şükela:  tümü | bugün
  • villo'yu kullanacaklara uyarı.
    o bisikletler sabah alayım akşama kadar gezeyim mantığıyla çok pahalıya gelir. istasyondaki otomat günlük 1.5 € yazar ama altındaki küçük yazılarla yarım saatte bir sokarız ha babanın malı mı bu yazısı dikkat çekmez.

    her 30. dk.'da bir ücret şarjlarlar.
    .5 € dan başlar 2 saatten sonra her yarım saatte bir 2€ sokarlar.

    bu bisikletlerin mantığı alıp gideceğiniz istikametteki yakın bir istasyona bırakmak. işinizi bitirdikten sonra tekrar istasyondan bisiklet kapıp yuvanıza yakın bir istasyon'a bırakmaktır.

    misal a kişisi?
    parc de bruxelles yanındaki istasyondan bir villo bisikletini kapıyor ve hop cinquantenaire'e gazlıyor. bisikleti orada bir yere kilitleyip keyfine bakıyor. kolay değil üç müze eşşek kadar da park gez gez bitmiyor ve a kişisi kilitlediği yerden aldığı bisikletine atlayıp tekrar parc de bruxelles istasyonuna bisikleti iade ediyor. ne kadar zaman geçer bence 6 saatten fazla, bu durumda a kişisi 1.5 € günlük kira ücreti haricinde 18 € kullanım ücreti öder. yani girdi 19.5 €. a kişisi, aynı güzergahta taksi kullansa azami 20€ öder.

    b kişisi?
    parktan bisikleti aldı. 20 dk. içerisinde cinquantenaire'e gelip oradaki istasyona bisikleti bıraktı. yarım saatten önce bisikleti bıraktığı için günlük kira ücreti 1.5'tan fazlasını ödemez. gezmesini tozmasını bitirdi, istasyondan bir bisiklet kaptı ve yine aynı süre sonunda parc de bruxelles'e aleti bıraktı günlük hesabı hala aktif olduğu için ve yine yarım saati aşmadığı için hiçbir ücret ödemez.

    ben size bisiklete binmeyin demiyorum bu şehrin tadı bisikletle çıkar ama b kişisi gibi binerseniz.

    ayrıca, brüksele dair en faydalı entrylerden birini girdiğime inanıyorum, şukumu verin piçler.
  • yolunuzun düşmesi durumunda yağlı patates kızartmasına ve siktriboktan işeyen bebesine kanılmadan bir an önce terkedilip brugge'e doğru yol alınmalıdır. ankaraya gittiyseniz işte oranın aynısı. tek artısı melih gökçek yok.
  • tanisan seversin insanlari vardir ya hani, bruksel de onlar gibi yasasan seversin sehirlerindendir.

    turistler için oyle aman aman keyifli olmayan ama yerlesikler icin zamanla baglanilacak bohem bir havasi vardir. geçmisin sisli'sine benzer sokaklari. 80'ler ve 90'larda istanbul'da cocuklugunu gecirenler eminim severler.

    cuma aksami is cikisi ozellikle sainte catherine ve yanindaki marché aux poissons meydaninda ortam cok keyifli olur. hava sicaksa ogrenciler grand-place'da toplanip ickilerini alir yerlere serilir. son yillarda ispanya'daki issizlik sebebiyle pek cok ispanyol gelip yerlesiyor ve muthis renk katiyorlar ortamlara.

    marolles quartier'sinde centro cabraliego(rue haute/
    hoogstraat 171) diye bir ispanyol (asturias) bar/ tapascisi var. association kategorisinde oldugu icin fiyatlar ucuz. 1 euroya stella icebilirsiniz, saraplar 2 euro. kalamari cok lezzetli ve tazedir. yine ayni sokakta place de jeu de balle'a kadar uzanan bir dizi tapasci ve portekiz restorani vardir, antikacilar, sanat galerileri ve hediyelik esya dukkanlari da tabii. mutlaka gezin, bruksel'in en bohem ortamlarindan biridir. place de jeu de balle'da cabinet de curiosites var, ilginc esyalar satiyorlar, sirf gezmek icin de girebilirsiniz.

