemek kültürleri yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek adına ağızlarına random biçimde soktukları besin maddelerinden oluşmaktadır. olayı özetlemek gerekirse (bkz: english breakfast)
    o yuzden ingiliz eli deymemiş haliyle gayet lezzetli olan sebzelerin piştikten sonra nasıl o hale geldiğini anlamaya hiç çalışmayın bence. üzülebilirsiniz! hatta evde pişen pilavın üstüne mutfakta bulduğunuz fındık yağını dökmek suretiyle tad alma duyunuzu kaybetmeden ülkeye dönüş planları bile yapabilirsiniz bir müddet bu güzel şehirde yaşadıktan sonra..
    öte yandan dil eğitimi için uk'de seçilebilecek yegane yer brighton'dır. londra dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmasına karşın ingilizceyi öğrenebileceğiniz son yerdir neredeyse. manchester, liverpool, kuzey ingiltere intihar nedeni olabilecek kadar sıkıcıdır. diğer kıyı şeridinde bulunan kentlerden en canlısı da brighton'dır, okulunuz toplama kampı gibi olacaktır, varsın olsundur. ciddi şekilde dünyanın en güzel yaratıklarıyla ders alma düşüncesi bile sizi sabahın köründe yataktan kaldırmaya yetecek kadar ilginç olabilir, ocean rooms'da bir gece daha geçirmek için herşeyinizi verebilirsiniz döndükten sonra, sokakta dolaşırken seen'in graffitilerini görüp hayatınızda daha önce hiç duymadığınız küfürler sarfedebilirsiniz, spor salonunda çalıştıktan sonra gaylerle soyunma odasına girip çok fazla gülebilirsiniz (yada götü de kaybedebilirsiniz tabi maazallah), aşık olabilirsiniz, aşık olduğunuz kız doğal olarak ülkesine geri dönerse ne yaparsınız onu bende bilemiyorum hala...
    akılda bulundurulması gereken şeyler bu kadardır aslında. ufaktır, şirindir, tehlikesizdir, görülesidir her şeye rağmen brighton
  • 2.haftama girecegim burada (gorunen o ki 1 sene buradayim) ekside yazilanlari okuyunca sandim ki sehre gelince seni lgbt komitesi karsiliyor, bir odaya geciyorsunuz ve oranin onde gelen gayleri senin tadina bakiyor. sonra iste kalacagin yere gidiyosun falan.

    ya bu eksici aptallarin abartmasina bakmayin, herkes normal insan iste burada. hintlisinden bilmemnesine herkes cok kibar. bak onu soyleyebilirim. ama onun disinda yok gaymis yok bilmemne bunları gecin.

    gece hayati hakkinda bilgim yok, tabiatim degil ancak bir-iki safkan ingilizle arkadas olsam fena olmaz tabii.

    parklar var. cok fazla. ve cok guzeller. kosuya gidiyorum her aksam.*
    sosyallik adina bise yapasim gelmiyor. ne istegim var ne de kabiliyetim sanirim bilmiyorum cozemedim. gerci turkiyede de boyleydim, neyse.

    gecen otobuse binerken para cikaricam diye 10 dakika beklettim herkesi de kimse gıkını cikarmadı. vallahi helal olsun.
    kopek havlamasi ve araba sesi disinda ses yok etrafta.(ki sadece arabanın kendi sesi, iki haftada toplam 4 korna sesi duydum)
    ama kopekler ve sahipleri biraz yavsak. kopekler kimseyle muhattap olmuyor. sahibinin attigi topu kovaliyor o kadar. gel bi seviyim aq. yok.
    dun dayanamadim egildim bi tanesine sevmek icin zipladi yuzumu yaladi. dedim bu da biseydir.

    gerci bu dediklerim brighton ozelinde degil ingiltere genelinde sanırım. ilk yurt dışı deneyimimiz kardeşim napayım sehir sehir mi karsilastirayim (a bi de gürcistan gitmistim)
    sokakta bir tane balgam gormedim, muthis bir duygu ya.

