şükela:  tümü | bugün
  • sesinin guzelligiyle unlu bir kus..
  • alakali unlulerimiz icin:
    (bkz: azer bulbul) (bkz: yunus bulbul)
    estetik bulbuller icin: (bkz: cesmi bulbul) (bkz: chesmibulbul) (bkz: kenef bulbulu)
    vecizi bulbuller icin: (bkz: o dote benim bulbul ote) (bkz: o gote bulbul ote) (bkz: bulbulu altin kafese koymuslar) (bkz: hasbahcenin gulleri oter bulbulleri)
  • bir cesit model ucak,
    (bkz: model ucak)
  • divan edebiyatı ve onun etkisindeki tüm edebi yazıtlarda yazınlarda kışınlarda, en çok ismi zikredilen kuştur. güle aşık olduğu iddia edilir.
    ayriyeten;
    "eşin var aşiyanın var baharın var ki beklerdin
    kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin"
    dizeleriyle de mehmet akif ersoy üstadımızın suallerine mazhar olmuştur.
    buna ilaveten;
    nice ötme bülbül türkülerine konu olmuştur. türkülerin, şarkıların en çok susturulması gereken kuşu olarak ilan edilmiştir edebiyatta, resimde, müzikte.
    misal sezen aksu ablamız, yas isimli şarkısında şarkıların şiirlerin yasta olmasını bülbülün ötüşüne bağlamıştır.
    çok işlevli bir kuştur işte..
    bülbüllü türküler diye de derin bir başlığa esin ve isim kaynağı olmuştur bu kuş..
  • bulbullerin sadece şarkı soylerek insanları rahatlatan kuşlar olduğu bunun yanında da doğaya hiçbir zarar vermediğinden yola çıkarak, bülbül öldürmenin günah oldugunu cocuguna anlatan insan hakları savunucusu bir avukat ve iki cocugunun hikayesinin anlatıldıgı bir kitabın isminde adı gecen otucu kuş. (bkz: bülbülü öldürmek)
  • (bkz: dem cekme)
  • nefis oynak, fıkır fıkır bir neşet ertaş türküsü..
  • mehmet akif ersoy'un bir manzume yazarı mı yoksa şair mi olduğu tartışmasında aşmış bir şair olduğuna dair en önemli kanıt olan şiiri.

    -basri bey oğlumuza-

    bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
    pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...
    bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
    muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım;
    dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

    taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
    ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
    ne muhrik nağmeler, yâ rab, ne mevcâmevc demlerdi;
    ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya sûr-i mahşerdi!

    -eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
    kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?
    0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
    cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
    bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
    hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
    ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
    değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;
    hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
    neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
    niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
    hayır, mâtem senin hakkın değil... mâtem benim hakkım:
    asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
    bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
    ne husrandır ki: şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    serâpâ garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
    hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
    salâhaddîn-i eyyûbî'lerin, fatih'lerin yurdu.
    ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde osman'ın;
    ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı mevlâ'nın!
    ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
    o kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
    çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden yildirim hân'ın;
    şenâatlerle çiğnensin muazzam kabri orhan'ın!
    ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
    sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
    serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
    dolaşsın, sonra, islâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)

    [safahât, yedinci kitap]

    (*) bu şiir yazılırken yunan istilâsı altındaki topraklarımız
    hususiyle bursa'ya dair elîm haberler geliyordu;
    tetkikine de imkân yoktu.
  • hayat bilgisi adlı dizide kekeme kantinciyi canlandıran oyuncunun dizideki lakabı. hasan şaş saçını uzatsa aynı bu adama benziycek, evet. var kesin bi akrabalık.