    sahsen en sevdigim yeri mont des arts ve cinematek elbette. cinematek kutuphanesinin muthis bir arsivi vardir. sitesinden istediginiz kitaplari rezerve edersiniz, pazartesi-carsamba (9:30-17 arasi)-cuma (9:30-13 arasi) gider okursunuz. kitaplar disari cikarilamiyor ama fotokopi cekilebilir. cinematek bruksel

    yine mont des arts'da guzel kafeler vardir ama enstruman muzesinin(musée des instruments de musique de bruxelles) terasinda bir icki icmeden ayrilmayin bruksel'den. mim restaurantmuzeyi de gezin, cok çarpici bir binasi vardir.

    guzel sanatlar muzesi de gezilmeli elbette. jacques louis david'in unlu la mort de marat'sinin orjinal versiyonu buradadir (louvre'daki ikinci bir versiyon). magritte muzesi epey ragbet gorur ve bence en hayran birakan eser l'empire des lumières birisi ve yine bana kalirsa en guzeli de burada (digerleri new york ve venedik'te gorulebilir). belcika'da ozellikle yazin cok sik yasanan gercek bir gorseldir.

    bruksel guzel sahaflarin ve eski plakcilarin da bolca oldugu bir sehirdir. muzikle ve enstrumanlarla ilgiliyseniz pek cok iyi adres bulabilirsiniz. pek cok unlu bande dessinée'nin duvar resimleri susler sehri. sirf buna bir gun ayrilabilir bana kalirsa: brussels comic book route

    yemek icin en iyi adresler:

    -rue sainte-catherine 26 numaradaki amadeus. gent , anvers ve oostende'da da yerleri var ama bruksel'deki en guzelidir. domuz kaburgasi ile unlu ama steak'leri epey iyidir. ozellikle béarnaise soslari cok lezzetli. domates corbasi da iyidir. her masada buyuk bir sise kirmizi ispanyol sarabi olur. ictiginiz kadarini tartar oyle fatura ederler.
    cikista hemen yanindaki bar des amis'de bir digestif alinabilir, yer yoksa place sainte catherine'de bavet'i tavsiye ederim.

    -marolles civarinda restobières(rue des renards / vossenstraat 9) var. vintage bir dekorasyonu vardir ve butun menu, tatlilar dahil spesiyal biralarla yapilmistir. yalniz cok istahli degilseniz, porsiyonlar cok buyuk, uyarayim.

    -sakatat yemeyi seviyorsaniz, viva m'boma (rue de flandre 17). soganli cigeri lezizdir. cikista hemen yakininda bir flaman bari var,roskam (rue de flandre, 9). biraz vieux lyon'daki barlara benzettigim icin severim. los bir ortami vardir.

    - tipik belçika yemeklerini tatmak icin ın 't spinnekopke (place du jardin aux fleurs, 1) tavsiye edilir. epey unludur, sahsen pek sevmedim, cok kucuk sikis tikis. rezervasyon sart.

    kafe/ bar olarak ayrica:

    - place de jeu de balle'de de yeri olan ama sainte catherine'dekinin daha guzel oldugu le marseillais var. sahibi gercekten marsilyali, sempatik bir adam. ricard'li ve vintage fransiz fotograflarinin oldugu hos bir dekorasyonu var. marsilya'nin maci varsa gidip ricard esliginde izleyebilirsiniz. chartreuse(sarisi da var) de satiyorlar.