    tek problem sterlin 3.6 tl. o kadar.
  • 40 günlük dil eğitimi maksatlı yaşantı sürdürdüğüm güzel şehir. öncelik olarak buraya gideceklere kafadan söyleyeyim 12 haftadan az gitmeyin. ya param az anca altı hafta gidebiliyorum derseniz- ki ben öyle dedim- doyamadan ve bazı şeyleri tam oturtmadan dönüyorsunuz demektir. kış sezonunu bilemiyorum ama yaz sezonu gidiyorsanız çok kalabalık bir şehir. şöyle ki türkler uzak doğululardan sonra en uzun soluklu kalan millettir ve yaz boyu bir çok türk buradadır. temmuz ayı boyunca ispanyol furyası başlar ki gerçekten çok kalabalık gruplar halinde dolaşırlar. çoğunun dil okulu umurunda değildir kaldı ki hemen hepsi 2 veya 3 haftalık programlar ile gelmektedir. ağustos ayı ile birlikte ispanyollar ülkelerine dönerken italyanlar aynı yoğunlukta akın akın gelmektedir. aynı zamanda bir çok isviçreli, fransız ve arapta yaz döneminde sıklıkla karşılaşacağınız milletlerdir. ister istemez türk arkadaş grubunuz olacak ama bunu en yararlı şekle getirmek için fransız ve isviçreliler bulunmaz nimet. başta çok sıcak insanlar ve çok çabuk arkadaşlık ilerletebiliyorsunuz. milletler kısmını geçip okul kısmına gelirsek hemen hemen bütün okulların eğitimi aynı denilebilir. ben isis adlı okulu seçtim ve oldukça memnun kaldım. okulların derslerinden çok sosyal aktiviteleri çok yararlı olmakta. her akşam bir aktivite yapılıyor ve öğrencilerin kaynaşması sağlanıyor. bu aktivitelerde pratiğiniz çokça gelişir ve konuşmanızı ilerletebilirsiniz.

    brighton'da hayat oldukça pahalı. zannımca ingiltere'nin geneli böyle. helal takıntınız varsa hiç korkmayın oldukça fazla türk restorantı var. dışarıdan yemek biraz pahalıda olsa buralarda yenebilir. favori restorantlarım istanbul restorant ve arnavut işletmecilere sahip olan istasyonun hemen yakınında bulunan albion kebab. fiyat olarak makul lezzet olarak güzel yerlerdir. oldu ki başka milletten arkadaşınızı şık ve kaliteli bir yerde türk yemekleri ile doyurmak istiyorsunuz makara sizin gideceğiniz adres olacaktır. ayrıca zincir restorantlar hemen hemen her köşe başında da mevcut. ayrıca western road starbucks karşısındaki türk kafesinde -kusura bakmasın ismini hatırlayamadım- çok lezzetli sandviçleri çok uygun fiyatlara yiyebilirsiniz. ya da her markette satılan soğuk sandviçlerle anlık açlığınızı giderebilirsiniz.

    ulaşım ağı oldukça kuvvetli bir şehir brighton. haftalık veya aylık otobüs bileti alıp otobüsleri özgürce kullanabilirsiniz. bunu satın almak için en uygun adres ise one stop travel. haftalık biletlerde 5 pound ucuza alabilirsiniz. londra seyahatlerinizde ise iki ve daha fazla kişi ile gittiğinizde oldukça ucuza bilet bulabilirsiniz. 4 kişilik bir grup kurabilirseniz gidiş dönüş kişi başı 9 pound gibi bir fiyata bilet alabilirsiniz.

    gece hayatına da değinecek olursak oldukça eğlenceli ve ucuz bir gece hayatı sizi bekliyor. pazar ve pazartesi durağan olan şehirde diğer günler her clubda deliler gibi eğlenebilirsiniz. alkol fiyatları oldukça ucuz. cumartesi günleri ingiliz ağırlıklı diğer günler ise genelde uluslararası öğrencilerin oluşturduğu kalabalık gruplar hakim. herkes gibi oceana(özellikle cuma geceleri) favorilerim arasında. diğer güzel clublar olarak coco-loco, shooshh ve yate's önerebilirim. salt ingiliz toplulukların takıldığı yerlere gitmek isterseniz wahoo ve digital kesinlikle aradığınız yer. yazın gittiğiniz clubların hemen hemen yarısının türklerin oluşturduğunu da hatırlatmadan geçmeyeyim.
    yerli halkın sanıyorum hemen hepsinde piercing ve dövme var. hepsi çok sıcak ve yardım sever insanlar. market ve dükkanlarda çalışanlar genelde yabancı ve bunların çoğunluğuda hindistan-pakistan çevresinden.

    son olarak en yakın hava alanı gatwick- trenle 20dk-, en uzak hava alanı stansted-2 saat 15dk-.

