şükela:  tümü | bugün
  • şimdi öncelikle film çok güzeldi. eşcinsel hakları, aşkın cinsiyeti olmaz vs vs gibi konulara yeteri kadar değinilmiş ancaaaak; aynı senaryo kaz dağları olarak kaleme alınsa, başrollerinde aydemir akbaş ve ilyas salman oynasa, mızıka yerine kaval çalınsa, adamlar karılarından kaçıp kaçıp kaz dağında çadır kursalar yine aynı sevecenlikle, aynı anlayışla bu filmden bahsedilir miydi?
    kızlar ağızlarının suyu aka aka izlediler tabi filmi. iki tane taş adam durup durup öpüşüyor. sonra aşkın cinsiyeti olmaz bıdı bıdı. *
  • eleştirmenlerin; "yalnızlık duygusu ve yalnızlık içerisinde birisine sarılma/özlem/birliktelik" şeklinde ifade edip; her insanın yaşayabileceği bir şey; o yüzden insanlara yakın geldi diye ahkam kestiği film.

    ahkam diyorum çünkü yukarıdaki sözler her ne kadar doğru olsa da; eğer 1960'larda eşcinselseniz ve kovboy kültürünün ortasında var-olmaya çalışıyorsanız, bir araya gelip bir çiftlikte birlikte yaşayamazsınız. fark budur. eğer bu film, bir kadın ve erkek arasında geçiyor olsa idi; evlenirlerdi, başkaları ile yaptıkları çocukları kendilerinin olurdu ve biz bu film seyretmezdik. hikaye sıradanlaşırdı.

    film aslında, dolapta kalıp başka hayatlara mecbur kalmayı çok iyi anlatıyor. ama tabi; ibne kovboylar bakış açısını geçebilenler için.
  • --- spoiler ---

    "tell you what: truth is... sometimes i miss you so much i can hardly stand it."

    --- spoiler ---
  • türkiye'de (avcılar'da edit. çengelköy'de de görülmüş) korsan satıcılarda 'ibne kovboylar' çevirisiyle korsanı görülmüştür..
    yurdum insanı mı dersin, korsan satıcılarla hödö mü dersin, berbat çeviriler mi dersin, yer yarılsa da dibine mi geçsem dersin.. ama.. benim bittiğim an budur sedat abi.. bu nassıl bir naifliktir! ey korsancı kardeş sorarım sana.
  • d-smart filmi öyle bir sansürlemiş ki filmi ilk defa izleyenler için konusu şöyle:

    --- spoiler ---

    iş arayan iki kovboy çok yakın arkadaş olurlar. sonra niyeyse birden bire araları açılır. sonra tekrar arkadaş olurlar. sarışın kovboyun karısı durup dururken arıza çıkarır ve ondan boşanır. iki kovboy tekrar küserler. barışamadan diğeri ölür.
    --- spoiler ---

    sevgilim ilk defa izledi ve hiç beğenmedi haliyle. benim de 15 yıl sonra ilk izleyişim. ilk izlediğimde ağlamıştım. dün mal mal izledim. sevişme sahnesini geçtim, öpüşme sahneleri bile çıkartılmış.

