şükela:  tümü | bugün
  • mehmet yakup yılmaz'in 11 ekim 2019 tarihli yazisinin basligi.

    akp'nin ic politika icin bir askeri harekat düzenledigini yaziyor.
    pkk'nin sinirin 30 kilometre gerisine cekilse kayip vermeyecegini, ama tuzu kuru aga babalarinin "biraz militan ölsün, uluslararasi arenada mesruiyet kazanalim" planlari yaptigini acik acik yazmis.

    tiklamaya üsenenler icin yazinin tamami:

    shakespeare’in, ıv. henry oyununda şöyle bir replik var:

    bırak zihinleri dışarıdaki kavgalarla

    meşgul olsun sersemlerin.

    iktidarını korumak isteyen politikacıların işine en çok yarayan taktiklerinden biri “dış tehlikenin” varlığına, halkını ikna etmektir.

    bu tehlike gerçekten olabileceği gibi aslına bakarsanız gerçek olmasına da gerek yoktur.

    önemli olan toplumun zihninde “eyvah, tehlike kapıya dayandı” duygusunu yaratmaktır.

    düşman kapıya dayanmışsa her halde toplumun bireyleri de salak değildir, kendilerini korumak için savaşmaya hazırdırlar.

    bu, toplumun asıl derdi olması lazım gelen iç meselelerinden uzaklaşmasını, onu düşünemez hale gelmesini ve en sonunda da bir bayrak ve bir lider etrafında kenetlenmesini sağlar.

    recep tayyip erdoğan, türkiye’nin bir ölüm – kalım meselesi ile karşı karşıya olduğunu söylüyor.

    sınırımızda bir “terör devleti” kurulma tehlikesi var ve bugün bir askeri operasyon ile bu cerahatli yarayı kesip atmaz isek milli güvenliğimiz muazzam bir tehlike ile karşı karşıya kalacak.

    sosyal medyada yükselen milliyetçi dalgaya bakılırsa ilk hedefine de ulaşmış durumda.

    vatandaşlar, normal her insanın isteyeceği gibi operasyonun can kayıpsız hedefe ulaşmasını, sınırımızdaki “hayati tehlikenin” bertaraf edilmesini istiyor, bekliyor.

    kuzey suriye’deki pyd askeri varlığı, insanlı – insansız uçakları, tankları olan türk silahlı kuvvetleri’ne dayanabilecek, direnebilecek çapta değil.

    normal olarak, kayıp vermemek için kurşun atmadan sınırın 30 kilometre kadar gerisine çekilmeleri gerekirdi.

    ancak, hendek siyasetinden de biliyoruz ki pkk’nın ağaları için, ölen genç insanların bir kıymeti yok, ister kürt olsun, ister türk.

    onun için bu kayıpları göze alacaklar ve dünyanın bu işe bir dur demesini bekleyecekler.

    ve operasyon trump iyice delirip, abd ordusunu işin içine sokmaz ise “türkiye’ye ilk başta izin verilen sınırlara ulaşınca” tamamlanmış olacak.

    peki bu erdoğan açısından nasıl bir zafer olacak?

    bunun bir tür “pirus zaferi” olacağını şimdiden söyleyebilirim.

    * türkiye, artık dünyada yapayalnız! “saldırgan” ülke konumunda.

    * abd’de türkiye’ye karşı yaptırımlar gündemde,

    * pkk / pyd rüyasında görse inanamayacağı kadar büyük bir dış destek ve suriye’deki varlığı için meşruiyet kazanmış durumda.

    şunu kendimize soralım: kuzey ırak’taki pkk hedeflerine yönelik her tür askeri operasyona sesini çıkarmayan abd, ab, arap birliği, iran, niye kuzey suriye’de de bu işi yapmamıza karşı?

    dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz: sorunumuz, türkiye’yi yöneten siyasal islamcı kadronun, bir yandan “arap sokağının” liderliğine heves ederken, diğer yandan da muhalifleri destekliyoruz derken suriye’deki cihatçıların semirmesine yol açması!

    gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, ondan sonraki tüm düğmeler yanlış iliğe giriyor, sorun bu!

    falcı değilim ama şunu söyleyebilirim: aslında “kaybetmek” anlamına gelen bu pirus zaferi’nin sonucu türkiye’nin eksikli demokrasisinden bile uzaklaşması sonucunu doğuracak.

    neden böyle olacağını da önümüzdeki günlerde konuşacağız.

    pirus zaferi: mö 280 – 279 yıllarında grek kolonisi tarentum kralı pirus, roma'ya saldırır. savaşı kazanır ama bütün ordusunu da kaybeder. o günden beri büyük bedeller ödenerek kazanılan zaferler için bu tanımlama kullanılıyor.

    ***

    ankara cumhuriyet başsavcılığı, hdp'li gülistan kılıç koçyiğit, leyla güven, berdan öztürk, sezai temelli ve pervin buldan hakkında re’sen soruşturma başlattığını açıkladı.

    “re’sen” kelimesi, eski türkçede “kendiliğinden, kendi başına, kimseye danışmadan” anlamlarını ifade etmek için kullanılan bir kelime.

    insan gurur duyuyor; savcılığın bu işi kendiliğinden, kimseye danışmadan başlatmış olduğunu duyunca!

    söz konusu kişiler milletvekili dokunulmazlığına sahip.

    ikisi anayasa’ya göre “siyasi hayatımızın vazgeçilmez unsuru” olan bir siyasi partinin eş genel başkanı.

    işledikleri iddia edilen suç ise suriye’ye yapılan sınır ötesi askeri harekatı eleştirmiş olmaları.

    tabii böyle bir suç söz konusu olamayacağı için, açıkladıkları bildiriler nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak ve tc hükümetini aşağılamak” ile suçlanıyorlar.

    eksiklikleri çok olsa da, yarım yamalak olsa da bir demokraside yaşadığımızı varsayıyoruz.

    böyle bir şeyi varsayıyor olmamızın en önemli nedeni serbest seçimlerle göreve getirilmiş olan yasama organı. yani tbmm.

    muvafık, muhalif kime sorsak tbmm en yüce organ, çünkü milleti temsil ediyor, demokrasimizin kalesi vs.

    peki tbmm’de bile hükümetin izlediği bir politika eleştirilemeyecek ise nerede eleştirilebilecek?

    herkes cumhurbaşkanı’nın aldığı kararları beğenmek ve alkışlamak zorunda mı?

    kusura bakmayın ama bu işte yarım hamilelik yok!

    “demokrasi var” diyorsanız, tbmm de olacak, o olunca halkı temsil eden milletvekillerinin de her konuda söz söyleme hakları da!

    söyledikleri sözler bazılarımızı “şoke edecek mahiyette de olsa”, söylemeye devam etme hakları olacak.

    bu kadar basit!

    “hayır, buna izin yok” diyorsanız, o zaman bu rejimin mesela kuzey kore’den ne farkı kalıyor?

    özendiğiniz yer orası mı?