    anlatılarak anlaşılamayacak duyguların yaşandığı, biraz zaman geçiren herkesin bir daha gelmek istediği sevimli, gündüz uyuyan gece yaşayan bir ingiliz kenti.tadın damağımda kaldı.

    olur da buraya gitmeyi düşünen ve bilgi arayan yazarlar varsa bir mesaj yeterli.
  • hakkında uzun uzun yazmadan önce belirtmeliyim ki, istanbul'dan veya bodrum'dan güzel değildir ve tabi onlar kadar çekici de değildir

    her şey ingilizce üzerindeki hakimiyetimi güçlendirmek amacıyla ana dili ingilizce olan bir yere gitmek istememle başladı.
    gerekli araştırmaları yaptım ve sonunda gerek turistik, gerekse sevilen bir şehir olmasından ötürü çevresel önerileri de göz önüne alarak brighton'ı seçtim.
    okul konusundaysa gerek tavsiyeler, gerekse de fiyat/kalite oranının uygunluğundan ötürü st giles international'ı seçtim ve süreyi ada ikliminin de etkisiyle altı hafta olarak belirledim ve serüvenim başladı.

    başlangıç aşamasıyla ilgili konuşmam gerekirse şehre londra'daki herhangi bir havaalanından national express vasıtasıyla ulaşım sağlanabilir, fiyatları ve süreleri de makul düzeyde. trafiğin soldan aktığını da hesap ederek kalkış peronunun yerini ararsanız otobüse ulaşım ve otobüsle ulaşım konusunda sıkıntı çekeceğinizi sanmıyorum. bir de otobüsteki broşürleri almayın, onlar ortak kullanım için.*

    kalacak yer bakımındansa aile yanı ve yurt seçenekler hemen hemen tüm dil okullarında mevcut ancak yurt seçeneği aile yanına nazaran daha mantıklı çünkü birçok öğrenciyle birlikte aynı ortamda kalmak ve -genelde böyle- elli yaş üstü kimselerle tek başınıza kalmak arasında hatrı sayılır bir fark var ve aile sizi genel olarak umursamazken yurt görevlileri yirmi dört saat hizmetinizde. kişisel tecrübe ile sabittir ki maddi durumunuz el veriyorsa kesinlikle yurtta kalın, gerek sosyal imkanlar, gerekse fiziki imkanlar bakımından -kişisel banyo ve mutfak, şehir merkezine yakınlık vs.- konusunda kesinlikle daha iyi.

    okul konusundaysa hemen hemen hepsi birbirinin aynısı olduğu için fiyatı ortalama düzeyde olan bir okulu seçmeniz işinizi görecektir çünkü; dilinizi büyük oranda publarda, clublarda ve sokaklarda: genelde karşı cins peşinde geliştireceksiniz, kaldı ki ingilizceniz ileri düzeydeyse: upper intermediate veya daha üstü okula devamsızlık limitini aşmayacak şekilde gitmeyin ve sokaktaki insanlarla konuşun çünkü orada gelişecek olgular kelime hazneniz ve aksanlı konuşma yetiniz olacak.

    ulaşım için aylık kart alarak otobüs kullanabilir veya bisiklet kiralayabilirsiniz. gece dönerkense bazı geceler yağmur yağdığı vakit taksi kullanmanızı öneririm çünkü yağmur altında brighton rüzgarını yediğiniz zaman muhtemelen hasta olursunuz. korkmayın; devlet hastanesi herkes için ücretsiz.* olur da ilaç veya kozmetik ihtiyacınız olursa north street'teki 24 hour pharmacy'i kullanabilirsiniz.

