şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: mehmet taşdemir)'in (sanıyorum) son romanı.

    aslında uzun bir süre bu kitabı okumak istemedim sonrasında da bir gazla okuyup bitireyim kurtulayım dedim ama tabi başlar başlamaz hemen bıraktım. sanırım henüz zamanı gelmemişti. kitap okuyanların bildiği bir şey vardır ki her kitabın okunması için herkese göre önceden verilenmiş bir vakit vardır. o vakit gelmeden kitabı ne kadar okumak isteseniz de okuyamazsınız. o vakit geldiğinde de istemeseniz bile okursunuz bir şekilde. bu ayarlamanın özellikle mi yapıldığını bilmiyorum ama allah’ın işi diyorum buna ben kısaca.

    yine bu kitapla ilgili yorum veya inceleme yazısı da yazmak istemiyordum. çünkü ilk bakışta basit bir kitap gibi geliyor insana. bende zaten ismini beğendiğimden -ismi güzel olan kitaplara ayrı bir ilgim var- bir de fiyatının ucuz olmasından almıştım. ancak kitabı okuduktan sonra o kadar beğendim, kitap o kadar bendi ki kimseyle paylaşmak istemedim. ama sonra aklıma geldi ki bilgi ve mutluluk paylaşıldıkça çoğalır. marcuse insanın bilincinin, insanın kendisiyle kendisi karşısında oluşturduğu öteki kendisiyle olan etkileşiminden oluştuğunu söyler. yani bana da bu incelemeyi yazdıran galiba kendimdeki öteki oldu.

    kitaptan bahsedeyim mi bilmiyorum. okurken düşüncelere daldım, kendimi hatırladım ve çokça güldüm. o anlamda son derece akıcı ve eğlenceli bir okuma olduğunu söyleyebilirim. bazı yerlerde bu romantizme girmeseydin keşke diye yazarla konuştuğum oldu yani pasif bir okuma olmadı anlayacağınız. bir de dikkatimi, yazarın kafka’nın dava'sından etkilendiği çekti. birazcık dikkatle siz de fark edebilirsiniz, güzel nazire olmuş.

    konu: ölüm. kitabın bahsettiği tema bu. bunun yanında ölüm, yaşamla diyalektik bir ilişki içerisinde sunulmuş. yani güzellikte/yaşamda bulunabilecek bir teselli kalmadı aman aman öleyim tarzında ölüm güzellemesi yapmıyor. vurgulanan nokta adorno’nun da üzerinde durduğu gibi “bütün” fikrine bir direniş ve hakikati acılarda daha ilerisi yoklukta aramak. ( mevlana’da ki hiçlik kavramı değil aman karışmasın. )

    ama şöyle diyebilirim eğer kendinizi mutlu hissediyorsanız, günde, hafta da 1 ayda 1 hiç değilse yılda 1 kez ölümü düşünmüyorsanız, mezarlıklara hayatınızda zorunluluktan başka bir şekilde gitmediyseniz, ölümü düşünmekten hoşlanmıyor, kendinizi bilinçli veya bilinçsiz olarak hayatın geçici sahteliğine bıraktıysanız (burada geçici sahtelikten kastedilen insanların enerjilerini ve tutkularını ilişkilerden ziyade nesnelere yönlendiren, arzularını güdümleyerek onları sisteme bağlayan tüketimci kapitalizmdir.) -bu arada bunu pejoratif anlamda kullanmıyorum tabi sonuçta herkesin düşüncesine kimse karışamaz :)- okumanızı tavsiye etmem. bu saydığım hususlardan en az bir ikisini yapıyorsanız veya yaptıysanız kitabı okumaktan hoşlanacağınızı biliyorum. eğer bu incelemenin size küçücük bir şekilde etkisi olduğunu düşünüp de kitabı okursanız bir mesaj atıp kitap üzerine bir iki kelam etmeniz beni çok mutlu edecektir.

    iyi okumalar.