şükela:  tümü | bugün
  • 2005 yapimi jim jarmusch filmi. eski sevgililerinden birinin gönderdigi anonim mi desem, imzasiz mi desem bir mektupta yazanlardan 19 yasinda bir oglu oldugunu ögrenen ve akabindee dört eski sevgilisini arama vesilesi ve bir de komsusuyla abd'yi bastan basa dolasan, bu suretle buldugu eski kiz arkadaslarina sen mi gönderdin bu mektubu diye soran; cevabiyla kalsa film olmazdi ya, üstüne bilimum sürprizlerle karsilasan bir adamin hikayesi. kadrosu pek afili. bill murray'e eslik edenler abece sirasiyla frances conroy, julie delpy, jessica lange, sharon stone, tilda swinton ve jeffrey wright. merakla bekliyoruz diye bitirmeden önce filmin cannes'da gösterilme ihtimalinin oldugunu belirtelim ama kimle yapiyoruz bunu?

    merakla bekliyoruz.
  • cannes'da 18 mayis itibariyle gosterilmis;kadronun parlakligina katkisi yadsinamaz chloë sevigny mevcudiyeti ile beklemeye koyuldugumuz saheserdir.evet;cekinmeden saheser de derim,basyapit da derim ve hatta biraz daha gaza gelirsem;begenmeyenlere bilet parasini iade etmeyi taahhut dahi ederim.bu curetimin altinda filmi gormus olmam yatamayacagina gore;sahsimin jim jarmusch hayranliginin tam oldugu gorulebilmektedir.
  • türkiye'ye gelmesinden şüphe duyduğum ama bir an önce dvdsinin çıkmasını umduğum, ayrıntı yönetmeni saygıdeğer jim jarmusch'un yepyeni filmi.
  • jim jarmuschun en sevdigi filmlerden biri olarak acikladigi griffith'in broken blossoms'a* ismen saygi durusunda bulunan bir film. bunun otesinde de gene bir baba filmi, donald crisp'in canlandirdigi battling burrows kizinin bir yabanciyla oldugunu fark ettikten sonra onlari birbirlerinden elleriyle ayirmaya calisirken, jarmusch ise kendi filminde once cocugunu arattiyor babaya.
  • (bkz: broken chords)
  • sanirim bir filme cok buyuk beklentilerle gidince ne kadar guzel olursa beklentilerini karsilamiyor. nedense bu tarz cok film gordum gibi hissettim - yeni birsey yokmus gibi (something's gotta give ve benzerleri gibi 50 yas ustu erkegin neden yalniz kaldigini inceliyor). bu mukemmel kadroya yazik olmus.

    filmin acilis gununde 1 saatlik film kuyrugunda beklemeyi goze alarak, allahim jim jarmush ve bill murray daha ne olsun diyerek gittim bu filme yani ben de acayip gazdim reklamlari ve kadroyu gordukten sonra.

    karakterler arasindaki iliskilerde, konusmalarda minimallik hakim. jim jarmush'un bunu ne kadar bilincli olarak yaptigini dusunsem de (coffee and cigarettes'de de bunu gormek mumkun), yine de senaryo bence donuk, duygusuz kalmis tarzi yuzunden. yani yonetmen amacina ulasmis fakat bir cok seyden feragat ederek.

    jeffrey wright'in oyunculugu bence filmde en goze carpan ogeydi. cok sicak ve canliydi filmin aksine...

    --- spoiler ---
    filmin mektubun kimden gelmis oldugu uzerine cekildigini sanmama ragmen, sonunda mektubun bir o kadar onemsiz oldugu, esas olayin kocamis bir don juan'in hayatinin yalnizligi oldugunu gormek basta hayal kirikligi yaratsa da aslinda guzeldi.
    --- spoiler ---
  • kesinlikle en iyi jarmusch oldugunu dusumesem de (bkz: dead man)(bkz: ghost dog) ((bkz: night on earth), zat-i sahanenin 'sense of humor' dehasini en netlikle ortaya koydugu filmidir derim.film cogu jarmusch gibi episodik , (bkz: down by law) (bkz: coffee and cigarettes)(bkz: mystery train) olmakla birlikte, herbiri bir diva bombadan olusan bu episodlarin hepsi asil adam kahramanin hikayesine krallar gibi baglanmis. boylece jarmusch ,ayni hikeyede kendi keyfine gore sonsuz karakter yaratabilme ozgurlugunu saglamis. ozellikle sharon stone lu bolum ortadan ikiye yariyo. sharon stone da devvv. julie delpy, kieslowskinin beyazindan beri adam olamadigindan, gene siritmis bence biraz ama, diger butun kadin oyuncular almis yurumus. kisacik kisacik gozukup, acayip performanslar veriyorlar.(bkz: jessica lange). bill murray zaten durarak oynuyor. cok acayip; kadraj duruyor; bill murray duruyor ama film bir sekilde akiyor. o da yetmezmis gibi devamli guluyorsunuz. nasil oluyor anlamadim hala. bi de yan karakter var ki, komsu winston, oyle bir adam da ancak jarmusch un kafasindan cikar zaten. boyle bir 'film budur' yaygarasiyla cikmasam da sinemadan, illa gormek lazim. dedeye el opmeye gitmek hesabi.
  • ana karakteri izlerken, 'yahu bu adam bir onceki bolumde japonya'da degil miydi?' (bkz: lost in translation) ya da film cikisinda '30+ yaslarinda, film okullarindan yeni mezun olmus 'independent' olmaya calisan yonetmenler son iki uc yil icinde cekmemisler miydi bunu?' diye sorduran jj filmi. bana biraz wes anderson'un da bottle rocket ve rushmore'dan sonra life aquatic'i buyuk film sirketi sponsorlugunda cekmesi gibi 'ulen ne olmus boyle, nerden nereye' hissiyatini uyandirdi. var mi (bkz: stranger than paradise) gibisi beya.
  • jarmusch'un ne demeye cektigini, cannes jurisindekilerin ne diye buyuk odulu layik gorduklerini, onlarca film kritiginin nasil da goklere cikardigini bir turlu anlayamadigim film. 'jarmusch filmi' demek gelmek icimden 'broken flowers'a dair cunku yonetmenin tarzinin, dilinin, karakterlerinin, havasinin, herhangi bir konuya yaklasiminin cok disinda yazilmis kurgulanmis, bir nevi mesaj kaygisi tasiyan, citir cerez bir film cikmis karsimiza. insan dusunmeden edemiyor acaba jarmusch bugune kadar yaptigi filmlerle yarattigi dunyadan sikilmis, 'bu albumde yeni bir sound yakalamaya calistik' edasiyla mi hareket etmis; yoksa su son donemlerin populer konusu 'orta yasi oldukca geckin yalniz adam' karakterine bir de ben el atayim mi demis; ya da bilinmeyen gucler ickisine hollywood hapi mi kativermisler caktirmadan? ne sebeple olursa olsun bu filmi yakistiramadim ben pek sevdigim jarmusch'a, izin almadan siliyorum diskografisinden.
  • ---spoiler---
    son sahnede, arabada gordugumuz insan, bill murraynin gercek ogludur.
    ---spoiler---