    sosyal hayat ve eğlence açısındansa publar, clublar, rock barlar, sahil şeridi, north street, brighton pier`derim. tek tek açacak olursak :
    publar konusunda tavsiyem the druids ve kings and queen'dir. druids klasik bir irlanda pubıdır, pazarları eğlenceli, yerel parçalar çalar. daha bir aile pubu tarzıdır, kitlesi genelde müdavimleridir. kings and queens ise ağırlıklı brighton'ın yerlisi ve dil öğrenmeye gelmiş olan öğrencileri barındırır. bilhassa karaoke günü ve student's night olan perşembeleri hemen hemen tüm dil okulu öğrencileri buradadır ve inanılmaz bir kalabalık içerir. fiyatlarıysa biraz kazık, ingiliz deyimiyle rubbish'tir.
    club olaraksa tavsiyelerim tru, oceana ve honey club'dır. bu mekanların broşürleri her gün okul önlerinde akşamki etkinlikle ilgili bilgi içerecek şekilde dağıtılır. özellikle perşembeleri müthiş ucuzluk yaparlar ve o perşembeleri aşırı derecede kalabalık olurlar. sıkış tıkış dans etmek istemiyorsanız perşembe günleri arkadaşlarınızla sahilde sabahlamanızı tavsiye ederim. rock bar olaraksa kesin ve net olarak hector's diyorum, pazartesi günleri heavy metal coverlayan ingiliz grubu bir görün derim. gündüz yapılacak etkinlikler bakımındansa sahil şeridindeki mekanlara takılabilir, north street üzerinde alışveriş yapabilir veya churchill square'de arkadaşlarınızla martılar ve insanlar eşliğinde oturabilirsiniz. akşam on bire kadar brighton pier'de denize karşı takılabilir, kumar oynayabilirsiniz. sosyal imkanları oldukça geniş bir şehirdir.

    alışveriş bağlamında primark ve sports swift'i giyim için, aldi ve morrisons'ı da mutfak ihtiyaçları için kullanabilirsiniz. fiyatları makul, ürünleriyse kalitelidir. eğer kaliteli giyim ürünleri alacaksanız şehrin birçok kesiminde bulunan italyan giyim ürünlerini satan dükkanları (prada, d&g vs.) ziyaret edebilirsiniz. hediyelik eşya içinse brighton pier'deki turistik eşya satan dükkan idealdir.

    yemek yemek en büyük problem. ingiliz mutfağı türk mutfağının yanında ölümü bekleyen bir hasta gibi olduğu için pek randıman alamazsınız. marketten bir şeyler alarak mutfağınızda hazırlayabilir veya fast food zincirlerinden beslenebilirsiniz. kesinlikle fish & chips ve noddle'ı deneyin, pişman olmazsınız.

    bütün bu bilgiler ışığında tavsiyelerime gelecek olursak :
    - çeşitli iskoç viskilerini ve irlanda biralarını mutlaka deneyin. glenfiddich ve guinness önerilir.
    - karşı cinsle tanışmak için giderek ''hi'' demeniz yeterli, korkmayın. ''don't try with me'' diyenlere üstelemeyin, terslenmeyecekseniz de terslenirsiniz. karşınızdakinin gay olduğundan şüphelenebilirsiniz ve bunu ona söylemekten çekinmeyin zira onlarda eşcinsellik normal görülmekte, utandırıcı bir durum değil.
    - kesinlikle kavga etmeyin ve siyahi insanlara: genelde çoğu torbacı bulaşmayın, bulaşırsanız veya kavga ederseniz de mümkünse karanlık bölgelere doğru kaçın ve cctv kameralarına yakalanmayın.
    -türkler'le çok takılmayın, kesinkez sizi tercüman olarak kullanmaya kalkanlara gerekli tepkiyi koyun ve neden orada olduğunuzu hatırlatın.
    -bilmediğiniz bir konuda ingilizlere danışmaktan çekinmeyin, sanılanın aksine gayet sıcakkanlı ve yardımsever insanlar,
    -ispanyolların civarda yoğun olarak bulunmasına şaşırmayın zira devlet yardımı ile dil öğrenme bahanesiyle geliyor çoğu ve sadece tatil yapıyorlar.
    -clublara pantolonsuz, publara futbol formasıyla giremezsiniz maç günü değilse, almazlar.
    -taksicilerle sakın samimi olmayın, bahşişi yüksekten bindirirler.
    -karşıdan karşıya geçerken dikkatli olun ve trafik işaretlerine uyun, trafiğin tersten aktığını unutmayın.
    -alkolle aranız iyiyse büyük marketlerden alın ve clublara gitmeden önce demlenin.
    -mümkün olduğu kadar ingilizce konuşun.

    not : eğitim danışmanlığı işiyle uğraşmıyorum ancak; düşünürseniz yine de bana danışabilirsiniz.