    -bar llanes(rue du marché au charbon 88), burayi ozellikle ve ozellikle tavsiye ediyorum. sahibi harika bir ispanyol teyze. 60'lardan beri belcika'daymis, esini kaybedince yillar sonra tekrar evleniyor bir baska ispanyol amcayla. harika insanlar. yilda iki ay kapatip, ispanya'ya gidiyorlar. ilk gittigimizde bir arkadasa hediye aldigim beyaz sarap sisesini kirmistim yanlislikla, kadin hicbir sey demedigi gibi, gelip temizledi hem de gayet guler yuzle. sonra birden barda cok international bir ortam olustu, hep birlikte sohbet ettik. cockney bir cift ve guney amerika'lilar vardi. ingilizler fransizca bilmiyordu, biz konusulanlari cevirdik. harikaydi.
    ispanyolca biliyor ya da gelistirmek istiyorsaniz kesin gidin tanisin, bagimli olursunuz. ickiler cok ucuz ve harika ispanyol likorleri bulunuyor. sandvic ya da frite alip gidebilirsiniz. belcika'da yemek satmayan kafe/bar lar disaridan yiyecek kabul eder. bar llanes

    -le cercle des voyageurs(lievevrouwbroersstraat 18), bir suredir her gittigimizde yer yok, rezerve vs dedikleri icin artik gitmiyoruz pek ama cesit cesit caylari olur, dekorasyonu da guzeldir.

    -galeries royales saint-hubert mokafé(galerie du roi, 9), yemek de yiyebilirsiniz, bir sandvic de atistirabilirsiniz. inspecteur hercule poirot'nun chocolate box bolumunun bir sahnesi burada gecer. bardak sarap alacaksaniz italyan'i tavsiye ederim, lezizdir.

    -delirium, bir turist mabedi olsa da haftaici oglen/ ogleden sonra bostur. fiyatlari disariya gore biraz pahalidir ama benim gibi bira sevmiyorsaniz meyveli biralardan bol bol cesit cesit bulursunuz.

    -royal theatre toone, rue du marche aux herbes, 66 numarada bulunan bir kukla tiyatrosu aslinda ama iceride ya da terasinda bir seyler icebilirsiniz. disaridan yiyecek kabul ederler. kuklalar ve bir manneken-pis kopyasinin oldugu dekorasyonu sahanedir.

    -poechenellekelder( rue du chêne, 5), tam manneken-pis'in capraz karsisinda cok hos dekorasyonu olan bir bardir.

    -moeder lambic(place fontainas, 8) degisik biralar olur, bira sevenlere tavsiye edilir.

    -à la mort subite(rue montagne aux herbes potagères, 7) fiyatlari biraz pahalidir ve yer bulmak zordur ama guzel bir dekorasyonu vardir, tipik eski bruksel kafesidir.

    -l'arcadi(rue d'arenberg 1b), cok leziz tartlari vardir. kahvalti ya da 5 cayi icin tavsiye ederim.

    -rue auguste orts, 14 numaradaki le coq sehir merkezinde ucuz icki icmek icin iyi bir adrestir. ingilizce konusurlar, bohem ve cok farkli milletten insanin ugrak yeridir.

    paul verlaine'in sevgilisi rimbaud'yu silahla yaraladigi, bilinen en az bir tutku sucuna sahit olmus sehirdir bruksel. verlaine/ rimbaud daha soz edilecek bahceleri, park ve muzeleri de var ama baska bir entrymizin konusu olsun.

    gece eve donerken kizil tilkilerin yolunuza ciktigi (ustelik benimle uçmak ister misin dinliyorduk), yuruyerek sehri tavaf etmenin pek keyifli oldugu sehirdir.
  • fena halde ankara'ya benzeyen şehirdir.

    --- spoiler ---

    her şey var, bir bok yok...

    --- spoiler ---
  • afyon emirdağı'ndan ilk belcika'ya giden adam öyle güzel örgütlemişki, belcikalılar türkiye'nin başkentini emirdağı sanıyorlar.
  • metrosunda kapalı kaldığım şehir. şaka değil... yılını hatırlamıyorum, üç arkadaş toplantıdan çıkmışız, stres atmak için o restoran senin bu bar benim dolaşıyoruz. en sonunda sanırım saat ya gece yarısı ya da bir tam hatırlamıyorum. sağolsun tüm taksiler sözleşmişcesine ya durmuyor ya da ortalıkta yoklar. ben arkadaşlara dedim ki metroya inip metro saatine bakacağım. yakınlarda tren varsa haber veririm. merdivenleri indim, metro saatlerine bakıyorum. o sırada bir anons var ama dinleyen kim. derken ben artık metronun gelmeyeceğini anladım. ancak tam o sırada metronun kepenkleri büyük bir gürültüyle inmeye başlamaz mı. bir belçikalı koşmaya çalıştı ama yetişemedi.

