şükela:  tümü | bugün
  • yillar evvel trt2'de gosterilmis ve o yillardan biraz sonra istanbul film festivalinde gosterilmis bir bertrand blier filmi.. ironilerle dolu filmin sonunda -ya da basi miydi ama kesin ortasi degil- devasa bir kanyonun icinden akan nehirde kayikla giden depardieu sahnesi unutulmayan sahnelerden biri olarak tarihe gecmistir*..
  • yıllar evvel trt2'de gösterildiğinde gerard depardieu abimizin tarafımdan seslendirildiği film.
  • gerard depardiyo ile yönetmenin babası bernard blier'nin başrollerinde paruldaduğu, bertrand blier başyapıtı. had safhada saçma konusu ile, durmadan "yok daha neler" diyerekten izlediğimiz, siradanın olağanüstüleşme sürecinin çoktan aşılmış gözüktüğü bir dönemde geçen, gasgarip bir eserdir.
  • kara mizah dediğimiz şeye ya da soğukkanlı mizah diyelim en iyi örneklerden biri sanırım . bol merdivenli bir bina ve karolu metro istasyonu önü dışında bir de nehirde kayıklı son sahnesi var. evin içinde palto çıkarmamak, metroda konuşurken bıçağınızı olduk olmadık yerlere bırakmamak ve komiser komşularla ilgili gibi geldi bana gülüp dururken. yanılıyor olabilirim. bir de öldürdüğünüz kişilerin çocukları intikam alabilir; özellikle de çok güzellerse. bu filmi sayesinde izlediğim dünyanın en iyi ikinci evsahibine de ayrıca şükranlarımı sunarım.
  • 25. uluslararası film festivali bünyesinde gösterilen 1979 tarihli eğlenceli ve absürd bir film. ayrıca bertrand blier gibi sıradışı bir yönetmeni keşfetmeme neden olmuştur.

    filmde alphonse* karısının katili ve komşusu olan komiserin etrafında gelişen olaylar o kadar absürddür ki; bir sahnede alphonse karısın katilini teselli etmekte bir başka sahnede gizlice girdikleri evin sahibine civarda dul ve yalnız kadın var mı diye sorabilmektedirler.

    şiddetle tavsiye edilen, festivalin gizli cevherlerinden biridir bu film.
  • yonetmen ve film hakkinda pek bir onbilgim olmadan izledigim, belki de bu yuzden cok keyif aldigim, absurdlugun doruklarinda gezinen harika bir film.
  • yönetmen bertrand blier'in ilk sürrealist film denemesi. ilk olması güzeldir çünkü diğer filmlerinde bu akım daha yoğun boyutlarda hissedilir.

    "tipik fransız filmi" denen filmlere en tipik örnek. diyalogların garipliği, takip ederken insanı sıkmaz, bilakis kendisine çeker. ve ince bir mesaj da vardır doğa-insan-insan ilişkileri bazında.

    oyunculara verilen paraları saymazsak kanımca çok düşük bütçeli bir güzel film. gerard depardeu nerdeyse film boyunca pardesüsünü hiç çıkarmıyor üstünden.
  • sunduğu özgün ve abzürt dünya dışında beni çok çekmeyen ama izlerken sıkmayan da, zaman zaman güldüren bir film.
  • fr. soğuk büfe
  • izlerken haz aldığım, adeta hazalarak bittiğim, vercoquin et le plancton gibi bir film.