    profesyonel destek maksatlı firma soracak olursanız idealist yurtdışı eğitim danışmanlığı doğru tercih olacaktır.
  • burada, lanes'de cupcake yapan ve tüm lanes'in mis gibi kokmasını sağlayan minik, buz mavisi duvarlı bir dükkan vardı. şimdi orada oturup o koku eşliğinde bir fincan kahve içmek isterdim. sonra da atkım ve montuma iyice sarılıp gara kadar yürüyüp victoria'ya bir bilet almayı... yalnız kalmayı isterdim bir süre.
  • eğer brighton'a gidecekseniz londra gatwick havaalanını tercih etmeniz avantajlı olacaktır. gatwick havaalanından çıkışta hemen sağda national express otobüsleri her saat brighton'a hareket etmektedir. ayrıca eğer isterseniz havaalanı içinden doğrudan tren istasyonuna giderek yine brighton'a gidebilirsiniz. ben giderken otobüsü dönerken de tren yolunu tercih ettim. otobüs bileti 9-15 sterlin aralığında tren bileti 13-25 sterlin aralığında. erken bilet alırsanız daha ucuza alıyorsunuz. otobüsle 1 saat 15 dakikada brighton'a varıyorsunuz.
    brighton küçük bir şehir hove ve brighton diye ikiye ayrılıyor zaten otobüslerde brighton-hove yazıyor. tipik ingiliz evleri,heryerde publar,denizin üstünde kumarhaneleri ve restaurantlarıyla pier,oyuncak müzesi,sanat müzesi...
    öncelikle şehir içinde ulaşım ağırlıklı olarak iki katlı otobüslerle sağlanıyor ve trafiği otobüsler oluşturuyor. taksi bulmanız problem olabilir o yüzden günlük otobüs kartı alın ya da uzun kalacaksanız haftalık kart alın.

    brighton gerçekten çok rüzgarlı bir şehir ordaki rüzgar istanbul'da olsa çatı kalmaz burada kesinlikle benim bulunduğu yılbaşı döneminde hava hep 6-8 derece civarındaydı ama gerçekten rüzgarlı ve üşüyorsunuz ama elin ingilizleri şortla parmak arası terlikle t-shirtle dolaşıyorlar nasıl oluyor anlamıyorum.
  • gaylerin el ele yurudugu, birbirinin götünü * oksadigi hatta öpüstügü, gece yururken insanlara "hey fellas u wanna come wit us" seklinde bi ton laf atigi yerdir. marjinal dolu derler, yalan. adami hasta edecek derecede emo doludur. bu emolarin sahilde 30 kisi toplanip icmekten baska yaptiklari bi bok yoktur.

    zenciler ayri bi olaydir brightonda. sahilde 2-3 cete vardir hepsi farkli bi uyusturucu alaninda calisir (skunk, pill). gidip sadece filmlerde duyabileceginiz diyaloglar yasayabilirsiniz (sidown sidown cops outha thee). butun sahil seridindeki fastfoodlar türktür aralarinda iyi abilerde vardir ama bu adamların cogu turkce konusmaz. anlamsiz bi sekilde oraya gelen turklerin kendilerinden para isteyecegini, kendilerine sardiracagini falan dusunur.

    kaldiginiz ev cok onemlidir, eger evde hatun yoksa ve her irktan(brezilyali, ispanyol, polonyali, isvecli, belcikali, arap) erkek varsa butun gun tassak muhabbeti yapip cok eglenebilirsiniz, farkli dillerde kufur ve bazi ihtiyac cumleleri ogrenebilirsiniz. evdeki arap cocuga yemek ismarlatip, getirdigi bin dolarlik hurmalardan gunde 20ser tane yiyebilirsiniz. evdeki 65yasindaki hatun ve 40yasindaki sevgilisinden dvd isterken hardcore, xxx dvdleri bulup o 65 yasindaki karidan "ehiehi fo sure u cannot take these ones" yaniti alabilirsiniz. sabah kahvaltida hayallerinizdeki krepler kornfleksler yerine, kizarmis ekmek, margarin ve marmalade yiyebilirsiniz. evdeki kadin size "odanizi toplamak icin 3 gununuz var" dediginde "s*ktir lan orospu" diye cevap verebilirsiniz. odaniza gelen 3. elemani dislayabilir agzina sicabilirsiniz. sabah banyo sirasi bekleyebilirsiniz.
    bunun yani sira finli danimarkali, evde donla gezen 2 hatunla ayni eve dusup, wireless internet sahibide olabilirsiniz.

    geceleri student partyleri takip edip burdakinden cok ucuz fiyatlara icebilir, mukemmel ortamlara girebilirsiniz. her gittiginiz ortamda hatunlar tarafindan (neden ben bilmiyorum) "u hold somethin? pills? even skunk? " gibi sorulara maruz kalip hepsine "i m a cop" cevabi verebilirsiniz.