    ben ne olduğuna inanamadım. şaka olmalıydı. yabancı bir memlekette gecenin bir vakti beni yukarıda bekliyorlar, cep telefonu çekmiyor ve metroda kapalı kalmış durumdayım.

    neyse ki kapalı kaldığımda aklı selim bir belçikalı da benimle birlikte kapana kısılmıştı. o bir anda hızlı adımlarla yürümeye başladı. tabii anca beraber kanca beraber hemen takip ettim. o sırada bir tane evsiz adam (homeless) gördük. belçikalı ona metronun kapılarının kapandığından bahsetti. evsiz adam ise benim için sorun yok hayatımdan memnunum gibi bir şey söyledi.

    derken ben belçikalıyı takip ettim. meğerse metronun öteki tarafında acil durum telefonu varmış. oradan telefon açtı. ilk başta ses gelmediği için tırsmadık değil ama neyse ki ses geldi yerimizi bildirdik ve tam yanımızdaki kapı açıldı.

    bol bol teşekkür ettikten sonra ben metroya bindiğim yere doğru hızlı adım yürümeye başladım. malum, arkadaşlar benden haber alamıyorlardı. onlar da anlamışlar benim metroda kapana kısıldığımı. ama tabi ben bunu gerilim içinde anlatırken onlar kusarcasına gülüyorlardı. yok arkadaş, ateş düştüğü yeri yakar;)

    siz siz olun gece belli bir saatten sonra metrolara yaklaşmayın. ne olur ne olmaz.
  • belçika yı geziyorsanız burayı "yemek turizmi" için kullanabilirsiniz. çünkü tarihi dokusu bozulmuş olsa da en güzel restoranlar bu şehirde bulunuyor. tabii +5 kiloyu göze alın.

    külahta belgian fries: http://www.wsibrussels.org/…10/03/belgian-fries.jpg

    midye : http://farm6.static.flickr.com/…5734_50ef25a56a.jpg

    çikolata ve pösküvit : http://blog.hotelclub.com/…/belgian-chocolate-3.jpg

    waffle : http://scrapetv.com/…se/images-9/belgian-waffle.jpg

    ve tabii ki binbir çeşit bira : http://0.tqn.com/…neymoons/1/7/3/w/1/ba10-bier2.jpg

    not: bunları yemeyi unutmayın diye yazdım, tabii buraya bir de not düşmek lazım ki sözlükçüler turist tuzaklarına düşmesinler diye.

    patates kızartması yiyecekseniz sosların bol olduğu bir yer seçmeye çalışın. bence olay soslarda bitiyor. genelde her yerde acılı ve acısız olarak 2 çeşit sunuyorlar ama fast food zincirlerine gitmezsiniz çoğunda ev yapımı sosları bulabilirsiniz.

    midye için söylenicek fazla bi şey yok büyük büyük midyeleri var, herkesin söylediği gibi ben de leon' u beğendim, deniz ürünleri taze genelde.

    çikolata için zaten dünyaca ünlü markalar var. bunların en önemli özelliği yapımında pralin kullanılması. bilinen en ünlü markalar leonidas, neuhaus, godiva. ben leonidas' ı çok seviyorum ama bu işin mucidi neuhaus. (jean neuhaus) pralinlerin kullanılmasıyla birlikte çeşitlilik inanılmaz artmış ve tadları diğer çikolatalardan farklı.

    waffle: waffle için de doğru adres brüksel hatta bazı yerlerde belçika değil de "gaufre de bruxelles" diye geçiyor.( bir de liege style yapan yerler var sanırım.) burdaki wafflerın en önemli özelliği ise içinde kullanılan şeker. ( pearl sugar olarak geçiyor almak isterseniz. hatta yapmak isterseniz direk luikse wafel ijzer diye arayıp evinizde waffle yapabilirsiniz.)