    götünüz yemiyor, başıma bişey gelir diye korkuyorsanız yayınlamayın bu filmi, sevgili d-smartçılar.
  • film medyanın gündemine düştüğünden beri, ang lee her fırsatta açıklama yapıyor: "bu bir western değil..." cidden bu film ne bir western, ne de -kafalardaki "kovboy" tanımıyla- iki kovboyun aşkı. sinemada heteroseksüelliğin son kalesi olan western janrını yıkmak gibi bir çabası da yok ang lee'nin. çok sakin, çok duru (ve bence bazen de biraz yavaş) bir şekilde imkansız bir aşkın trajedisini anlatıyor. tıpkı daha önce hollywood'un binlerce kez yaptığı gibi.
    --- spoiler ---
    kaldı ki brokeback mountain özellikle 90'ların unutulmaz filmlerinden the bridges of madison county ile fena halde benzeşiyor. sanki sadece karakterlerin cinsiyeti ve olayın geçtiği mekanlar üzerinde ufak tefek değişiklikler yapılmış. hatta iki filmin adı da, imkansız aşıkların aşklarını sembolize ettikleri o özel mekanları işaret ediyor. finallerindeki küller ise benzerliğe tuz, biber ekiyor sadece...
    --- spoiler ---
    ang lee'den bekleneceği üzere bazı sahneler şiir gibi. koyunlar, çimenler, kızıl gün batımları... oyunculuk da inanılmaz. daha önce hiç ciddiye almadığım heath ledger resmen döktürmüş. içine düştüğü o psikolojik çatışma sırasında öfkesini iki serseriye yönlendirip, fonda patlayan havai fişeklerle eş zamanlı olarak testesteron patlaması yaşayıp, o iki serseriyi dövdüğü sahne ile erkekliğini yedi düvele ispat etmesi de filmin en akılda kalıcı anlarından birini oluşturuyor. michelle williams ise gözüktüğü o kısacık sahnelerde filmdeki en can acıtan, en iç burkan performansı sergiliyor. bu kıza olan hayranlığım brokeback mountain ile kat kat arttı. 1960'larda başlayan hikaye neredeyse 40 yıllık bir gelişim gösteriyor ve dönemler arasındaki geçişler çok zekice, çok hissettirmeden yapılmış. finalde herkesin konuştuğu o gömlek sahnesi ise kimilerine çok arabesk gelse de, filmin asıl altını çizdiği noktayı güzel bir şekilde vurguluyor ve filme noktayı koyuyor.
  • bu filmin başarısına istinaden türkiye'de de gay pehlivanları, efeleri konu alan bir film çekilse neler olur dusunuyorum da, bütün gazeteler lanet okur, oyuncular sokağa çıkamaz, ülkü ocakları oyunculara yumurta fırlatır, yönetmen tehditler alır. amerika ile aramızdaki asıl fark bu aslında onlar her tür değerlerini masaya yatırabiliyorlar biz ise herşeyi tabu yapıyoruz. osmanlı askeri kıyafetiyle salkım hanım'a tecavuz etti diye filmi aşağılıyoruz yani nedir osmanlı askerleri hiç mi ırza geçmemiştir, bu osmanlının sucu mudur ki savunmaya geciliyor. hic kotu karakterli bir osmanlı askeri olamaz mı. kaldı ki o kıyafetin ata binme kıyafeti oldugu da sonradan belirtilmistir. hamamdaki gayleri anlatsak tellaklar cemiyeti gösteri yapıyor. ne zaman sıyrılacağız şu düşüncelerden, inşallah torunlarımız görür o günleri.
  • turkiyede sadece yedi ilde gosterime girmis bu film. escinsellik filmi filan demek buyuk bir strateji hatasi. oysaki filmin reklami "ibne amerikalilarin gercek yuzu, bunlarin hepsi top oolum vurduruyolar" seklinde yapilsaydi, kurtlar vadisini filan kesin sollardi.
  • eğer heath ledger öldükten sonra izlediyseniz bu filmi, daha da üzülürsünüz.
  • ilk defa izlediğim ve az önce biten film. ismi çok sıkıcı geldiğinden izlememiştim ve bu gece daha da sıkılamam herhalde deyip izledim.

    --- spoiler ---

    şimdi başta anlamadığım bir durum var. bu adamlar hangi ara birbirlerinden hoşlandı? ben o kısmı kaçırdım sanırım çünkü filmde daha çok yalnızlıktan ve ihtiyaçtan birbirlerine yaklaşmışlar gibi duruyor. 2. gece duygusallık görebiliyoruz ancak. ha erkek erkeğe duygusallık anca böyle oluyorsa tamam, ona lafım yok ama gerçekten ne ara bunlar bir anda yiyişecek hale geldi? sanki şey gibi olmuş. "tamam, izlemeden önce biliyordunuz. bunlar sevgili olacak. o yüzden ilk faslı es geçip direkt yatağa attık biz bunları! gevelemenin alemi yok!" der gibi. neyse.

    ennis'in eşi çok sıkıcı biri. gerçekten. ama üzüldüm tabii. aldatıldığını baya kötü öğrendi. yazık.

    başlangıçtan jack'in ani ölümüne kadar genelde jack'e üzüldüm ben. ennis'e de üzüldüm yapayalnız bir hayatı var jack yokken ama sanki en çok jack özlüyor gibiydi. ölümüne de başta inanmadım açıkçası çünkü karısı acayip soğukkanlıydı. sanki jack'in kendisini aldattığını öğrenmiş de bir yere kapamış, ne bileyim öyle şeyler işte... ancak ennis ailenin yanına gittiğinde ve boş odaya girdiğinde inandım da "hassiktir valla ölmüş." dedim. işte bu ana kadar da niye herkes ağladım diyor anlamamıştım çünkü bende gram göz dolması yoktu.

    gömleğin o köşeden çıktığı sahneye kadar insanların neden ağladığını anlamamıştım. evet çok üzücü ama o ana kadar etki etmemişti. ama o andan sonra en hızlı ağlamaya başlama rekorumu kırdım sanırım. yani bu kadar çabuk hüngür hüngür ağlamaya başladığımı inanın hatırlamıyorum. ne duygu yüklü bir sahnedir o. üstündeki 20 yıllık kan izleriyle iki gömlek üst üste saklanmış. birbirlerine sarılır gibi. ve muhtemelen ara sıra sarılmak ve koklamak için. o an jack'in duyduğu özlemi bir anda tamamen içinde hissediyor insan. 20 yılın ne kadar da boş geçtiğini anlıyor herkes*. ilk yazın tüm 20 yılın en iyisi olduğunu. fena, çok fena.

    --- spoiler ---