    sahil ortami bi gariptir, saat 5 6 gibi dukkanlar kapandigi ve guneste yazin 10da battigi icin 6dan sonra sahilde gun batimina karsi yaklasik bi 3 saat icebilirsiniz ne city guardlar nede baskalari birsey demez. deniz olayi yoktur burda kimse denize girmez. denize girenler kesinlikle turisttir. sahilde slip mayo giyip, kicinda sapan tasiyan bir lavugu oturdugu yerden hic kalkmadan iserken gorebilirsiniz. ama ayni lavuk 2 dakka sonra size bira dolu bir posetle "take whaever u want" seklinde gelip yandaki gay clubin kendisine ait oldugunu soyleyebilir.

    eğer eğitim amaçlı gidiyorsanız, şu dünya üzerinde gidilecek tek yerdir heralde brighton. gündüzleri dünyanın en güzel kızlarıyla ders alıp, geceleri o kızlarla dans edebilirsiniz.
  • oldukça sessiz sakin görünüp alttan alta kaynayan şehir.
    sokaklarında hippi gibi giyinmiş 5 yaşında bebeler görebilirsiniz. hiç beklemediğiniz bir anda kendinizi bir eşcinsel nikahında bulabilirsiniz. bisikletle şehrin bir ucundan diğer ucuna kolaylıkla gidebilen, yüzlerinde telaştan eser göremediğiniz sakin insanlara hayretler içinde bakakalabilirsiniz.
    güneşli bir günü değerlendirme derdiyle elinize sandviçinizi alıp banka oturduğunuzda, iki hamlede sandviçinizi elinizden kapan azman martılara hiç şaşırmayabilirsiniz.
    hoşgörünün, uyumun içinde, daha önce hiç tanık olmadığınız sevinçleri içinizde görebilirsiniz.
    deli gibi esen rüzgarının bile öyle içe işleyen bir sakinliği vardır ki hiç bırakıp gitmeyesiniz gelir.
    gündüz tüm bunlar olurken gece hangi mekandan hangi partiye, hangi eğlenceden hangi karmaşaya aktığınızı fark edemezsiniz bile.
    ertesi gün aynı sakin, dingin düzen..

    tuhaf, güzel, değişik yetmez brighton'u tanımlamaya. kendine has bir hali vardır, cinsi, cinsiyeti belli değildir. o haliyle güzeldir.
    mesela 3 gün içinde kendi parçası gibi hissettirir bu şehir insana kendini. ama ne kadar uzun kalırsanız kalın daha kalıp yaşamanız, görmeniz gereken şeyler varmış gibi gelir diğer yandan.
    hem herkesle birlikte, hem bir başına, hem her şeyle bir, hem hiçbir şey olarak yaşayabileceğiniz, gizemli, serin/ılık, huzurlu, anlayışlı, naif bir şehir brighton.

    ha gezdiğin gördüğün şurda dursun bana yiyip içtiğini anlat diyenlere ise ısrarla grubbs burger diyorum. brighton'a gidip grubbs'da acılı meksika cheese-burger yiyen hem kendi için hem benim için büyük sevap işlemiş olur.
  • dil okullarıyla nam salmış şirin ingiliz kenti. ingilterenin yazlık mekanlarından birisidir. dil öğrenmek için gitmek isteyen varsa tereddüt etmesin londranın karmaşasındansa burası daha iyi. cebine parasını koyup giden için sorun yok hem okuyup hem eğlenip gününü gün edebilir. okul yanında çalışmak isteyenler içinde iş imkanı var. yalnız resmi olarak 20 saatten fazla çalışamıyorsunuz yanılmıyorsam. türklerin arapların yanında gayri resmi çalışabilirsiniz ama tavsiye etmem zira ingilizceye bye bye dersiniz :)
    he bu arada bolca eşcinsel var hatta mahalleleri bile var o derece. ağustos sonuydu sanırım festivalleri dahi oluyor. yolda giderken iki afeti devran hatunun öpüşmesine tanık olup, kıvanç ile kenan gibi iki delikanlıyı sarmaş dolaş görebilirsiniz.
    çok renki bir şehir hem sakin hemde eğlenceli daha nolsun haydi brighton yolcusu kalmasın.
  • 1997'de gittigim, ilginc bir pier'a sahip yer. punk barlari ve ayakkabiyla pier'dan denize atlayan gencleriyle aklimda kalmis.