    son olarak bira için tavsiyem bir carrefour bulup sepetinizi farklı biralarla doldurduktan sonra hepsini sırayla denemeniz.

    brüksel' deki bu yemek kültürünü para tuzağı olarak düşünmek anlamsız çünkü bunlar aynı zamanda buradaki avrupa birliği toplantılarında ve burada yaşayanların günlük hayatlarında tükettiği şeyler. tabii her zamanki gibi bu kültürü fast food tarzına dönüştürüp para kazanmak isteyenler vardır dikkat ediniz.

    afiyet olsun.
  • hostel bulmak için gezerken ilk önce fenerium görünce şaşırıp duygulandığım, çok diil 10-20 metre ilerledikten sonra konya kebap görünce kendimden şüphe ettiim ve o esnada yanımdan mustafa sandaldan "istersen dağlar dağlar.." bağıran bi araba geçince türk mahallesine geldiğimi anladığım başkent**
  • ilginc yorumlarin yapildigi sehir. bruksel'de yasayan biri olarak ozellikle aciklama yapma geregi hissettim.

    brugge ve diger flaman bolgeleri'yle karsilastirilmasi:

    bruksel, brugge, leuven, gent vs. gibi kucuk, sirin ve romantik bir sehir degildir. ortacag havasi yoktur. daha tehlikelidir. fakat havasi gri ve dukkanlari 6'da kapaniyor diye elestirmek komiktir. cunku belcika'nin her yerinde hava durumu aynidir ve dukkanlar her yerde 6'da kapanir. pazar gunleri de her yer kapalidir. sadece bruksel'de yabancilar sayesinde acik dukkan bulmak mumkundur. zira flamanlar oldukca zengindir ve para kazanmaya karinlari toktur.

    flaman bolgesi irkcilarin en yogun oldugu bolgedir. flamanlarin bagimsizligini ve 50 yillik gocmenlerin komple geri gonderilmesini savunan partiler tarafindan yonetilir. birakin gocmenleri, belcika'nin fransizca konusan halkini bile sevmezler. fransizca bilir ama konusmamaya calisirlar. gectigimiz yillarda itfaiyeyi cagiran fransizca konusan bir turk'un yardim talebine cevap vermeyip insanlarin olmesine sebep olmuslardi.

    o hangi diin konusuldugu belli olmayan bruksel'de ise yabancilara karsi genel bir ayrimcilik yoktur. cunku sehir kozmopolittir. fransizlar, flamanlar, uluslarasi kurum ve sirketlerde calisan expatler, universitelerde okuyan yabanci ogrenciler, gocmen italyan, portekizli, polonyali, rumen, bulgar, turk, arap ve afrikalilar bulunur.

    bruksel'e ulasim icin ulusal havalimani ya da charleroi havalimani + servis kullanilabilir. daha uzak oldugu icin charleroi'ya biletler cok daha ucuzdur. fakat uzak diye hayiflanmak garip. sabiha gokcen'e bile alip 'beylikduzu cok uzak yea' demek gibi bir sey bu. diger taraftan brugge ve diger flaman sehirlerinin bir havalimani yoktur (charterlar icin yazlari kullanilan mini havalimanlarini saymazsak). dolayisiyla brugge'e gitmek icin sike sike bruksel'e ulasimin ustune 1.5 saatlik tren yolculugu cekmek gerekir. ustune ustluk bu sehirlerde metro da yoktur.

    gezilecek yerler:

    flaman sehirleri gibi kucuk sirin bir ortacag sehri havasinda degildir. ama gezilip gorulecek bircok yeri mevcuttur. grand place gibi iyi korunmus harika bir meydani vardir mesela. iseyen cocuk'u kucuk ve sacma bulabilirsiniz, dogrudur. ama delirium'da belcika biralarini tadabilir, orijinal waffle ve patates kizartmalarini yiyip, atomium ve mini europe'u gezebilirsiniz.

    ayrica sehirde guclu bir muze ve sanat kulturu vardir. cinquantenaire aniti ve parkinin yanindaki askeriye muzesinde 19. ve 20. yuzyillardan kalma her turlu tank, ucak, uniforma, alet ve edavati gorebilirsiniz. doga bilimleri muzesinde dinozor fosillerini inceleyip, enstruman muzesinde tarihi entrumanlari gorup karikatur muzesinde belcika'nin unlu karikaturlerini gorebilirsiniz. bozar gibi sergi merkezlerinde uluslarasi sergileri gezebilirsiniz. ornegin bu hafta ara guler ve diger fotografcilarin objektiflerinden istanbul fotograflari sergisi vardi. sanattan hoslanmayanlar uzay kesifleri sergisi gibi ilgi cekici sergileri gezebilir.
  • puslu, soğuk, şüpheci, resmiyetçi, kokulu ve sukunetli şehir. ankara'dan küçük, eskişehir'den biraz hallice.. bulunduğunuz semte göre sokaklarında idrar, çikolata, waffle, insan teni ya da parfüm kokusunu alırsınız.

    avrupa'nın başkenti, başkenti olduğu kıtanın haline bürünmüş biraz. biraz mağrur ve öteleyici. hani olur ya, piknik alanına gidersin de en güzel yerler kapılmıştır senden önce. tabelaları takip edip uygun bi yer bulmaya çalışırsın kendine.. burası da insana olması gerektiği yeri hatırlatan bi yer işte.. turist misin? çapkın mısın? yerlisi misin? gediklisi misin? devlet memuru musun? herkesin gezeceği gideceği yer önceden belli burda.

    fransız aksırdığında nezle olan şehir. yani dili, bakışı, mimikleri, şehir estetiği vs hep karbon kağıdı fransızın.. flamanların da yeri önceden belli burda anlaşılan. yine de bütün avrupa'dan bir parça var. heykeli, taş binası, eski kilisesi, arnavut kaldırımı sokakları.. tarih boyunca başkentlik rolüne usul usul ısındırılmış sanki: "herşeyden, her yerden bi parçan olsun, ama asla özgün bi şehir olma"

    herkes kabullenmiş ama yerini. kimsenin yüzünde itiraz okunmuyor. endişeli olanlar, sadece gideceği yere geç kalmış olanlar. gerisi kurulmuş saat gibi, tıkır tıkır atılıyor adımlar. metrolar geç kalmıyor, dükkanlar daha geç ya da daha erken açılmıyor. hergün gittiğiniz restoranın garsonu, o güne özel ikram yapmıyor. senaryo yüzyıllar önce yazılmış, insanlar her on yılda modaya göre elbiselerini değiştirip rutinlerine devam ediyor.

    korkacak bir şey yok bu şehirde. insanlar fotoğraf çekip gidiyor, şaşkın şaşkın eski taş binalara bakanlar en fazla bir dakika içinde yerlerini terk ediyor. kendini en çok belli edeni, dükkan önlerinde bir kaç kişilik gruplar halinde gülüşüp bir kaç dakikalığına gürültü yapanlar. sonra onlardan da eser kalmıyor. kimse kimseye bir şey sormuyor brüksel'de. dedim ya herkes herşeyi biliyor. ilk kez gelenler bile hiç bir şeye yabancı değil. elleriyle koymuş gibi buluyorlar adreslerini. senaryo tekrar ediyor kendini. sabahları o koyu kahveler mutlaka içiliyor bir de.

    bi tuhaf dönüyorsunuz sonra geri dönüşünüzde. bi öncekinden hiç bi farkı olmadan dönüyorsunuz. metronun aynı durakları inşaat halinde. aynı saatteki uçağa ulaşmak için aynı yollardan aynı havalanına dönüyorsunuz. uçak havalanırken şehre dönüp bakmıyorsunuz bile, ne de olsa aynı şehirden ayrılıyorsunuz.